
06-05-2009, 00:21
|
 |
Yazar
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
|
|
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Hakdoğan ne yazıkki etrafımdaki insanlar senin gibi konuşmuyorlar. Ayrıca Türkçeye sokulan yabancı kelimeleride pek sevdiğim söylenemez.
|
Bunlar 1000 küsür yıldır Türkçemizde olan, Türkçeleşmiş, öz be öz malımızdır.
Savaş açman gereken, Türkçeyi özüne döndürüyoruz ayağına ortaya çıkarılan uydurukça ucubesidir.
Sizleri, İngilizce, Fransızca ve latin kökenli kelimeler konusunda da hassasken görmek isteriz
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Ciddi söylüyorum aralarında ilişki kurmaya çalışıyorum malesef olmuyor.
|
Çap meselesi @Ki-Adi, olmuyorsa yapacak çok şey yok.
Tanrı'nın Vahiy göndermesini makul gören(bunu makul görmüyorsan evvel emirde bunu konuşmalısın) bir akıl, o vahiyde muhatap alınan İnsanoğlu'na hakikatlerin ikna edici bir metodla anlatılmasında ne gibi bir mahsur görebilir?
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Sende hiç yardımcı olmuyorsun.
|
Fena halde oluyorum da, nasıl desem malzemeden (bu pozisyonda sen) yana sıkıntı var.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Ben sana Tanrı neden bu kadar çok yemin ediyor diyorum sen bana gayb diyorsun.
|
Kardeşim ezberciliği bırakın.
Arap dilinde kasem/yemin ne için, hangi şartlarda kullanılır yazdık çizdik. Birazcık bakacaksınız, araştıracaksınız.
Bak bir örnek :
"Şimdi yemin ederim o sinenlere, o akıp akıp yuvasına girenlere, yöneldiği zaman o geceye, nefeslendiği zaman o sabaha ki, muhakkak o (Kur'an), şerefli bir elçinin getirdiği bir sözdür." Tekvir 15-19
Şimdi burada yeminlerin cevabı " o (Kur'an), şerefli bir elçinin getirdiği bir sözdür" Yeminlerdeki hikmet içinde Rahmetli Nurbaki'nin yukarda verdiğim adresteki yazısına bir müracat et bakalım, jetonun düşecek mi ?
http://www.nurbaki.com/?p=762
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Ayette diyor Apaçık Kuran ama sen diyorsun apaçık olduğu garanti değil.
|
Acep öyle mi demişim ?
Bakalım :
hakdogan´isimli üyeden Alıntı
bir metnin apaçık olması durumunun, onun her zaman o açıklıkta anlaşılmasını garanti etmiyeceği gerçeğini
|
Metin apaçıktır, fakat her devirde herkes metnin sahip olduğu açıklıkta idrak edemiyorlarsa, bu metni kapalı kılmaz.
Çaktın mı ?
|

06-05-2009, 00:38
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
kamiloğlu´isimli üyeden Alıntı
Sende haklısın üstad
tabi o kitap görene görene....
ben dün hud suresini okudum şükürler olsun bir kat daha arttı imanım
ondan öncede ilmiye hanımı dinlemiştim ünlü sümerolog varya
o kadının acziyetine acıdım
|
Acaba rica etsem senin imanını bir kat arttıran Hud Suresi'nin aşağıdaki ayetleri ne diyor söyler misin? Benim de imanım artsın.
'' Elif Lâm Râ. ...'' (1. , 2. ayet)
|

06-05-2009, 00:45
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
kamiloğlu´isimli üyeden Alıntı
Sende haklısın üstad
tabi o kitap görene görene....
ben dün hud suresini okudum şükürler olsun bir kat daha arttı imanım
ondan öncede ilmiye hanımı dinlemiştim ünlü sümerolog varya
o kadının acziyetine acıdım
|
Hud Suresi'ndeki aşağıdaki ayetin imanını nasıl ikiye katladığını da anlayamadım. Yardımcı olabilir misin?
'' ... henüz Arş'ısu üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. .. '' (7. ayet )
Gökler ve yer yaratılmadan önce su olduğuna inanmalıyız, doğru mu anlıyorum? Yardım lütfen.
|

06-05-2009, 01:10
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2009
Bulunduğu yer: Sakarya
Mesajlar: 717
|
|
Bunlar 1000 küsür yıldır Türkçemizde olan, Türkçeleşmiş, öz be öz malımızdır.
Savaş açman gereken, Türkçeyi özüne döndürüyoruz ayağına ortaya çıkarılan uydurukça ucubesidir.
Sizleri, İngilizce, Fransızca ve latin kökenli kelimeler konusunda da hassasken görmek isteriz 
|
Merak etmeyin aynı hassasiyeti orda gösteriyorum.
|
Çap meselesi @Ki-Adi, olmuyorsa yapacak çok şey yok.
Tanrı'nın Vahiy göndermesini makul gören(bunu makul görmüyorsan evvel emirde bunu konuşmalısın) bir akıl, o vahiyde muhatap alınan İnsanoğlu'na hakikatlerin ikna edici bir metodla anlatılmasında ne gibi bir mahsur görebilir?
|
Bir de şu ayeti yazsaydın tam olacaktı be Hakdoğan
"Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır"
Çapsızda olduk ya neyse önemli değil yeterki Senin çapın yeterli ya canın sağolsun. Şükret Tanrına sana büyük bir çap verdi diye. bak herşeyi bir kere de anlayabiliyorsun.
Güzel demişsin İnsanoğlu için hakikatleri anlatmak için ikna edici metod kullamasında ne gibi bir sakınca var. Ama sorun Tanrının insanları hem ikna ediyor gibi gözükürden öte yandanda istese herkezi ikna edebilecek gücü varken bunu kullanmayıp yeminler ederek ikna etmeye çalışıyor.
|
Kardeşim ezberciliği bırakın.
Arap dilinde kasem/yemin ne için, hangi şartlarda kullanılır yazdık çizdik. Birazcık bakacaksınız, araştıracaksınız.
Bak bir örnek :
"Şimdi yemin ederim o sinenlere, o akıp akıp yuvasına girenlere, yöneldiği zaman o geceye, nefeslendiği zaman o sabaha ki, muhakkak o (Kur'an), şerefli bir elçinin getirdiği bir sözdür." Tekvir 15-19
Şimdi burada yeminlerin cevabı "o (Kur'an), şerefli bir elçinin getirdiği bir sözdür" Yeminlerdeki hikmet içinde Rahmetli Nurbaki'nin yukarda verdiğim adresteki yazısına bir müracat et bakalım, jetonun düşecek mi ?
|
Sende bir bıraksan şu ezberciliği çok güzel olacak.
Tutturmuşsun arap dili, kasem diye. Tanrın bu kitabı sadece araplaramı gönderdi. Tüm insanlara gönderdiyse bu kitabın başka dillere çevrileceğini bu insanlarında kafalarının karışabileceğini bu yüzdende kutsal kitabında insanları çelişkiye düşürecek sözler seçmeden söyleseydi ya ne diyecekse.
|
bir metnin apaçık olması durumunun, onun her zaman o açıklıkta anlaşılmasını garanti etmiyeceği gerçeğini
Çaktın mı ?
|
Kuran bugün apaçık anlaşılıyor fakat yarın apaçık anlaşılamayacak diye birşey nasıl olabilir. Yada şimdi apaçık anlaşılamıyor da gelecekte anlaşılacak diye birşey nasıl olabilir. Anlaşılamayan zamandaki insaların günahı neydi.
Kaldı ki Kuran bana göre apaçıktır. Hiç öyle farklı anlamlar çıkarmaya ayetleri kılıktan kılığa sokmaya gerek yoktur. Apaçık anlamayanlar varsa onlar da sizlersiniz.
Bulutlara bakıp binbir türlü şekiller çıkartıyorsunuz. Ama gerçekte sadece bir şekil vardır o da bulutun kendisidir.
...sonuç olarak, şu ya da bu, bir zamanlar yoktan varolmuş zorundaydı...
|

06-05-2009, 12:38
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 May 2009
Mesajlar: 3.495
|
|
azınlık´isimli üyeden Alıntı
Önce küçüğünden başlayayım:
EnvyMe, seni kimler kıskansın?
He, Allah var ama çok yemin ediyo uyuz oldum, itirazın mı var? Bu dertler sizin derdiniz; oturun düşünün bakalım hazretin laflarını daha nasıl örtmeye çalışacaksınız, daha nasıl kıvırtacaksınız. Üzerinde konuşulacak bir fikrin varsa beyan et, tartışalım.
|
Her büyük, küçüklerden oluşur. Benim küçük olmakla gocunduğum birşey yok beni küçük olarak görüyorsan.
Beni, kimler kıskansın. Bilmiyorum, sen birşeyin azınlığını oluşturduğun için mi azınlıksın? Öyle isen, beni ilgilendirmez. Çünkü takılmam böyle küçük şeylere.
Benim sana ne gibi bir itirazım olabilir ki? Diyelim Allah'a inanmıyorsun, banane, beni ilgilendirmez ki, seni ilgilendirir.
Benim, Allah'ın yemin etmesi ile bir derdim yok ki sizin derdiniz demişsin. Allah, ister bir kere yemin etsin, ister bin kere.
Allah, ister bir kere ben yaradanım desin, ister bin kere.
Benim için değişen birşey olmaz ki, çünkü takılmam böyle küçük şeylere.
Forumlarda karşımdaki, ister Ateist olsun, ister herhangi başka bir dini temsil ediyor olsun, en nefret ettiğim şey, karşımdakinin ön yargılı olmasıdır. Benim sizin kıvırdığınızı söylediğimi mi düşündünüz ki, bana kıvırıyorsun diyorsun? Ben müslümanım ama olmadığımı farzedelim, herhangi bir dine inancım yok ve bu siteyi nette gördüm, üye oldum ve okumaya başladım. Sizin EnvyMe'ye olan cevabınızı okuduktan sonra direk düşüneceğim, azınlık'ın inandığı şeyin doğru olmadığıdır veya kendime göre olmadığıdır. Neden? Çünkü karşındakini küçük görüyor. Bugün onu küçük gören, benide görür.
Üzerinde konuşulacak bir fikrin var ise beyan et konuşalım demişsin.
Fikrine fikir ile karşılık verdim. Ama aldığım cevap ortada. Ben müslüman değilde, ateist olsaydım veya başka bir dine inanan birisi olsaydım ve size sevgili azınlık Allah'a çok yemin ettiği için mi inanmıyorsun? diye sorsaydım farklı bir cevap mı verecektin? Evet.
Sonuç olarak, en önemli soru.
Neden?
Bu düşmanlık neden?
Neden bir ateist, bir hristiyan için, bir yahudi için bu kadar düşmanlık göstermez de, islam için gösterir, neden?
Yani, benim tartışacak bir şeyim yok. Çünkü seninle bir sorunum yok. İnandığım dinle bir sorunum, şüphem yok. Sen, seninkileri söylersen onu tartışabiliriz ancak eğer bilgim yeterse. Yetmezse, hiç karışmam. Çünkü sorumluluğu büyük...
|

06-05-2009, 14:10
|
 |
Yazar
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
|
|
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Merak etmeyin aynı hassasiyeti orda gösteriyorum.
|
Güzel.
Not alıyoruz.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Güzel demişsin İnsanoğlu için hakikatleri anlatmak için ikna edici metod kullamasında ne gibi bir sakınca var. Ama sorun Tanrının insanları hem ikna ediyor gibi gözükürden öte yandanda istese herkezi ikna edebilecek gücü varken bunu kullanmayıp yeminler ederek ikna etmeye çalışıyor.
|
@Ki-Adi,
İslami ontoloji ve epistemolojiyi bilmiyorsanız, neden İslam üzerine ahkam kesme triplerine giriyorsunuz?
Bu iş bu kadar ucuz mu ?
Değil.
Zerrece dediğim şeyden nasibin olsa, yukardaki komik soruyu gündeme getirmezdin.
İslam diyor ki, Allah bilinmeyi murat etti, evreni yarattı. Yarattığı bu evrende kendisine bir de halife tayin etti. O halife ile, Dünyaya gönderilmeden önce bir sözleşme yaptı. Dünya hayatı, o halifenin bu sözleşmeye göstereceği sadakatin test alanıdır. O halifeye seçme iradesi verilmiştir, ihtiyar edebilme(buna Cüzi irade diyoruz). O halifenin ceza ehliyeti de buradan gelmektedir. Sorumluluğunun kaynağı bu iradedir. O halifenin seçme hakkı/hürriyeti üzerinde bir baskı söz konusu olamaz/olmamalıdır(İslam bunu yasaklamıştır). Gönderilen Elçiler/Vahiy, yeryüzünde Allah'ın halifesinin yol haritasıdır, ona ezelde yaptığı sözleşmeyi hatırlatan, " senin varlık sebebin bu, esas maksat/gayet de bu" diyen yol ve anlam haritası. Bunu da Rahmet ve Adaletinin gereği olarak yapıyor("Ey Rabbimiz, ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de biz alçak ve rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık." Taha 134). Dolayısı ile Kitap/Vahiy göndermekle, zaten o halifeye bir yardım eli uzatmış bulunuyor. Uzatılan bu elin onu sahili selamete çıkaracağı noktasında, aklı ve vicdanı mühürlenmemiş olanlar için kafi derecede bilgiyi/veriyi ve bunun sağlamasını Vahyin içine dercetmesinden daha doğal ne olabilir?
Dolayısıyla, Allah'ın herşeyin üzerindeki İradesi ile, Kullarını İman'a zorlamaması ile, gönderdiği Vahiy'de onları İman'a davet edip, bu daveti tekit ve takviye etmesi arasında bir çelişki söz konusu değildir.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Tanrın bu kitabı sadece araplaramı gönderdi. Tüm insanlara gönderdiyse bu kitabın başka dillere çevrileceğini bu insanlarında kafalarının karışabileceğini bu yüzdende kutsal kitabında insanları çelişkiye düşürecek sözler seçmeden söyleseydi ya ne diyecekse.
|
Allah Vahyi için formel yapı olarak Arapçayı seçmiş.
Bu Lisanın enginliği ile mesajını beşeriyete deklare etmiş.
Dolayısı ile, bir çok yerde Kur'anın sıfatı olarak geçen Arapça'nın icaplarına göre Vahyin gönderilmesinden daha doğal ne olabilir ?
Kaldı ki kasem/yemin olmayan Lisan acaba var mıdır ?
Yine kaldı ki, Din/İman/Vahiy gibi bir alanda, İnananların gönderilen Vahyin formel yapısına, ana lisanına nufuz etmeleri gerektiği inkar edilebilinir mi ?
Bu gün, bırak Vahyi, bir edebiyat eserini, siyasi/ideolojik bir manifestoyu, Felsefik bir çalışmayı dahi kamilen başka bir lisana aktarmak ne derece mümkün ?
O esere tam nufuz edebilmek için eserin lisanına nufuz edilmesi gerektiği çıplak gerçektir.
Adını şu an hatırlayamadığım bir tiyatrocu, Shakespeare'in bir piyesini sahnelemek isterken yaşadığını şöyle anlatıyordu bir TV kanalında : " Baktım olacak gibi değil, İngilizce öğrendim sonra sahneledim."
Almancaya nufuz etmeden Goethe'nin şiirlerine nufuz etmek ne kadar mümkün ?
Bunları sizde biliyorsunuz ama itiraf işinize gelmiyor.
Dolayısıyla, Vahiy'de kasem her ne kadar benim açımdan son derece anlaşılabilir bir şey olsa da, böyle olmayanlar için yapılması gereken " Aaa, kasem de neymiş!" demek değil, Vahyin orjinal lisanına nufuz ederek, " anlatılmak istenen ne?" sorusunun cevabını aramaktır.
Derdi gerçeği aramak olan, öyle değil, dediğim gibi yapar.
Derdi gerçeği aramak değilse, ne istiyorsa onu yapsın, kuru gürültüyü kenara bıraksın.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Kuran bugün apaçık anlaşılıyor fakat yarın apaçık anlaşılamayacak diye birşey nasıl olabilir. Yada şimdi apaçık anlaşılamıyor da gelecekte anlaşılacak diye birşey nasıl olabilir. Anlaşılamayan zamandaki insaların günahı neydi.
|
İmana bakan yönleri ile Kur'an'da herhangi bir kapalılık vs yoktur zaten.
Sizlerin dile getirdiği, kendinizce kapalı gördüğünüz şeyler daha çok "bilimsel" meseleler.
Burada da kapalılık Kur'an'da değil, bizlerde/sizlerde, idraklerimizde.
Sana basit bir misal vereyim.
Kur'an'da gök cisimlerinin yörüngelerde(felek) akıp gittikleri, onların direksiz yükseltildiği vb ifadeler geçmektedir.
Açık net.
Şimdi Alusi(yanılmıyorsam 18yy. müfessiridir) tefsirinde bu ayetlere değinirken mealen diyor ki " Batlamyus astonomisinin tesirinde kalan kimi müfessirler(o astonomiye göre gökyüzü/feza boşluğu yarı katı yarı sıvı bir cisim olarak algılanıyor) Kur'an'ın bu ayetlerini açık/zahiri mananın tersine tevil etmişler. Oysa bunun için elde bir karine yok. Kur'an onlar "direksiz yükseltildi" diyorsa öyledir, "feleklerde akıyorlar" diyorsa öyledir. Bir beşerin(Batlamyus) yarın yanlışlanabilir görüşleri sebebi ile bu ayetler tevil edilmemelidir."
Gördün mü ?
Alusi'nin değindiği müfessirlerin dönemindeki astonomi bilgisi sebebi ile zikredilen ayetler onlara kapalı geliyor ve tevil etme ihtiyacı hissediyorlar.
Oysa Ku'an'nın ne dediği gayet açık.
Ve bu gün, malik bulunduğumuz bilgiler eşliğinde bu ayetleri daha net olarak anlayabiliyoruz.
Olay budur iki gözüm...
|

06-05-2009, 16:04
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2009
Bulunduğu yer: Sakarya
Mesajlar: 717
|
|
|
İslami ontoloji ve epistemolojiyi bilmiyorsanız, neden İslam üzerine ahkam kesme triplerine giriyorsunuz?
Bu iş bu kadar ucuz mu ?
Değil.
Zerrece dediğim şeyden nasibin olsa, yukardaki komik soruyu gündeme getirmezdin.
İslam diyor ki, Allah bilinmeyi murat etti, evreni yarattı. Yarattığı bu evrende kendisine bir de halife tayin etti. O halife ile, Dünyaya gönderilmeden önce bir sözleşme yaptı. Dünya hayatı, o halifenin bu sözleşmeye göstereceği sadakatin test alanıdır. O halifeye seçme iradesi verilmiştir, ihtiyar edebilme(buna Cüzi irade diyoruz). O halifenin ceza ehliyeti de buradan gelmektedir. Sorumluluğunun kaynağı bu iradedir. O halifenin seçme hakkı/hürriyeti üzerinde bir baskı söz konusu olamaz/olmamalıdır(İslam bunu yasaklamıştır). Gönderilen Elçiler/Vahiy, yeryüzünde Allah'ın halifesinin yol haritasıdır, ona ezelde yaptığı sözleşmeyi hatırlatan, "senin varlık sebebin bu, esas maksat/gayet de bu" diyen yol ve anlam haritası. Bunu da Rahmet ve Adaletinin gereği olarak yapıyor("Ey Rabbimiz, ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de biz alçak ve rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık." Taha 134). Dolayısı ile Kitap/Vahiy göndermekle, zaten o halifeye bir yardım eli uzatmış bulunuyor. Uzatılan bu elin onu sahili selamete çıkaracağı noktasında, aklı ve vicdanı mühürlenmemiş olanlar için kafi derecede bilgiyi/veriyi ve bunun sağlamasını Vahyin içine dercetmesinden daha doğal ne olabilir?
|
İslam felsefesi yaparak bir çok şeyi açıklamak mümkündür fakat bu seferde ortaya kuranda anlatılandan çok farklı şeyler ortaya çıkıyor. Bulut ve hayal örneğindeki gibi.
İslam felsefini bilmeden islam öğrenilmiyor mu? O zaman dünyadaki müslümanların yüzde 90'ı müslümanlıktan başka bir dine inanıyor. İslamı eleştirebilmek için senin gibi hayatını İslam felsefesi , İslam tarihi vs üzerine adamak lazım.
Kuran'a göre yaratılan evren dünya, güneş, ay , birkaç gezegen ve yıldızlardan oluşan ufak bir evren modelidir. Bu evrende ne bir galaksiden bahsedilir ne de başka dünyalardan. Bu ufak evrenin merkezinde bulunan insanı test etmek ister Allah nedense.Ödül olarakta Cennete koyacağını söyler. Ama ne garip ki yatattığı gibi önce cennete koyar insanı. Noldu bizim sınav işi? Sonra insan'a sonucunu bile bile sırf cennetten kovulsun diye meyveyi yasaklar sonrada olanları biliyoruz. Sen bana Tanrı'nın dürüst olduğunu söyleyebilir misin? Sınav alanı diyorsun dünyaya ama bu dünyada her yıl 10 milyon çocuk sınava başlamadan sınavdan çıkmak zorunda kalıyor. Ne suçları vardıda yitip gidiyorlar bu dünyadan. Ne ayrıcalıkları varda sınava girmeden cennete gidebiliyorlar? Bu mu dürüst Tanrın senin bazı kullarına kıyak geçiyor teste filan gerek yok diyor siz hadi cennete, bazı kullarına diyor ben sizin kalplerinizi mühürledim sizden sittin sene hayır gelmez, isteseniz bile, sizde hadi sonsuz işkence göreceğiniz cehenneme.
|
Allah Vahyi için formel yapı olarak Arapçayı seçmiş.
Bu Lisanın enginliği ile mesajını beşeriyete deklare etmiş.
Dolayısı ile, bir çok yerde Kur'anın sıfatı olarak geçen Arapça'nın icaplarına göre Vahyin gönderilmesinden daha doğal ne olabilir ?
Kaldı ki kasem/yemin olmayan Lisan acaba var mıdır ?
Yine kaldı ki, Din/İman/Vahiy gibi bir alanda, İnananların gönderilen Vahyin formel yapısına, ana lisanına nufuz etmeleri gerektiği inkar edilebilinir mi ?
Bu gün, bırak Vahyi, bir edebiyat eserini, siyasi/ideolojik bir manifestoyu, Felsefik bir çalışmayı dahi kamilen başka bir lisana aktarmak ne derece mümkün ?
O esere tam nufuz edebilmek için eserin lisanına nufuz edilmesi gerektiği çıplak gerçektir.
Adını şu an hatırlayamadığım bir tiyatrocu, Shakespeare'in bir piyesini sahnelemek isterken yaşadığını şöyle anlatıyordu bir TV kanalında : "Baktım olacak gibi değil, İngilizce öğrendim sonra sahneledim."
Almancaya nufuz etmeden Goethe'nin şiirlerine nufuz etmek ne kadar mümkün ?
|
Öyle bir dil seçmiş ki normal bile arap anlayamıyor.Sonra türkçe konuşan insanlar bu kitabı 20 farklı çevirisini yapıyorlar. 20 çevirisi yetmiyor anlamak için ciltler dolusu tefsir kitapları gerekiyor. Vay be Ne yüce bir yaratanmış.
Kitapta apaçık diyor sonra senin gibi insanlar çıkıyor sen orda apaçık dediğine bakma apaçık anlaşılması her zaman garanti değil.
Tebrik ediyorum Tanrı'nı çok güzel bir dil seçmiş.
Verdiğin örnekler çok doğrudur. Shakespeare'in piyesini iyi sahnelemek için ingilizce öğrenmek gerekebilir. Ama biz burda Tanrı'nın yazdığı bir piyesten bahsetmiyoruz. Kendisinin tüm insanların kurtuluşu için gerekli olan yegane kitap olarak tanıtan bir kitaptan bahsediyoruz.
|
Sana basit bir misal vereyim.
Kur'an'da gök cisimlerinin yörüngelerde(felek) akıp gittikleri, onların direksiz yükseltildiği vb ifadeler geçmektedir.
Açık net.
Şimdi Alusi(yanılmıyorsam 18yy. müfessiridir) tefsirinde bu ayetlere değinirken mealen diyor ki "Batlamyus astonomisinin tesirinde kalan kimi müfessirler(o astonomiye göre gökyüzü/feza boşluğu yarı katı yarı sıvı bir cisim olarak algılanıyor) Kur'an'ın bu ayetlerini açık/zahiri mananın tersine tevil etmişler. Oysa bunun için elde bir karine yok. Kur'an onlar "direksiz yükseltildi" diyorsa öyledir, "feleklerde akıyorlar" diyorsa öyledir. Bir beşerin(Batlamyus) yarın yanlışlanabilir görüşleri sebebi ile bu ayetler tevil edilmemelidir."
Gördün mü ?
Alusi'nin değindiği müfessirlerin dönemindeki astonomi bilgisi sebebi ile zikredilen ayetler onlara kapalı geliyor ve tevil etme ihtiyacı hissediyorlar.
Oysa Ku'an'nın ne dediği gayet açık.
|
Bencede kuranın ne dediği gayet açık bende sana bir misal vereyim.
Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. ( Kehf 86)
Bak gayet açık Kuran ne diyor. Güneş siyah balçığa batıyormuş. Ama şimdi sen ne diyecek. Burdaki anlamı açık değil başka birşey ima ediyor. Hani noldu senin kuran açıktır lafına?
Yanlış anlama. cinslik olsun diye söylemiyorum gözüm diye hitap edilmesinden nefret ederim.
...sonuç olarak, şu ya da bu, bir zamanlar yoktan varolmuş zorundaydı...
|

06-05-2009, 17:58
|
 |
Yazar
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
|
|
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
İslam felsefesi yaparak bir çok şeyi açıklamak mümkündür
|
İslam Felsefesinden söz etmiyorum, zira "İslam Felsefesi" diye bir şey, Felsefenin tanımı gereği söz konusu olamaz.
İslam Düşüncesi, Fikriyatı vs diyebiliriz.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
İslam felsefini bilmeden islam öğrenilmiyor mu? O zaman dünyadaki müslümanların yüzde 90'ı müslümanlıktan başka bir dine inanıyor.
|
Bu kadar sığ olmayı nasıl başarabiliyorsunuz ?
İslam'a dair ahkam kesmek, Kur'an yorumu yapmak, hüküm çıkarmak, hükümler noktasında görüş bildirmek vs için İslam'ın İnananında inşaa ettiği ontolojik ve epistemolojik algıyı bilmeniz gerekir.
Ben keyfe mayeşa "müçtehidçilik, müfessircilik, Fakihcilik vs" oynayamam.
Bu sahalarda kelam edebilmem için, bilinmesi/öğrenilmesi zaruri disiplinler vardır, bunlar olmadan olmaz.
Dediğimiz bu.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Kuran'a göre yaratılan evren dünya, güneş, ay , birkaç gezegen ve yıldızlardan oluşan ufak bir evren modelidir. Bu evrende ne bir galaksiden bahsedilir ne de başka dünyalardan.
|
O kadar emin olma
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Bu ufak evrenin merkezinde bulunan insanı test etmek ister Allah nedense.Ödül olarakta Cennete koyacağını söyler. Ama ne garip ki yatattığı gibi önce cennete koyar insanı. Noldu bizim sınav işi? Sonra insan'a sonucunu bile bile sırf cennetten kovulsun diye meyveyi yasaklar sonrada olanları biliyoruz.
|
Bu noktadaki en büyük açmazınız, Cenab-ı Hakkın Kul'un, İradesi olanın ihtiyarlarını/dilemesini önceden bilmesinin, o dileğin/ihtiyarın gerçekleşecek olmasından kaynaklandığını kavrayamamanız.
Yani Allah Teala bildiği için kul dilemiyor, Allah Kul'un dileyeceğini biliyor.
Tabi ki, kulun dilemesine ruhsatı da, o dileğin varlık sahnesine çıkışının yaratıcısı da Allah Teala.
Şu nüansları artık öğrenin.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Sınav alanı diyorsun dünyaya ama bu dünyada her yıl 10 milyon çocuk sınava başlamadan sınavdan çıkmak zorunda kalıyor. Ne suçları vardıda yitip gidiyorlar bu dünyadan. Ne ayrıcalıkları varda sınava girmeden cennete gidebiliyorlar?
|
Mülk O'nun.
Dilediği tasarrufta bulunur.
Küçük çocukların bu dünyadan erken göçmelerinin onlara zarardan çok yarar sağladığını madem takdir edebiliyorsun ("ne ayrıcalıkları var?" diyerek), aynı şekilde bu takdirde farklı hikmetler olabileceğini de gözardı etmemelisin. Dünyaya geliş öncesi Rableri ile yaptıkları akide şahit oldun mu ? Yada o noktada ne gibi bir malumatın var ?
Yok.
O halde ?
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
bazı kullarına diyor ben sizin kalplerinizi mühürledim
|
Kalpler, sahiplerinin fiilleri/iradeleri ile mühürleniyor. Mühürülemeyi Yaratan Allah, buna sebep olarak kulun iradesini gösteriyor.
Bu Alemde gerçek anlamda ondan başka Faal yok.
Her eylemin halk edicisi O.
Fakat halk edilen her eylem onun Rızasına uygun da değildir.
Bu İmtihan sahnesinin yapısı gereği Allah, Kulunun İradesini, eylemin varlık sahnesine çıkması için sebep kılmıştır.
Dileyen kuldur, eylemi yaratan ise, kula dileme yetkisi/özelliği veren Allah.
Dolayısı ile, birilerinin kalbi mühürlü ise, kendilerine bakacaklar.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Verdiğin örnekler çok doğrudur. Shakespeare'in piyesini iyi sahnelemek için ingilizce öğrenmek gerekebilir. Ama biz burda Tanrı'nın yazdığı bir piyesten bahsetmiyoruz. Kendisinin tüm insanların kurtuluşu için gerekli olan yegane kitap olarak tanıtan bir kitaptan bahsediyoruz.
Bencede kuranın ne dediği gayet açık bende sana bir misal vereyim.
Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. ( Kehf 86)
Bak gayet açık Kuran ne diyor. Güneş siyah balçığa batıyormuş. Ama şimdi sen ne diyecek. Burdaki anlamı açık değil başka birşey ima ediyor. Hani noldu senin kuran açıktır lafına?
|
Ben ne demiştim ?
hakdogan´isimli üyeden Alıntı
İmana bakan yönleri ile Kur'an'da herhangi bir kapalılık vs yoktur zaten.
Sizlerin dile getirdiği, kendinizce kapalı gördüğünüz şeyler daha çok "bilimsel" meseleler.
Burada da kapalılık Kur'an'da değil, bizlerde/sizlerde, idraklerimizde.
|
Görüldüğü gibi buna paralel bir örnek vermişsin.
Kehf suresinde anlatılan 3 kıssa da ilginçtir, İnsanlığa önemli mesajları var.
Birisi de bu Zülkarneyn kıssasıdır.
Şimdi, tıpkı Alusi dönemi ve öncesi dönemde, İnsanlığın " direksiz yükseltilen" ve " feleklerde akıp giden" gök cisimleri gerçeğini idrakte zorlanması gibi, Zülkarneyn kıssasında anlatılanları da, dün/bu gün anlamakta (gerçi eski Müfessirler yüzyıllardır bu kıssada anlatılan Zülkarneyn'in kimliği, seyehatleri ve bu seyehatlerde yaşananlara dair çelitli yorumlar yapmışlar) zorlanabiliriz.
Buna bir sözüm yok, fakat bu İman'a taaluk eden bir konu değildir.
Allah'ın varlığı birliği, Melekler, Peygamberler ve gönderilen kitaplar gibi, İmanın esasını oluşturan noktalarda beşeriyet Kur'an'ı anlamakta hiçbir zaman zorlanmamıştır.
İmana erişmiş kişi için de, içinde alması gereken mesajlar olan kıssalardaki buna benzer, ilk başta anlamak için zorlandığımız türden ifadeler bir problem teşkil etmezler. Zira İnanan, kıssanın verdiği mesaja odaklanır ve zaten Evren'in Yaratıcısının herşeye kadir olduğunu bilir.
Şimdi, bütün bunlar böyle iken, burada Zülkarneyn meselesinde yine size ufuk açabilecek bir yorumdan söz edeyim.
Kastettiğim, İskender Türe'nin, yayınlandığında büyük ilgi uyandıran Zülkarneyn kitabında ifade ettiği yorum.
Özetle Türe, bu kıssada Zülkarneyn'e verilen " sebep"in " göğe çıkmaya vasıta" manasında kullanıldığını ifade ediyor. Bunu Kur'an içinde "sebep" kelimesinin geçtiği diğer ayetlerdeki anlamlarına ve kelimenin etimolojik manasına bakarak söylüyor.
Sebep : " Hurma ağacına çıkmaya yarayan ip"
Kur'anda toplam 9 yerde kullanılan "sebeb" kelimesi 4 kez Zülkarneyn kıssasında geçiyor. Buradan hareketle yazar bu kelimenin Kur'andaki diğer kullanılışıysa " gök yolu" veya " göklere ulaşmaya yarayan bir araç/vasıta" anlamlarına geldiğini söylüyor.
Zülkarneyn'in kıssada geçen seyahatleri ona göre özetle şöyle : Birinci seyahatinde " Güneşin battığı yer"e (Solar Apeks) gittiğini, ikinci seyahatinde ise " Güneşin doğduğu yer"e (Solar Antapeks) gittiğini iddia ediyor. Üçüncü seyahatinde ise, ( Süddeyn/Seddeyn) iki nebula arasında iki gezegenden birine gittiğini ve oradaki canlılıların diğer gezegende yaşayan Ye'cüc-Me'cüc'ün saldırılarına karşı yardım istediklerini ve Zülkarney'in bunun üzerine gazdan bir sed çektiğini ifade ediyor:" Zülkarneyn, onlardan demir bloklar getirmelerini istemiş, demir blokları kızıl dereceye gelene kadar kızdırdıktan sonra da getirttiği katranı üzerine döktürmüştür. Kızıl derecedeki demiri katalizör olarak kullanan Zülkarneyn, oradaki atmosferden daha hafif yanıcı-gazlar üretmiş, bu gazlar o gezegenin atmosferinden çıkarak çekim gücü daha fazla olan Ye'cüc-Me'cüc gezegeninin etrafında bir katman oluşturmuştur." diyor.
Türe ayrıca, Ye'cüc-Me'cüc'e dair hadislerde " İnzal" tabirinin kullanılmasını da bu açıklamaya delil olarak gösteriyor. İnzal yukardan aşağıya olur, dolayısı ile Ye'cüc-Me'cüc'ün istilası böyle olacak demektir diyor.
Şimdi görüldüğü gibi, bir İlahiyatçı metnin dışına da çıkmadan böyle bir yorum/açıklama getiriyor.
Türe'nin bu yorumunun isabetli olduğunu varsayarsak, Kur'an'ın burada anlattıklarının yine apaçık/mübin olduğunu, ancak İnsanoğlu'nun bilgi ve idrak düzeyi olarak bu ayetleri tam olarak anlamada kimi dönemler zorlandığını söyleyebiliriz.
Bu zorlanma İnsan odaklıdır ve Kur'an'ın mübinliğine helal getirmemektedir.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Yanlış anlama. cinslik olsun diye söylemiyorum gözüm diye hitap edilmesinden nefret ederim.
|
Ben de Allah'a, Resulüne, Dinine, Vahyine dil uzatılmasından nefret ediyorum.
Ancak tahammül gösteriyoruz, zira sizelere bu imkanı bizzat Yaratan vermiş.
Kaldı ki ben "gözüm" diyerek ne dil uzatıyorum, ne alay edip aşağılıyorum.
Yine de, " nefret ederim" gibi asla tınmayacağım tarzda değil de, adam gibi " bana böyle hitap etmezsen sevinirim" demen durumunda, bir daha sana böyle hitap etmem iki gözüm, bilesin...
|

06-05-2009, 20:29
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2009
Bulunduğu yer: Sakarya
Mesajlar: 717
|
|
|
İslam Felsefesinden söz etmiyorum, zira "İslam Felsefesi" diye bir şey, Felsefenin tanımı gereği söz konusu olamaz.
İslam Düşüncesi, Fikriyatı vs diyebiliriz.
|
Diyorsun sonrada
|
islam'a dair ahkam kesmek, Kur'an yorumu yapmak, hüküm çıkarmak, hükümler noktasında görüş bildirmek vs için İslam'ın İnananında inşaa ettiği ontolojik ve epistemolojik algıyı bilmeniz gerekir.
|
Ontoloji ile Epistemolojinin ne olduğunu bilmiyorsun sanırsam.
O kadar emin olma 
|
O kadar da eminim
|
Bu noktadaki en büyük açmazınız, Cenab-ı Hakkın Kul'un, İradesi olanın ihtiyarlarını/dilemesini önceden bilmesinin, o dileğin/ihtiyarın gerçekleşecek olmasından kaynaklandığını kavrayamamanız.
Yani Allah Teala bildiği için kul dilemiyor, Allah Kul'un dileyeceğini biliyor.
Tabi ki, kulun dilemesine ruhsatı da, o dileğin varlık sahnesine çıkışının yaratıcısı da Allah Teala.
|
Şimdi Adem'e meyveyi yasak ederken Adem'in o meyveyi yiyeceğini bilmiyor muydu? Ademin onu yiyeceğini bile bile onu yasak ediyor. Sonra yiyincede cennetten kovuyor. Çok güzel Dürüstlük gösterisi. Cennetten kovmak için mazeret.
|
Mülk O'nun.
Dilediği tasarrufta bulunur.
Küçük çocukların bu dünyadan erken göçmelerinin onlara zarardan çok yarar sağladığını madem takdir edebiliyorsun ("ne ayrıcalıkları var?" diyerek), aynı şekilde bu takdirde farklı hikmetler olabileceğini de gözardı etmemelisin. Dünyaya geliş öncesi Rableri ile yaptıkları akide şahit oldun mu ? Yada o noktada ne gibi bir malumatın var ?
Yok.
O halde ?
|
Kendi dediklerinle çelişiyorsun Hakdoğan. Önceki mesajında Dünyanın bir test alanı, imtihan alanı olduğunu söyledin. Madem bu dünya bir imtihan yeri o zaman imtihana giren herkez eşit olmalı Eğer dürüst adil bir Tanrıysa.
|
Kalpler, sahiplerinin fiilleri/iradeleri ile mühürleniyor. Mühürülemeyi Yaratan Allah, buna sebep olarak kulun iradesini gösteriyor.
Bu Alemde gerçek anlamda ondan başka Faal yok.
Her eylemin halk edicisi O.
Fakat halk edilen her eylem onun Rızasına uygun da değildir.
Bu İmtihan sahnesinin yapısı gereği Allah, Kulunun İradesini, eylemin varlık sahnesine çıkması için sebep kılmıştır.
Dileyen kuldur, eylemi yaratan ise, kula dileme yetkisi/özelliği veren Allah.
Dolayısı ile, birilerinin kalbi mühürlü ise, kendilerine bakacaklar.
|
Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (14:4)
Okuduğun üzere insanları doğru yola iletme gücünü var ama Cehennemi insanlarla dolduracağına söz verdiği için midir bilinmez nedense bu gücünü pek kullanımıyor.
|
Görüldüğü gibi buna paralel bir örnek vermişsin.
Kehf suresinde anlatılan 3 kıssa da ilginçtir, İnsanlığa önemli mesajları var.
Birisi de bu Zülkarneyn kıssasıdır.
Şimdi, tıpkı Alusi dönemi ve öncesi dönemde, İnsanlığın "direksiz yükseltilen" ve "feleklerde akıp giden" gök cisimleri gerçeğini idrakte zorlanması gibi, Zülkarneyn kıssasında anlatılanları da, dün/bu gün anlamakta (gerçi eski Müfessirler yüzyıllardır bu kıssada anlatılan Zülkarneyn'in kimliği, seyehatleri ve bu seyehatlerde yaşananlara dair çelitli yorumlar yapmışlar) zorlanabiliriz.
Buna bir sözüm yok, fakat bu İman'a taaluk eden bir konu değildir.
Allah'ın varlığı birliği, Melekler, Peygamberler ve gönderilen kitaplar gibi, İmanın esasını oluşturan noktalarda beşeriyet Kur'an'ı anlamakta hiçbir zaman zorlanmamıştır.
İmana erişmiş kişi için de, içinde alması gereken mesajlar olan kıssalardaki buna benzer, ilk başta anlamak için zorlandığımız türden ifadeler bir problem teşkil etmezler. Zira İnanan, kıssanın verdiği mesaja odaklanır ve zaten Evren'in Yaratıcısının herşeye kadir olduğunu bilir.
Şimdi, bütün bunlar böyle iken, burada Zülkarneyn meselesinde yine size ufuk açabilecek bir yorumdan söz edeyim.
Kastettiğim, İskender Türe'nin, yayınlandığında büyük ilgi uyandıran Zülkarneyn kitabında ifade ettiği yorum.
Özetle Türe, bu kıssada Zülkarneyn'e verilen "sebep"in "göğe çıkmaya vasıta" manasında kullanıldığını ifade ediyor. Bunu Kur'an içinde "sebep" kelimesinin geçtiği diğer ayetlerdeki anlamlarına ve kelimenin etimolojik manasına bakarak söylüyor.
Sebep : "Hurma ağacına çıkmaya yarayan ip"
Kur'anda toplam 9 yerde kullanılan "sebeb" kelimesi 4 kez Zülkarneyn kıssasında geçiyor. Buradan hareketle yazar bu kelimenin Kur'andaki diğer kullanılışıysa "gök yolu" veya "göklere ulaşmaya yarayan bir araç/vasıta" anlamlarına geldiğini söylüyor.
Zülkarneyn'in kıssada geçen seyahatleri ona göre özetle şöyle : Birinci seyahatinde "Güneşin battığı yer"e (Solar Apeks) gittiğini, ikinci seyahatinde ise "Güneşin doğduğu yer"e (Solar Antapeks) gittiğini iddia ediyor. Üçüncü seyahatinde ise, (Süddeyn/Seddeyn) iki nebula arasında iki gezegenden birine gittiğini ve oradaki canlılıların diğer gezegende yaşayan Ye'cüc-Me'cüc'ün saldırılarına karşı yardım istediklerini ve Zülkarney'in bunun üzerine gazdan bir sed çektiğini ifade ediyor:"Zülkarneyn, onlardan demir bloklar getirmelerini istemiş, demir blokları kızıl dereceye gelene kadar kızdırdıktan sonra da getirttiği katranı üzerine döktürmüştür. Kızıl derecedeki demiri katalizör olarak kullanan Zülkarneyn, oradaki atmosferden daha hafif yanıcı-gazlar üretmiş, bu gazlar o gezegenin atmosferinden çıkarak çekim gücü daha fazla olan Ye'cüc-Me'cüc gezegeninin etrafında bir katman oluşturmuştur." diyor.
Türe ayrıca, Ye'cüc-Me'cüc'e dair hadislerde "İnzal" tabirinin kullanılmasını da bu açıklamaya delil olarak gösteriyor. İnzal yukardan aşağıya olur, dolayısı ile Ye'cüc-Me'cüc'ün istilası böyle olacak demektir diyor.
Şimdi görüldüğü gibi, bir İlahiyatçı metnin dışına da çıkmadan böyle bir yorum/açıklama getiriyor.
Türe'nin bu yorumunun isabetli olduğunu varsayarsak, Kur'an'ın burada anlattıklarının yine apaçık/mübin olduğunu, ancak İnsanoğlu'nun bilgi ve idrak düzeyi olarak bu ayetleri tam olarak anlamada kimi dönemler zorlandığını söyleyebiliriz.
Bu zorlanma İnsan odaklıdır ve Kur'an'ın mübinliğine helal getirmemektedir.
|
Sevgili Hakdoğan hem kuran apaçıktır diyorsun sonrada bir sürü hikaye yazıyorsun. Ayette 2 satır yazıyor mubarek yazdıkça yazmış. Hayal gücünü iyi kullanmış. Nebula demiş bilmem ne demiş. Gitsin Fantezi yazarlığı yapsın arkadaş.
Hala o dönemin insanlarından bahsediyor. Bu kitap sadece o dönem insanlarına mı gönderildi. Geçmişteki insanlar anlasın ama peki gelecekteki insanlar ne olacak? Hani kıyamete kadar geçerli olcaktı? Bırakın bu geçmişteki insanlar anlasın diye masalını. Kitap herkez için açıklayıcı olması gerekir.
|
Ben de Allah'a, Resulüne, Dinine, Vahyine dil uzatılmasından nefret ediyorum.
|
Birde şu açıdan bak olaya. Sende sırf Müslüman olduğun için Hristiyanlara dil uzatıyorsun. İsa Tanrı değil diye. Kitaplarınız yanlış diye.
Şimdi biz sizin kitabınız yanlış deyince dil uzatma oluyor ama siz Hristiyanlara dil uzatınca o dil uzatma olmuyor aksine onlara doğruyu göstermek oluyor dimi
...sonuç olarak, şu ya da bu, bir zamanlar yoktan varolmuş zorundaydı...
|

06-05-2009, 21:41
|
 |
Yazar
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
|
|
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Ontoloji ile Epistemolojinin ne olduğunu bilmiyorsun sanırsam.
|
Senden iyi bildiğime eminim, sadece ben değil, sende eminsin, eminim
Felsefenin bir disiplin olarak Ontolojiyi içermesi, konularından birisi olması başka, "Varlık/Varoluş bilimi" olması bam başka bir durum.
Bilgiye dair bilgiyi, bilginin kaynağını ele alan Epistemoloji de öyle.
Konuşulanları anlama istidadın anlaşılan yok.
Felsefe aradığı şeyi bir ön kabulden hareketle aramaz, çıkış noktası olarak nötrdür.
İslam ise hem bilginin hem varlığın kaynağını deklare ediyor.
Dolayısı ile "İslam Felsefesi" diye bir şey söz konusu olamaz.
Bunu söylemek ile, İslam'a dair ahkam kesmek için İslam'ın varlık bilgisini(ontoloji), Bilgi Teorisini(epistemoloji), İnanırında inşa ettiği bilinci bilmek lazık demek arasında hiç bir tenakuz yoktur.
Kafalarınızı tenakuz bulmaya o denli odaklamışsınız ki, kim bilir her sabah Güneş'in aynı yönden doğmasından bile yarınlarda bir çelişki devşirirsiniz.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Şimdi Adem'e meyveyi yasak ederken Adem'in o meyveyi yiyeceğini bilmiyor muydu? Ademin onu yiyeceğini bile bile onu yasak ediyor. Sonra yiyincede cennetten kovuyor.
|
Kul olan Adem.
Ram olması gereken Adem.
Dolayısı ile Helal&Haram tayininde onun değil elbet Alemlerin ve Adem'in de Rabbinin ne dediği muhim.
Adem yasağa uymalıydı, uymadı.
Allah uymayacağını bildiği için değil, kendi iradesi ile hata ettiği için yasağı çiğnedi ve kesilen cezaya da müstehak oldu.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Kendi dediklerinle çelişiyorsun Hakdoğan. Önceki mesajında Dünyanın bir test alanı, imtihan alanı olduğunu söyledin. Madem bu dünya bir imtihan yeri o zaman imtihana giren herkez eşit olmalı Eğer dürüst adil bir Tanrıysa.
|
Sorunlu bir "eşitlik/adalet" anlayışınız var.
Zaten bu işler bir bütündür, sorunlu İlah tasavvurunu olanın, sorunsuz "eşitlik/adalet" tasavvuru olabilemez.
Sana daha önce dediğim gibi, O Falili Muhtardır, Mülk O'nundur.
Ayrıca kul ile Rabbi arasında nasıl bir sözleşme olduğunu bilmiyorsun/bilmiyoruz.
Burada kıskançlığa girip " ona niye ayrıcalık tanıyor?" diyeceğine, " bazı İnsanların küçük yaşta göçüp gitmesi ile, benim tabi olduğum İmtihan sürecinin nasıl bir bağı var? Bu durumun(yani küçük çocuk ölümünün) benim İmtihanımda/kendi Sınavımda bana menfi bir etkisi/ zararı var mı?" sorusunu kendine sor.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Okuduğun üzere insanları doğru yola iletme gücünü var ama Cehennemi insanlarla dolduracağına söz verdiği için midir bilinmez nedense bu gücünü pek kullanımıyor.
|
Yazık, idrak krizin pek bir derin :
hakdogan´isimli üyeden Alıntı
Bu noktadaki en büyük açmazınız, Cenab-ı Hakkın Kul'un, İradesi olanın ihtiyarlarını/dilemesini önceden bilmesinin, o dileğin/ihtiyarın gerçekleşecek olmasından kaynaklandığını kavrayamamanız.
Yani Allah Teala bildiği için kul dilemiyor, Allah Kul'un dileyeceğini biliyor.
Tabi ki, kulun dilemesine ruhsatı da, o dileğin varlık sahnesine çıkışının yaratıcısı da Allah Teala.
Şu nüansları artık öğrenin.
|
Yani ?
Yani Allah Cehennemi fiilleri ile hak edecekler olduğunu bildiği için Araf 179, Secde 13'de söylediğini söylüyor.
Kullar, Allah ezeli bilgisi ile bunu bildiği için değil, Teğabün 2, Mülk 2'de buyrulduğu gibi, bu noktada dileme/ihtiyar etme yetenekleri olduğu ve bu yetenekle yaptıkları kendi tercihleri sebebiyle söz konusu akıbete maruz kalıyorlar.
Yani ?
Her Kul şapkasını önüne koyacak, neler yapmakta/etmekte buna bakacak.
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Gitsin Fantezi yazarlığı yapsın arkadaş.
|
Tabi, ortada sen gibi liyakatlı yorumcular/müfessirler varken, Türe gibi İlahiyatçılara söz mü düşer dimi ama
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Hala o dönemin insanlarından bahsediyor. Bu kitap sadece o dönem insanlarına mı gönderildi. Geçmişteki insanlar anlasın ama peki gelecekteki insanlar ne olacak? Hani kıyamete kadar geçerli olcaktı? Bırakın bu geçmişteki insanlar anlasın diye masalını. Kitap herkez için açıklayıcı olması gerekir.
|
Arkadaş, dediğim gibi acaba seni muhatap almakla hata mı ediyorum ?
Ben "geçmiş İnsanlar anlasın" diye değil, tam tersi " Kur'an'ın kimi ayetleri geçmişte bazı İnsanlara kapalı gelmiş, tevil etmişler. Sebep, o İnsanların o dönemde sahip oldukları bilinç/idrak düzeyinin ve İlmin söz konusu dönemde, kapalı gördükleri ayetlere dair söylediklerinin yetersizliği" dedim ve " bu durum Kur'anın mübinliğine helal getirmez" diye de ekledim.
Çaktın mı ?
Ki-Adi´isimli üyeden Alıntı
Birde şu açıdan bak olaya. Sende sırf Müslüman olduğun için Hristiyanlara dil uzatıyorsun. İsa Tanrı değil diye. Kitaplarınız yanlış diye.
Şimdi biz sizin kitabınız yanlış deyince dil uzatma oluyor ama siz Hristiyanlara dil uzatınca o dil uzatma olmuyor aksine onlara doğruyu göstermek oluyor dimi 
|
Ben sadece İslam noktai nazarından değil, aklen de bir beşere İlahlık isnat edilemeyeceğini düşünüyorum. Dolayısı ile söz konusu Hz. İsa'ya (A.S) edilen iftira olduğunda Müslüman olmayanların da aynı noktada buluşacaklarını düşünürüm.
Ayrıca "Hz. İsa İlah değildir" demenin, bu günkü Hıristiyanlık açısından, Hıristiyanlara dil uzatmamak olduğunu da kim söyledi ?
Bir başka nokta da, senin konuyu neden bu noktaya çektiğin.
Doğrusu, bu tip ortamlarda, bir çok kez tanık olduğum bir durumla tekraren karşı karşıyamıyım diye düşünmedim değil
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:49 .
|