Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Turan Dursun Sitesi Topluluğu > Servis Şartları & Site Duyuruları > Yeni Üyeler

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #51  
Alt 05-12-2007, 17:41
vgm.1 vgm.1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 31 Oct 2000
Mesajlar: 834
Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

Sevgili frodo Joshua mı Yehova mı ?
Saygılarımla;
Alıntı ile Cevapla
  #52  
Alt 05-12-2007, 17:50
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?



Sevgili uzmanım ;

Senin de belirttiğin gibi ben bir ademoğluyum.
Homosapiens olan sensin.
Üstelik araştırmayı bilen ve araştırmanın sonucuna göre "Gözlem"ini veren de sensin.
Ben nereden ve nasıl bileyim ?
Soruyu sana sormamdaki amaç bilgilenmek *içindi.
Araştırma bu hali ile benim gözlemimi söylemeye yeterli değil de *

Sevgili respendial'in önerisi güzel.
23 Nisanı bekleyelim çocuklarla araştırma yapar çıkan "Sonuçlara" göre fikirlerimizi beyan edebiliriz.
Alıntı ile Cevapla
  #53  
Alt 05-12-2007, 18:03
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

kendisi inancinin *disindaki dinleri, bir guzel elestirebildiklerine bakilirsa, bunlarin "tahrif" oldugunu gorebilenlerin, kendilerine gelince yanlis anliyorsunuz, oyle demek istememis, soyle demistir gibi kilif uydurmalari, genelde frodo'nun tezinin dogru oldugunu gosteriyor.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #54  
Alt 05-12-2007, 19:15
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

psikokemoterapi";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Sevgili uzmanım ;

Senin de belirttiğin gibi ben bir ademoğluyum.
Homosapiens olan sensin.
Üstelik araştırmayı bilen ve araştırmanın sonucuna göre "Gözlem"ini veren de sensin.
Ben nereden ve nasıl bileyim ?
Soruyu sana sormamdaki amaç bilgilenmek *içindi.
Araştırma bu hali ile benim gözlemimi söylemeye yeterli değil de *

Sevgili respendial'in önerisi güzel.
23 Nisanı bekleyelim çocuklarla araştırma yapar çıkan "Sonuçlara" göre fikirlerimizi beyan edebiliriz.
Sevgili ademoğlu mesajını aldım. Diyorsun ki; bu salt dinlere özgü değildir, aidiyetin her türünde
(ideoloji, ülkecilik vb) aynı sonuçlara ulaşmak mümkündür. Doğru. Ama bu bile bize dinlerin
göksel olmadığını, insanın ve onun soyutlama yeteneğininin ürünü olduğunu gösterir. Soru en azından bu başlığa benim giriş nedenim olan soru, sevgili peker'in ahlaki referanslarımızı belirleyenin din olup olmadığı ile ilgili sorusuydu. İddiam şu : eğer insanlığın ahlaki normlarını
belirleyen din olsa idi dünya gerçekten şu anki durumundan daha berbat olurdu.
Peker";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili frodo Joshua mı Yehova mı ?
Saygılarımla;
Sevgili peker R.dawkins Joshua ve yanlış hatırlamıyor isem Jericho savaşından söz ediyordu.
Yani bahsettiği musevi inancının tanrısı Yehova değil. Onun emirlerini uygulayan bir komutan
ya da kral. Senin sorun üzerine tevratta ilgili bölümü bulmaya çalıştım ancak başaramadım.
bana fazlasıyla karışık geldi. Sanırım Sargon bize bu bölümü bulmak konusunda yardım eder.

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #55  
Alt 05-12-2007, 20:55
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

Sevgili ademoğlu mesajını aldım. Diyorsun ki; bu salt dinlere özgü değildir, aidiyetin her türünde
(ideoloji, ülkecilik vb) aynı sonuçlara ulaşmak mümkündür. Doğru- FRODO

Çok Doğru.

Ama bu bile bize dinlerin göksel olmadığını, insanın ve onun soyutlama yeteneğininin ürünü olduğunu gösterir.-FRODO

Çok Doğru. Bir eksik.

Dinler göksel değildir, Tanrı gökseldir. Din Tanrının emrinin insanlar tarafından yorumlandığı ve bozularak aktardığı bir kültürel birikim *iken, Tanrı hep aynı şeyi en başından beri söyleyendir. Peygamberlerinde gelmesinin nedeni, dini gökselleştirenlerin kurduğu hegomanyayı dağıtmaktır.


Din insana ait bir birikmiş kültür, Tanrı hep yeni ve taze kalan Mutlak Güçtür.

Ayrıca *peygamberlerin ölümü ile dinin gökselleşmesi hemen başlamış ve bu bir döngüsel hal almıştır. *Bir peygaberin gelebilmesi için şartların oluştuğu olaylar aşağı yukarı aynıdır. *Burada sorulması gereken şey, "Madem bu bir kısır döngü, neden Tanrı bu kısır döngüyü kurdu olmalıdır."

Veya bu kısır döngüyü insanların kurduğuna inanıyorsa; "Tarih neden hep tekerrür ediyor" olmalıdır.


Sonuç olarak,

Dinlerin göksel olmadığı doğrudur. Dinlerin yanlışları ile Tanrı yoktur demek yanlıştır. *Karıştırılan şey ise, Din olarak gelen ve anlatılan herşeyin, Tanrısal olduğunun peşinen kabul edilmesidir. Bunda da suç, inanmayan ve dışarda duranda değil, Tanrıyı kendi nefsi arzuları adına konuşturan dincilerdedir.

Elhasıl, Tanrı dine bağlı değildir. Toplumları yönetenler, kasıtlı veya kasıtsız, yanlış olarak Tanrı diye dine tapınca, söylemleri Tanrı adına gibi durmakta ve böylece aklı başında her insan da dinden uzak kalmaktadır.

Ne demişler, Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz.

İşte bu vecizenin sırrı da budur.

O nedenle, inanç bir tercihtir. Tercihin sonuca etkisi yoktur.

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #56  
Alt 05-12-2007, 21:19
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

"Ayrıca *peygamberlerin ölümü ile dinin gökselleşmesi hemen başlamış ve bu bir döngüsel hal almıştır. *Bir peygaberin gelebilmesi için şartların oluştuğu olaylar aşağı yukarı aynıdır. "

Sevgili oki,

Tanrı yani hep aynı şeyi başından beri söyleyen yaratıcı insanlarla doğrudan iletişim kanallarına
sahip değil miymiş ki aracılar göndermiş ?

Sonsuz büyüklükte bir evren tasarlayıp hayata geçiren yaratıcı, her ince ayrıntıyı şaşmaz bir
hesaplama ile kurgulayabilen bu kadir-i mutlak neden kulları ile doğrudan iletişim kurmamış ?

Şimdi ben desem ki yaratıcı, pencereme vuran yağmur damlalarını mors alfabesi gibi kullanarak
benimle diyalog kuruyor. Sence tedavi görmem gerekir mi ? Bana göstereceğin adres Bakırköy
Ruh ve sinir Hastalıkları Hastahanesi ise kendisinin peygamber olduğunu söyleyenlere nasıl inanırsın ?

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #57  
Alt 05-12-2007, 22:24
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

Peker";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili frodo Joshua mı Yehova mı ?
Saygılarımla;
14 Böylece ikinci gün de kentin çevresini bir kez dolanıp ordugaha döndüler. Aynı şeyi altı gün yinelediler.

15 Yedinci gün erkenden, şafak sökerken kalkıp kentin çevresini aynı şekilde yedi kez dolandılar. Kentin çevresini yalnız o gün yedi kez dolandılar.

16 Kâhinler yedinci turda borularını çalınca, Yeşu halka, “Bağırın! RAB kenti size verdi” dedi,

17 Kent, içindeki her şeyle birlikte, RAB`be koşulsuz adanmıştır. Yalnız gönderdiğimiz ulakları saklamış olan fahişe Rahav`la evindekiler sağ bırakılacak.

18 Sakın RAB`be adanan herhangi bir şeye el sürmeyin. Adadığınız şeyleri alırsanız İsrail`in ordugahını felakete ve yıkıma sürüklersiniz.

19 Bütün altınla gümüş, tunç* ve demir eşya RAB`be ayrılmıştır. Bunlar RAB`bin hazinesine girecek.”

20 Halk bağırmaya başladı, kâhinler de borularını çaldılar. Boru sesini işiten halk daha yüksek sesle bağırdı. Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece kenti ele geçirdiler.

21 Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.

22 Yeşu ülkeye casus olarak gönderdiği iki adama, “O fahişenin evine gidin, ant içtiğiniz gibi, kadını ve bütün yakınlarını dışarı çıkarın” dedi.

23 Eve giren genç casuslar Rahav`ı, annesini, babasını, erkek kardeşleriyle bütün akrabalarını ve kendisine ait olan her şeyi alıp İsrail ordugahının yakınına getirdiler.

24 Sonra kenti içindekilerle birlikte ateşe verdiler. Ancak altını ve gümüşü, tunç ve demir eşyayı RAB`bin Tapınağı`nın hazinesine koydular.


Peker bulamamamın nedeni türkçeye çevrilirken Joshua isminin Yeşu olarak çevrilmesiymiş.

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #58  
Alt 06-12-2007, 02:01
3.yol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
3.yol 3.yol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2007
Mesajlar: 1.165
Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

ABD'de seneye yani 2008'de baskanlik secimi olacak. En buyuk iki partinin (Demokratlar ve Cumhuriyetciler) adaylari da eyalet bazinda kendi secmenlerinin oylari ile belirlenecek. Gecenlerde Cumhuriyetci adaylara bir soru soruldu: Incil'de gecen her ayete kelimesi kelimesine inaniyormusunuz diye. Buyuk cogunlugu bazi ayetlerin alegorik oldugunu soyledi. Cunku baska turlusunu akil / mantik caginda iddia edemezsiniz. Yoksa nasil aciklarlar Incil'de gecen kolelik, katliam ve kirim gibi *vahseti. Bunlar artik gunumuzun ahlak standartlarina uygun degil o yuzden inancli arkadaslarimizin onunde iki secenek var:

1) Ya kutsal kitaplardaki bazi ayetlerin alegorik oldugunu iddia edeceksiniz
2) Ya da bu kitaplarin tahrifata ugradigini kabul edeceksiniz.

Yoksa Tanri kavraminin ozune ters dusersiniz.

Saygilar,
Alıntı ile Cevapla
  #59  
Alt 06-12-2007, 02:11
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

Tanrı *yani *hep *aynı *şeyi *başından *beri *söyleyen *yaratıcı *insanlarla *doğrudan *iletişim *kanallarına
sahip *değil *miymiş *ki *aracılar *göndermiş *? * -Frodo

Çok doğru bir soru.

Bu Oki'nin en çok takıldığı sorulardan biri *buydu zaten.

Sonra bir gün, Peygamberin kim olduğunu anladım. Peygamber terazinin zulmden yana ağır basan tarafını dengelemek için halkların beklentisi sonucu ortaya çıkan en uygun adaydı. Musa beklendi, İsa beklendi, Muhammed beklendi ve başkaları da beklendi.

Öyleyse bekleyen neyi bekliyordu? Bunun cevabı bir kurtarıcıydı.

Peki ama neden bir lider ve bir kurtarıcı, sonuçta Tanrı'nın emirlerini uygulayarak zulmü ortadan kaldıran yine insandı. Öyleyse neden beklediler ve beklendi ve bekleniyor?

Çünkü insan korkaktır. Aynı zamanda bencildir. Bu korkaklık ve bencilliğin tek bir merkezde toplanarak güç haline gelmesi için birine ihtiyaç vardı. Hala da var bence.

Soruyu biraz daha açalım...

Yani peygamber tanrıdan bir emir almadan kendi kafasına göre mi, konuşuyordu? Eğer öyleyse peygamber Tanrı'ya inanmayan kişi demektir. Veya peygamber kendini tanrı olarak mı görüyordu.

Bu soru aslında neredeyse bütün dinlerin içinden kendilerine uygun olanı alarak tapındıkları peygamber portresi için biçilmiş kaftandır.

Oysa Allah varlığını aksettirdiği her şeyde zaten ordadır.

Yani, Peygamber olarak görevlendirildiğinde o beşer, bir zuhurullah olarak direkt muhatap oluyordu. Sorudaki Tanrı neden aracı kullandı sorusunun aslı şöyle olmalı bence;

Tanrı her şeyde zuhur ediyorsa, aslında kendi ile mi konuşuyor?

Bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ayetinde anlatılan oyun, Tanrı'nın kendi oyunu mu? Öyleyse biz kimiz ..

Bu soruya da, la mevcuda illa hu diyenler çıkmıştır. La meşhuda illa hu diyenler çıkmıştır.

Oysa olay şudur.

Her şey Tanrı'dandır. Bir kalem düşünün. O kalem içindeki kurşun kalemdeyken o kalemdir. *Kurşun kâğıda bir el tarafından yazılınca kurşun kalemdeki aynı kurşun iken artık kalem değildir.

Şimdi soru biraz daha netleşti.

Öyleyse kalemi yazan kimdir?

Kalemi yazan bir eldir. Bu el ise kaderdir. Herkesin kâsesine aynı miktar kurşun koyulur. Sonra bunları başlar kader kâinat sayfasına yazmaya. Kimi kurşundan asker yapar saldırır, kimi kurşundan mermi yapar öldürür, kimi kurşundan büyü yapar döktürür, çoğu da kurşunu yemek sanar tez elden öldürür.

İşte sayfaların dürülüp toplandığı ana inanırsanız, kurşunun değil içinde yazılan iradenin asıl olduğunu anlarsınız. *

Sorunuza dönersek,

Tanrı neden benimle direkt konuşmuyor sorusunun cevabı; Tanrı zaten konuşuyor. Kalabalığa hep bir anda konuşmak için ortak merkeze toplanmayı sağlamak için peygamberlerini gönderiyor diyebiliriz. *

İyi ama o zaman, Tanrı herkesle konuşuyorsa neden diğerleri duymuyor da Tanrıya karşı geliyor.

Burada Tanrıya karşı gelmek ne demek önce onu bilelim. Tanrıya karşı gelmek için tanrıyı kabul etmek gerekir. Bunlar için söylenecek şey içlerindeki alıcıların farklı bir fısıldanmaya yönelmiş olmasıdır. Zira Tanrıyı kabul eden şeytanı da kabul etmek zorundadır.

Tanrıyı kabul etmeyen ise şeytanı da kabul etmediği için, içindeki sesi duyacak kadar sakin bir ortamda değildir demektir. Bu sesi duyabilmek için sakinliğe ve sükûnete ihtiyacı var demektir.

Öyleyse Tanrı neden inanmayanı sakin yerde değil de gürültülü yerde yarattı.?

Gürültülü yerde yarattı çünkü. O gürültü aslında başka bir sakinlik için gerekli. Asıl olan bu gürültüden çıkmak için de o kimseye yollar da yarattı. Akıl bu yollardan biridir.

İyi de Tanrıyı akılla kabul etmek imkânsız demiştin?

Tanrı akıl ile kabul edilmez. Akıl tercihte bir etkendir sadece o kadar. Daha korku var şehvet var, ümit var, kalp var, şefkat var, nefret var bir sürü böyle aletleri var insanın. O aletleri kullanabilmeyi ise insanın iradesi tanzim eder.

Denilebilir ki, bu anlatılanlar deli saçması. Akıl ile çelişir.

İşte bu nedenle de özellikle İslam'da mutezile denilen bir akım çıkarak; iradeyi insana vermiş ve Tanrı'yı akıl ile anlatmaya girişmiştir. Oysa akıl ruhun derinliklerinde var olan ve her insanda mevcut olan öz benliğe ulaşamıyor. Zira çevresel birçok faktör ile akıl öğrenen bir süreçte dışsal algılar için işe yarıyor. Bu başarılabilir mi derseniz eğer? Bir cevabım yok. Belki olabilir. Ama olursa bile cetvel varken, pergel ile dikdörtgenin çevresini hesaplamak gibi bir akıl dışı uygulama olur bence.

Dinlerde Tanrının gökte hapis edilmiş gibi tasavvur ettirilmesi bu yer cüce tanrılarının bir işidir. Bunun emrin aslı ile bir alakası yoktur. Kutsal kitapların hepsinin söyleminde, tevatürün kelimesi kullanılır. Bu şu demektir.

Bunu sana aktaran atandır. Oysa Kuran şöyle der, bırak onlar atalarının onlara anlattıkları ile oyalansınlar.

Bu hitapta muhatap, hiç inanmayan değil, Tanrıyı şekilsizliğinden ve her şeyden münezzehliğinden bir şekle ve tanımlanabilir hale getirmeye çalışan dincilerdir. Onlar Tanrı her şeyden münezzehtir der ama, sonra başlarlar tasvir etmeye ve akıl dağılır. Onlarında istediği budur zaten. Aklı mihenk tutturup, duygunun ve o içten gelen öz benliğin sesini kesip, kendilerine taptırmaktır amaçları.

Hâlbuki inanç bir tercihtir. *Bu tercihin açılımı ise, içinizdeki o en dipteki sesin kaynağına verilen addan başka bir şey değildir.

Siz bu sesin sahibi benim ve neden tanrı benle konuşmuyor dersiniz, ben tanrı vicdanım vasıtası ile benimle konuşuyor derim.

Vicdan kelimesi burada şefkat ile çok karıştırılır. Şefkat insani bir duygu iken, vicdan insandan farklı şekilde sanki onda terazi görevi görmek için vardır.

Adalet ile vicdan kelimesinin bir arada anılmasının nedeni de budur zaten.

Mesela bir kişi adam öldürüyor ve aradan yıllar geçiyor. Geliyor itiraf ediyor. Vicdani bir azap çektim diyor. Bunu akıl ile açıklayamayız.

Sanıyorum Şiraziydi şimdi bakamam kitap yanımda yok. Der ki;

"Yarab, bu bana reva mı? Ashabı kehf'in leşkleri cennetteyken ben habibinin askeri olarak cehenneme mi gideceğim"

İşte vicdanın tarttığı en son nokta burasıdır. Cehennem bir azap yeri iken lüzumsuz bir azap Tanrının abes iş yapması demek olur. Hâlbuki cehennem kurşunun eritilmesi ve yeniden hazırlanması demektir. Asıl azap, artık sizin bir el olarak o oyunda canlı aktör değil, dolgu malzemesi olarak veya bir kum tanesi olarak hasetle bakmanızdır.

Bu nedenle eşyanın tabiatı derler ya hani, bu eşyanın tabiatına canlı olarak baktığınızda hayal sizleri alır taaaa nerelere götürür. Gezdirir geri getirir.

Bunların hepsi yanlış diyelim.

Yerine ikame edeceğimiz tek şey akıldır. Ve akıl insanı kontrol eden bir azap mekanizmasıdır.
En mutlu insan bilmeyen insandır sözünün açılımı da budur.

Eğer toplumların içindeki vicdanı, ortak bir amaç için harekete geçirebilirsek topluca yeni yaşamların kapılarını açabiliriz. Yoksa son zaten bildiğimiz sondur. Ve halkların kaderleri topluca verilir. Tarih bize bunun örneklerini çokça göstermektedir.

Bu adı çoğu için hayal olan olguya varım derseniz inanır olursunuz, yokum derseniz inançsız.

Nehrin karşı kıyısında da aynı vicdan vardır. Bu kıyısında da.

Sonuç olarak,
Tanrı bizlerle konuşur. Toplu hareket ettirmek için peygamberleri konuşturur.
Benimle konuşan benim diyebilirsiniz. İşte bu da bir tercihtir. Oysa burada kimin konuştuğu değil, neyin sizden toplumsal fayda için konuşma olarak yansıdığıdır

Diyebilirsiniz ki, bu konuşmanın ne kadarı bize ulaştı, madem konuşuyor neden 1400 sene geriden veya 5000 sene geriden kulak vereyim ki? Bugünde konuştursun.

Bu sorunun cevabı olarak bende çok sıkı bir şekilde araştırma yapıyorum.
Bu yakın dönem konuşması ve tek merkezden yönlendirme yapması Adliyetin muktezasıdır.

Bizler sanki tüm kâinat olarak Tanrıyı yansıtıyoruz. Filin ayağının resmine bakarak nasıl fili tasavvur edemiyorsak, tümevarımdan başka yolumuz olmadığı için, bütünü asla göremiyoruz.

Yansıyan Tanrı iken, aynanın içindeki yansıttığımız ve gördüğümüz Tanrı değil. *
Peygamber ise aynası bulunduğu dönemde, en temiz olan kişidir. Peygamber olarak seçilmesi aynasının entemiz olmasındandır.

Böylece Tanrı aslında herkese aynı şekilde söyler, Peygamber ise söylemi halklara iradesi dışında en iyi yansıtandır diyebiliriz. *İrade ise beşeri münasebetlerindedir. Buna cinsel arzuları dâhildir. *Bizler ise vicdanımız vasıtası ile o sesi anlarız.

Peygamber bu asırdan bakılınca vicdansızca görünen uygulamalar yapmıştır. O zaman vicdan mihenk olamaz denirse?

Meşhur kurayza hadisesi devreye girer. Kısaca cevap vermek gerekirse, Beni kurayzalılar neden kitaplarındaki hükmü kabul ettiler de, hayberliler antlaştılar sorusunu tarihte incelersek cevabı kolaylıkla bulabiliriz.
Dünyanın bir ömrü olduğunu bilmek ve yenidünyalar aramak ile belki bu zamanda Tanrı’dan kaçılabilmek mümkündür denilebilir. Ama madde hep sonludur. İnsan madde olmadan yaşayamayacağına göre, bu kurulu kâinat düzeni de sonludur. *

İnsanlığın baş etmekte başarılı olamayacağı kural, erozyon kuralıdır.

Tesadüfü olarak oluşan bir kâinatı, yeniden yeni bir tesadüfle beklemek akıl olarak kabul edilerek doğru bir önerme olarak savunulurken, Yaratılışı bir iradeye vererek yeniden dirileceğimize inanmak akıl dışı olarak nasıl kabul ediliyor anlamak mümkün değildir.

Eğer ikincisi saçma ise birincisinin olma olasılığı zaten ortadan kalkar.

Kâinat oluştuktan sonra evrimi savunmak ise zaten şart olan bir durumdur. Kutsal kitaplardaki anlatılan yaratılış öykülerini okurken tasvirleri hep gelimekte olan bilgi yardımı ile doğru yerlere koyduğumuzda zaten aynı sonuca varmaktayız.
Evrim ile Tanrının yaratması arasında bir çelişki yoktur. Çelişki, Tanrının emrini yanlış yorumlayan dincilerin söylemlerindedir.

Musafların ne kadarı tanrı sözüdür derseniz eğer, hepsi derim. Ama söylendikleri dönemler içinde kalmak şartı ile. Her din doğar yaşar ve ölür. Bu Tanrının takdiridir. Zira Tanrı her an yaratma ve bu yarattıklarını bildirmektedir. *Asıl din bu şekilde hep yeni ve taze kalmaktadır ve zikri biz indirdik onu koruyacakta biziz ayetinin sırrı budur.

Bu nedenledir ki; peygamberler hep eski peygamberin en sadık savunucuları gibi görünen ama dini kendi nefisleri için kullanan komitelerin hegomanyasını yıkmak için gelmiştir. *Savaşların hepsinin temelinde din olgusunun yatmasının sebebi de budur.

Yeni bir dünya döneminde halkların birlikte hareket etmesi söylemi ise yakın duymak isteyenler tarafından zaten duyulmuştur. Duymayanlarda duymuş oldu.

İnsan yaşadığı ile kalır, sonra kemik olur sonrada toz. İşte hayat budur denirse; bu her insan için ortalama bekleme süresi 65 olan bir zaman diliminde öğreneceği cevaptır.

Akıl cevabını öğreneceğiniz soruları yaşam hedefi olarak göstermez. *Aksine akıl cevabın şıklarını o sürede iyice araştırmayı gerektirir.

Aksi ise nefsin canlı kaldığı sürece size hükmetmesidir.

Bu yazı aynı zamanda vacibul vücudu açıklamak için yazılmıştır..

Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #60  
Alt 06-12-2007, 02:34
vgm.1 vgm.1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 31 Oct 2000
Mesajlar: 834
Standart Re: İslâm, Türkleri ahlâksızlaştırdı mı?

okinono bakın aşağıdaki iki yazıyı daha önce yazmıştım C/P yaptım
ingilizcesi coincidence burada siz random anlamında alıyorsunuz tesadüfü.
Burada yazanlar salak insanın oluşumunu gelişigüzel diye açıklıyorlar bir siz *bunu hemen *anlıyorsunuz. Biraz anlama gayreti lütfen.

Metafizik felsefe rastlantı (tesadüf) kavramını zorunlulukla karşıtlaştırmıştır. Rastlantıyı neden - sonuç ilişkisine dayanmayan bir olgu olarak algılıyorlar. Rastlantı da zorunluluktur ama siz olayın tüm gelişim seyrini biliyor ve hesaplayabiliyorsanız. Örneğin, siz uzay gemisindesiniz ve bir meteoru inceliyorsunuz hızını, yörüngesini (istikametini) hesapladınız ve dünyaya abartalım İstanbul’da Fatih semtine çarpacağını hesapladınız bu olay sizin için bir zorunluluktur ama Fatih‘te yaşayan ve olaydan haberi olmayan biri için rastlantıdır. Rastlantı neden – sonuç ilişkisine dayanmaz demek değildir. Kısaca rastlantı algıladıklarımız anlamında özneldir.
Doğal olarak başımıza taş yağdı diye yorumlayanlar da olacaktır. Hadi açıklayın dinsizler meteor niye düştü, dünyadasınız takdiri ilahi değil de ne bu meyhanenin tepesine düştüyse yandınız hak ettiğiniz cezayı buldunuz, camiye düşerse belki yırtarsınız.
Saygılarımla;

Bir önceki yazımda rastlantı ve zorunluluk kavramlarını açıklamaya çalıştım.
Buradan hareketle metafizikçilerin evrim teorisine olan en temel eleştirileri “insan denen mükemmel varlığı oluşturan parçalar nasıl oluyor da rastlantısal (tesadüfî) olarak bir araya geliyor”
Kastedilen rastlantısallık; zorunluluğa neden olan olayların birbirleriyle ilişkilerinin, olum süreçlerinin matematik, fizik, kimya ve biyoloji diliyle açıklanamamış olmasıdır. Bazı olayların henüz açıklanamıyor (bilimsel olarak) olması bizim bilime olan güvenimizi (inanç sözü kullanılamaz bilim din değildir) sarsmaz aksine daha çok çalışmamız, teorilerimizi ve deneylerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini anlatır. Elbette ki canlıları oluşturan bileşenler hadi toplanıp bir insan yapalım dememişlerdir. Bunlar bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişlerdir. Bir önceki yazıma bakın lütfen.
Bir materyalist bu süreci açıklamaya, anlamaya çalışır. Çünkü çalışkandırlar, güzel ahlaklıdırlar, insan ve doğa sevgisiyle doludurlar, amaçları insanın doğa karşısında mücadelesini yükseltmektir.
Bir metafizikçi cevap verir(kendi cevabı da yoktur). Çünkü tembeldirler(her zaman en kolay yolu seçerler), ahlaksızdırlar, zalimdirler anlamaya çalışmak bir yana anlamaya çalışanları da tehditlerle, şiddetle durdurmaya engellemeye çalışırlar. Bu sitede bile bunun örnekleri çokça var. “cehennemde yanacaksınız”, “kalpleriniz mühürlü”, “gözleriniz kör olsun” bu tehdit ve hakaretlerden haz duyarlar çünkü bizler cehennemde yanarken emin olun onlar cennetten çıkıp bizi seyretmeye gelirler çünkü insanların eziyet ve işkence çekmelerinden zevk alırlar, bunların tanrıları, peygamberleri ve ümmetleri de böyleydi devamı olanlarda böyledir (sadisttirler). Kadınları mazoşisttir 2. Sınıf insan olmayı kendilerine reva görürler ve bundan keyif alırlar. İslam ülkelerinde kadın hakları ortada duruyor bakmak ve görmek isteyenlere, bakar kördürler. Retinanın tasarımını öve öve bitiremezler ama işlevini anlayamazlar.
Bu dediklerime itirazı olanlar tarihe baksınlar haçlı seferleri, cihatlar, 100 yıl savaşları, engizisyon, 1. , 2. Dünya savaşları hepsinde baş aktör din (isteklendirme anlamında). Bir de şöyle derler “Din size savaşmayı mı emrediyor, öldürmeyi mi?”. Utanmazdırlar yalan söylerken yüzleri dahi kızarmaz çünkü bunu cihat uğruna yapıyorlardır. Korkaktırlar cennet mükâfatı veya cehennem korkusu olmadan savaşamazlar. Haindirler Kurtuluş savaşında olduğu gibi gâvurla işbirliği yaparlar. Kendi dinlerinden olan ülkeler işgal altındayken işgalcilere alkış tutarlar. İşte Irak örneği. Kendi ülkelerini bile savunmaktan acizdirler Amerika’yı yardıma çağırmışlardır, Körfez savaşı.
Saygılarımla;
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:13 .