Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Ateizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #81  
Alt 25-03-2026, 02:50
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
Standart

bir onceki yazidada soyledigim gibi, bir insanin bilim insani olmasi onun tanri hakkinda kesin bir yargi verebilecegi anlamina gelmez. bu tur konular yorum ve bakis acisidir. bu kadar yani. baska bir sey degil.

ama bana gore ilginc olan bir sey var. bazen bilim ve din tamamen farkli seyler soyluyor gibi gorunse de, ki soyluyor, bazi noktalarda da benzer bir yere isaret ediyorlar.

mesela aklima ilk gelen sey su: madde aslinda gordugumuz gibi olmayabilir.

bazi dini yaklasimlarda goruyoruz, deniyor ki, duyularimizin bize gosterdigi dunya gercekligin tamami olmayabilir. yani gordugumuz sey, gercegin sadece bir kismi olabilir.

ilk bakista biraz felsefi biraz da ubsurt birr iddia gibi duruyor. biliyorum.

ama bilimsel verilere baktigimizda da farklı bir şey görmüyoruz ki. isterseniz tanri meselesinden biraz uzaklasip sunu konusalim. sonra tanri olayına baglayacagim en son.

soyle baslayabilirim. biz dunyayi duyularimizla algiliyoruz, degil mi, ama bu duyular cok sinirli calisiyor.

mesela gozlerimiz sadece isigin cok dar bir araligini gorebiliyor. elektromanyetik spektrum cok daha genis, ama biz bunun buyuk bir kismini hic deneyimlemiyoruz.

yani aslinda etrafimizda cok daha fazla sey var, ama biz bunlari gormedigimiz icin yokmus gibi dusunuyoruz.

eger gozlerimiz bu sinirla kisitli olmasaydi, dunya bize tamamen farkli gorunurdu.

belki de her sey isik dalgalarindan olusan, cok daha karmasik ve yogun bir yapi gibi algilanirdi.

ayni durum isitme icin de gecerli.

kulaklarimiz sadece belirli bir frekans araligindaki sesleri duyabiliyor. bunun disinda kalan cok daha yuksek ya da dusuk frekanslar var, ama biz bunlari hic duymuyoruz.

mesela yarasalar bizim duyamadigimiz sesleri algilayabiliyor. ya da dogadaki bazi olaylar cok dusuk frekanslarda titresim uretir, ama bu da bizim icin tamamen sessizdir.

hatta atomlar bile surekli titresim halindedir, ama biz bunu hicbir sekilde fark etmeyiz.

eger isitme duyumuz bu kadar sinirli olmasaydi, dunya bize cok daha farkli gelirdi.

yani daha fazla ses, daha fazla titresim, daha fazla hareket algilardik.

biz sadece duyularimizin izin verdigi kadarini deneyimliyoruz. ayni sinirlilik diger duyularimiz icin de gecerli.

mesela koku alma duyumuz sadece belirli kimyasal maddeleri algilar. havada aslinda cok daha fazla sey vardir ama biz bunlarin buyuk bir kismini hic fark etmeyiz.

tat alma da benzer sekilde calisir. sadece belirli tatlari algilariz. oysa yedigimiz seylerin icinde cok daha karmasik yapilar vardir.

dokunma duyusu ise bize cok sinirli bilgi verir. bir seyin sert mi yumusak mi oldugunu, sicak mi soguk mu oldugunu anlariz. ama gercek yapisi hakkinda neredeyse hicbir sey bilmeyiz.

yani anlatmaya calistigim şey su:

biz sandigimiz gibi her seyi deneyimlemiyoruz. aksine, buyuk bir kismini hic fark etmiyoruz.

hatta soyle soylemek mumkun: etrafimizda olan seylerin cok buyuk bir kismi, bizim icin tamamen yok gibi. yukarıda anlattigim sebepten oturu.

eger tum bu yapilari algilayabilseydik, zihnimizde olusan dunya resmi bugunkunden tamamen farkli olurdu.

yani gordugumuz dunya, gercegin kendisi degil, sadece bize gorunen hali.

ve bilimsel olarak bakildiginda, madde dedigimiz sey de sandigimiz gibi sabit ve kati bir sey degil.

daha cok titresen, hareket eden enerji yapilarindan olusuyor. hatirla, ilkokulda ya da ortaokulda atom diyagramlari gormustuk.

ortada proton ve notronlardan olusan bir cekirdek, etrafinda donen elektronlar. hatta bazilarimiz bunun modelini bile yapmistik.

renkli toplar, teller, donen halkalar felan... o zamanlar cok mantikli ve net gorunuyordu tabii.

ama burada ciddi problemler var esasinda.

bu kitaplardaki cizimler birsey ogrenmek icin iyi olabilir, ama gercegi tam olarak yansitmaz bunlar.

yani aslinda atom, o cizimlerde gordugumuz gibi yapilar felan degil.

daha 20. yuzyilin basindan beri, atomun gercek yapisinin cok daha farkli oldugu konusuluyor.

mesela ilk buyuk sorun olcek meselesi.

mesela hidrojen atomunu dusunelim. bir proton ve bir elektron. kitaplarda cekirdek ortada, elektron da ona yakin bir yerde cizilir.

ama gercekte bu boyutlar boyle degil.

eger cekirdek kitapta gordugumuz gibi bir buyuklukte olsaydi, elektronun cok ama cok uzakta olmasi gerekirdi. neredeyse kilometrelerce uzakta.

yani aradaki bosluk inanilmaz derecede buyuk.

bu da bizi su sonuca goturuyor:

atom dedigimiz yapi, aslinda buyuk oranda bosluktan olusuyor.

hatta soyle soyleyebiliriz: gordugumuz, dokundugumuz, kati sandigimiz her sey, buyuk olcude bosluk icinde duran parcalardan olusuyor.

cok bilinen bir ornek vardir, ama tekrar etmekte fayda var:

eger atomun icindeki bu bosluklar tamamen ortadan kaldirilsa, yani cekirdek ile elektron arasindaki mesafe yok edilse, insan vucudu inanilmaz derecede kuculurdu.

neredeyse toplu igne basi kadar bir boyuta inerdi.

yani bedenimiz sandigimiz gibi dolu, kati bir yapi degil.

neredeyse tamami bosluktan olusuyor.

yuzde 99.9999 gibi cok buyuk bir kismi aslinda bosluk.

yani maddenin ve atomun ic yapisindan bize soyledigi bir sey var. yani gordugumuz dunyanin aslinda ne kadar farkli bir temele dayandigini anlatiyor. ama sadece bu degil yani.cunku fizik biraz daha derine indikce, sadece maddenin degil, evrenin kendisinin de sandigimizdan cok daha farkli olabilecegini soylemeye basliyor.

ozellikle son yuzyilda bir suru fizik teorileri gelisti. soyledikleri sey su: bizim fiziksel evren dedigimiz sey, aslinda cok daha buyuk bir yapinin icinde cok kucuk bir parca olabilir.

yani evren, sandigimiz gibi sadece gordugumuz uzaydan ibaret olmayabilir diyorum.

daha cok, enerji temelli, cok daha genis bir yapinin icinde yer alan sinirli bir bolge gibi de dusunulebilir.

burada onemli bir degisim var.

cunku artik mesele sadece madde nedir sorusu degil.

evren nedir sorusu haline geliyor.

ve verilen cevaplar da giderek daha soyut hale geliyor.

mesela modern fizik, evreni sadece kati maddelerden olusan bir yer olarak degil, daha cok enerji desenlerinin olusturdugu bir sistem olarak goruyor. yani pek cok yerde daha once bahsetmistik, madde aslinda enerji ise, evren de bu enerjinin belirli sekillerde organize olmus hali olarak ifade etmistim.

burada yanlis anlasilmasin;

fizikciler bu sonuclara herhangi bir manevi deneyim yasadiklari icin gelmiyor.

tam tersine, matematiksel hesaplar ve gozlemler bunu zorunlu kiliyor.

yani ellerindeki denklemler, sadece gozle gorulebilen madde ve olculebilen enerji ile aciklanamayan bir tablo ortaya koyuyor.

bence bir sey eksik.

mesela einstein'in genel gorelilik teorisini gelistirdigi donemde boyle bir sorun ortaya cikiyor.

eger sadece gozlemlenebilen maddeyi hesaba katarsak, evrenin kendi uzerine cokmesi gerekir.

yani tum kutlelerin yarattigi cekim gucu, evreni icine dogru cekmelidir.

ama gercekte boyle olmuyor.

evren cokmuyor.

hatta daha sonra anlasildigi gibi, genisliyor.

bu da su soruyu doguruyor:

peki bu dengeyi saglayan sey ne?

einstein bu problemi cozmeye calisirken, gozle gorulemeyen ama etkisi olan bir enerji oldugunu varsaymak zorunda kaliyor.

yani matematik, bizi gorunmeyen bir seyin varligini kabul etmeye zorluyor.

daha sonra kuantum fizigi de benzer bir noktaya geliyor.

ama farkli bir yoldan.

onlar da evrenin her yerinde bulunan, ama dogrudan olculemeyen bir enerji alanindan bahsediyor.

bazen buna bosluk enerjisi deniyor.

ama burada bosluk kelimesi biraz anlamsiz kalir.

cunku aslinda tamamen bos bir yer yok.

her yerde bir tur enerji varligi oldugu dusunuluyor.

ve bu enerji, belirli bir noktada azalip artmiyor.

evrenin her yerinde ayni sekilde bulunuyor.

yani aslinda sandigimiz gibi tamamen bos bir uzayda yasamiyoruz.

tam tersine, her tarafi bir sekilde dolu olan, ama bizim dogrudan algilayamadigimiz bir yapinin icindeyiz.

neyse… bunlari niye anlattim?

cunku burada fark etmemiz gereken cok basit ama cok onemli bir sey var.

bizim bildigimiz, gordugumuz, ifade ettigimiz seyler… hepsi bizim sinirlarimiz dahilinde.

yani duyularimizin sinirlari, zihnimizin sinirlari, kullandigimiz kavramlarin sinirlari.

biz aslinda gercegi oldugu gibi degil, algilayabildigimiz kadariyla konusuyoruz.

mesela biraz once konustugumuz seyleri dusun.

isik var ama biz cok kucuk bir kismini goruyoruz.

ses var ama cok kucuk bir kismini duyuyoruz.

madde var ama sandigimiz gibi degil.

evren var ama gordugumuzden cok daha buyuk ve karmasik.

yani her adimda ayni seyi goruyoruz:

gercek var, ama biz onu tam olarak kavrayamiyoruz.

sadece bir parcasini tutabiliyoruz.

simdi burada durup su soruyu sormak gerekiyor.

eger durum buysa, yani biz bu kadar sinirliysak…

tanri gibi bir konuda kesin konusmak ne kadar mumkun?

yani bir insanin cikip vardir ya da yoktur demesi, gercekten neye dayanir?

cunku biraz once gorduk.

en basit fiziksel gercekliklerde bile, sandigimizdan cok daha fazla bilinmeyen var.

goremiyoruz, duyamiyoruz, olcemiyoruz… ama yine de var olabiliyor.

o zaman belki de mesele su.

bizim tartistigimiz sey, tanrinin varligi ya da yoklugu degil sadece.

bizim tartistigimiz sey, kendi sinirlarimiz.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #82  
Alt 25-03-2026, 06:44
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.668

Onur Üyeliği 

Standart

Görmediğimiz(illa göz olarak düşünülmesin, nesnel ve tutarlı ilişkiyle sağlanan, nesnel çıkarımlar da gözlemin parçası olur) hakkında da zaten bilgi, beyan olmaz. Bilim, bu konuda dinle ortaklaşmaz. Hayal kırmak, düşünmek, sorgulamak, sorular sormak aslında bilime değil, insana özgüdür, bilimle mümkün olmayan konularda bilim, dinle ortaklaşamaz, ortaklaşıyorsa orada soran, eden, kurgulayan insandır ve o halde iken başvurulan yol, yöntem bilim pratiğinin dışında, akıl, mantıkla da bağdaşmıyorsa, bilimle düşünsel zeminde de çelişir. Bilim açısından ele alacaksak, sorgulama ve sorular da bilimsel olmak durumunda... Bilim karanlıkta fener yakıp ilerlemek gibidir, fenerin ışığıyla gözlemleyebildiği hakkında veri, bilgi edinme işidir. Uhrevi, hayali, feneri söndürüp, karanlıkta mesnetsiz, mantıksız varsayım, büyülü, gizemli, kurgu, atıflarda bulunma, nasılsa karanlık ne dersem diyeyim, sınanamaz gibi bir durum, davranışı olamaz. Gerçeklik "nasıl göründüğüyle"(salt biçime ve göz faktörü, görüntüyle) ilgili bir durum değil, nasıl görndüğü zaten -ortada- olanın(gerçeğin) biçimiyle ilgilidir. Gerçek öznenin zihin, hayal gücü, işine nasıl geliyorsa öyle düşünmesinden bağımsız "ortada olma, ortadalık" hali. Yorum gerçeği değil, bilgiyi sağlar, bilgi de etkinin, tepki üzerinden yorumuyla sağlanır. Gerçek; yerine ikame olarak peydahlanamaz, soyut olamaz, türetilip paketlenemez, ama yorumlanabilir ve yorumlarda ortada olanla uygunluk, dairlik aranabilir.
spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Zaten -konu bilgi ise- aslolan veya bağlayıcı olan bilim değil, yöntemdir(ki bilimi de bilim yapan budur). Bilginin nasıl elde edildiği önemlidir(Yöntem: gözlem, tecrübe, sınama, deney-im, böylece elde edilen verinin(tepki kıyas-ölçümleri)yorumu(materyalizm)... Bu esas-temel ve usül olmadıkça, bilim de anlamsız veya yoktur -temelsiz, muhatapsızdır).
Bilgi dışında her şeyi konuşabiliriz, ama konu bilgi, bilim olacaksa her şeyi konuşamayız, her şey lafzı da anlamını yitirir... Bizim katı, sıvı, gaz vb. olarak gördüğümüz temel yapıtaşı değil, görece maddi yapılardır(formdur, biçimdir, yapıdır, madde tüm bu formların özüne dairdir ve herhangi bir formun biçimine, HAL'ine indirgenemez(bazıları belkide bu sebeple enerjii demeyi seçerler, ama aslında doğrusu "madde" kelimesini kullanmaktır, çünkü şeylerin temelind eyatan dendiği an, kastedilen her durumda madde -şeylerin temelinde olan- olur. Demek ki madde, formlara nzaran bakılarak, basit bir biçime indirgenemez. Görünemeyen düzeydeki muhteva, görünemediği için de enerji olarak düşünülemez, ancak çeşitli etkiler, gözlem, uzayın dokusunda hem biçim hem de etkisiyle gözlemlenen büzülmeler, basınç farkları vb... üzerinden nesnel olarak çıkarımı yapılabilir, işte asıl muhteva o olmalı... Gözlemlediklerimiz ise muhtevadan meydana gelen, görece çeşitli biçimler yansıtan formlar..

Doğada enerji diye bir şey(cisim, nesne) yok(bu bizim mecburen kullandığımız bir ifade, nicelik, soyutlama, ölçü namına. Dolayısıyla hiç bir şey yoksa bile tabanda, temelde enerji vardır denemez). Enerji esasında maddi lişkiler, etki-tepkiden açığa çıkan değişimler(iş'ten) ayrıştırılamaz, esasen enerji ilgili ilişkinin ne derecede etki-tepki, değişime veya doğru bir ifadeyle ne kadar iş kapasitesine sahip olduğuyla ilgilidir, niceliktir. Niceliklerin sanki aslının yerine geçiyormuşcasına kullanımı ise, mecburiyetten, izah, ifade, dil ve özne açısından zorunlu hale geliyor(çünkü izah eden de, izah edilen de insandır ve onun diliyle konuşmak zorundadır)... ve maddi etki-tepki-ilişki olmadan sadece form-yapılardan değil, enerjiden de söz edemezdik, ama formların açığa çıkmasında da İŞ(ilişki-etki-tepki değişim, fark dönüşüm) önem arzeder ki, bu bağlamda da enerji(iş kapasitesi) önemli hale gelir. Kısaca enerji(iş ve iş kapasitesi, ilişki, etki,tepki, dönüşümler)olmazsa formlardan da söz edemeyiz, böylece kısa yoldan ifadeyle, "enerji" formlar açısından temel öneme sahip olur ve her bir form ancak İŞ, enerjiyle var olur, İŞ, enerjiyle, "dirençle" vb. varlığını sürdürebilir.

Gündelik dilde, iradi bir eylem için "davranış" kelimesini kullanırız, bu dildir, biz de özneyiz, dolayısıyla elde olan kelime, kavramlar ve yüklediğimiz anlamlar sayesinde ifade edebilir, anlayabiliriz. Bilimde "davranış" ifadesi, örneğin su'yun akma davranışı, eğilimden, şu ya da bu elementin, şu koşulda şöyle davrandığı veya eğilim gösterdiği vb. ifadelerinin kullanılıyor olması, suyun gerçekten de keyfi tercihlerde bulunabildiği, davranış sergilediği anlamına gelmez... İzahlar ve ifadelerde, kelimelere değil, cümlede verilmek istenen mesaja, anlama bakmak gerekir. Su bir davranış sergilemekten ziyade, çekim kuvvetine kapılmıştır... Ama bunu özne-l olarak, eğilim, davranış kelimelerini kullanmadan nasıl ifade edebilirdik ki? Bir de elbette kişiler aşırı öznelcilik, idealizm batağında bönleşmemişse(niceliği, soyutlamayı, aslına işaret edeni, somutun, aslının yerine ikame etmiş(geçirmişse), bir biçimde, ne yapılsa da farkına varamıyorsa, elden bir şey gelmez... Bu kesimi bilhassa öznel idealistler*, dinciler, falcı, müneccim türünde sözde ayetvari kurgu üretenler, sözde bilimden nemalananlar temsil eder. * Sözde konferans yapıp, salondakilere siz bu salonun içinde değilsiniz, salon sizin içinizde, bu bilgisayar aslında yok, o sizin içinizde(zihninizde) diyenler vb.)

Başa dönersek, gerçeklik adına ölçütümüz "ortada olmak", iddiasının da "akıl mantıkla" bağdaşır olması gerekir. Ortada olmayan veya olsa da dolaylı veya dolaysız(kesinlikle tutarlı oılmalı) tespit edilemeyene dair bilgi de olmaz, lafzı da... Bu koşullarda ortada olmadığı ve hiç bir etki, ilişkiyle de bağıntı kurulamayan hakkında(nasıl oluyorsa?), ortada olduğu iddia edilen ne varsa, ya kurgudur ya da hayal gücüyle türetilendir, laftır. Heleki isim verip, tanımlanmışsa bu ancak insanın ütrettiği bir garabet olur. Varlık-yokluğun doğası zaten mutlak yokluğa(bu da mümkün olmaz, ama mecburen kullanıyoruz) veya evveliyatında var olabildiği iddia edilen kerameti kendidnen menkul bir tanrıya imkan vermiyor(varlıktan azade bir varlığın, bir çok yönden olanağı bulunmuyor, eğer varlığından söz edilemeyecekse o halde hitabın, hakkındlaığın, özeneleştirmenin, var olmasının anlamı olmuyor. Var, ama var değil, yok, ama yok değil demek gibi)...

Tanrıya "YOK" demek, illa iddia anlamıyla yok demek değildir. İddia olan ise aslında "var" kurgusudur(kurgudur çünkü ortada yoktur)... Aslında bu bağlamda öznel olarak yok denmesinde de bir beis yoktur, çünkü ortada olmayana var dendiğinde ne denebilir ki? Ama esas olan yokluğun, nesnel bir karşılığının olmamasına dair olanıdır(iddiadan ziyade ortada olmaması). Şu an masamın üzerinde, 70 tonluk bir Argentinosaurus görmüyorum, haliyle "A kişisi:masanın üzerinde 70 tonluk bir Argentinosaurus var" derse ne demeliyim? Siz olsanız ne derdiniz? Ben sadece görmüyorum demiyorum, benim bulunduğum odaya 70 tonluk canlı sığmaz, masam da o ağırlığı tartmaz zaten masamın yüzeyi de üzerinde durmasını sağlayamaz vs. diyorum. Yani bu uyduruk iddiaya karşı çok çeşitli, salt etkileşim(gözlem) değil, akıl-mantıkla yanıt veriyorum. Peki A kişisi: varsa, ama sen görmüyorsan diyorsa, bu tür yaklaşımlar safsata, insanın, öznenin, yani bizim türettiğimiz arızalar. Ben görmüyorsam, o da görmüyor, o halde nasıl uyduruyor?. Kerameti kendindne menkul bir tanrı, hem de içinde olmak zorunda olduğu sonsuz uzayı, varlığını, eylemini, özneliği sağlayacak maddesini(artık her nasılsa, ne şekilse, bir hakkındalığından, şashından, eyleminden söz edildiğine göre!) kendisi, kendisini yaratacak, eylemi nazarında ihtiyaç duyduğu zamanı da yine kendisiyle, artık neyi baz alacaksa başlatacak(ama kendisi başlamamış olacak), içinde olmak zorunda olduğu sonsuz uzayı da kendisi içinde olmadan önce yaratacak vs. (ya da doğrusu varlık-yokluk zaten başlayamaz, ilkin bunu kavramalı, ötesi masal olur). Üstüne de, kimse görmedi, kimse bir veriye sahip değil, gereği de yok(bir tanrıyı gerektirir bir durum, ihtiyaç da yok), öyleyse ne olduğu dahi belli değilken, var, yok demenin de anlamı bulunmuyor. Tanımlanamaz, tanımıyoruz(inkar anlamına gelmiyor, tanımıyoruz, yani gözlemi, verisine sahip değiliz, tanımlayamayız, hakkındalığından söz edemeyiz). Öyleyse tanımlanamaz olan hakkında konuşmak sadece bir uydurma, masal, bir çeşit arıza değil mi?. Dileyen inanabilir, ama sırf kişiler inanıyor diye, gerçeklik payesi biçilemez, gerçek kişilerin inancı, düşüncesinden bağımsız olandır, bağımsız ve ortada olanın da, varlığını ortaya koymak(zaten ortadadır) veya varlığını ortaya koyacak alakasız 3. şahıslara, öykü, masallara, mantıksız çıkarımlara, avukata gereksinimi olmaz, gerçek olan ortadadır...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #83  
Alt 10-07-2026, 21:41
Bay Bruce Wayne18 Bay Bruce Wayne18 isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Jan 2022
Mesajlar: 46
Standart

Sürekli felsefi akım değiştiriyorum. Ama sanırım tekrar ateist olabilirim. Çünkü deist Tanrı fikri bana önceden mantıklı geliyordu. Fakat evrenin var olması ve canlıların olması felan günümüzde bilimsel açıklamalar iyice daha fazla açıklanıyor. Ve evrim teorisi biyoloji olarak bilimsel açıklaması var. Astronomi olarak big bang teorisi, karadelikler, galaksiler yanı kısaca evrenin var olması için bir Tanrıya ihtiyaç yoktur. Bilim tek gerçek yoldur. Ve bilim yani materyalisttir. Yani Tanrıyı öne sürmek bence basit bir uydurmadır. Bilim sürekli kendisini düzelterek gelişiyor. Ve Tanrıya ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü bilim zaten teorilerle kanıtlarıyla her şeyi açıklanıyor. Yani Tanrı yoktur. Tanrı bir mitolojik uydurmalardan ibarettir. Ve artık kesin karar verdim. Artık ateisttim.

Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. Ziya Gökalp
Türküm ve Türklüğümle onur ve gurur duyarım.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
''İnsanın (Evrimle) Yaratılışı'' mehmetsalih İslam 69 05-12-2016 17:00
Ateizmin İki Türü: Negatif Ateizm ve Pozitif Ateizm ALKA Ateizm 14 14-07-2012 00:18
Göklerle Yer Arasındakilerin Yaratılışı ulpian Kur'an'da Mucize Yoktur 1 07-02-2010 01:20

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:13 .