
31-05-2018, 17:59
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jan 2018
Mesajlar: 806
|
|
Dijwar´isimli üyeden Alıntı
Ama o manada evrende gerçekliği nasıl bulabiliriz ki?
En gerçek dediğimiz şeyler bile bizi ters köşe yapabilir.
Yarın bir gün Güneş dediğimiz şeyin aslında başka bir şeye ait bir yanılsama olmayacağı ne malum?
Bu manada anti realistlere garanti veremeyiz ki...
En saf bilim dili olan matematikte bile bunu yapamayız ki, Gödel bunu kanıtlamıştır.Hiç bir matematik sisteminin tam olamayacağını kanıtlamıştır. Sınırlı bir aksiyomlar kümesiyle başlayan herhangi bir MATEMATİKSEL sistem, zorunlu olarak sistem içinde ispatlanamayan ama doğru olan önermeler içerecektir.
Bu sadece matematikte değil, her alanda geçerli. Çünkü bunu her alanda aynen uygulayabilirsin.
Bu manada sanırım hiçbir zaman anti realistleri tatmin edemeyiz
|
Kesinlik ve gerçeklik için her şey öyle olmalı diyemeyiz. Matematikte ve diğer alanlarda bazı şeyler kesin/gerçek olup bazıları da tahmin olabilir. Bazı şeyler yetiyor burda, illa her şey demiyorum.
Mantık hatası yapıyorsun bence. Doğrudan algılananlar ya hayalse meselesine girmeye çalışıyorsun da anti realizm dolaylı ile ilgili. Dolaylıyı açıklamadan doğrudana başvuruyorsun. Yani sen de senin görüş de öyle mantık hatası deniyor buna. Dolaylının kesinliği ve gerçekliğini anlayalım önce. Doğrudanın hayal olup olmamasına gelmeden dolaylının kesinlik derecesini bulmalıyız. Yani doğrudanın yanılma ya da hayal olup olmamasından bağımsız olarak dolaylının da doğrudan algı gibi olup olmadığı ve o çerçevedeki gerçekliği anlaşıldıktan sonra senin dediğine gelinebilir ama şu an alakasız. Yani dolaylıyı anlayalım önce.
|

01-06-2018, 09:21
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Nov 2017
Bulunduğu yer: İzmir-California hattı
Mesajlar: 266
|
|
Velhelebe´isimli üyeden Alıntı
Kesinlik ve gerçeklik için her şey öyle olmalı diyemeyiz. Matematikte ve diğer alanlarda bazı şeyler kesin/gerçek olup bazıları da tahmin olabilir. Bazı şeyler yetiyor burda, illa her şey demiyorum.
Mantık hatası yapıyorsun bence. Doğrudan algılananlar ya hayalse meselesine girmeye çalışıyorsun da anti realizm dolaylı ile ilgili. Dolaylıyı açıklamadan doğrudana başvuruyorsun. Yani sen de senin görüş de öyle mantık hatası deniyor buna. Dolaylının kesinliği ve gerçekliğini anlayalım önce. Doğrudanın hayal olup olmamasına gelmeden dolaylının kesinlik derecesini bulmalıyız. Yani doğrudanın yanılma ya da hayal olup olmamasından bağımsız olarak dolaylının da doğrudan algı gibi olup olmadığı ve o çerçevedeki gerçekliği anlaşıldıktan sonra senin dediğine gelinebilir ama şu an alakasız. Yani dolaylıyı anlayalım önce.
|
Matematikte bile çelişkinin olmadığı ispatlanamaz ki...
Yani hiçbir matematikçi çıkıp, matematikçe asla çelişki olamaz diyemez. Diyemeyeceği, Gödel tarafından ispatlandı.
Bu bağlamda iş, benim en baştan dediğime geliyor.
O an için doğru olan bir şeye, doğru gözle bakmaktan başka çaremiz yok.
Ya ileride yanlışlanırsa, doğru olduğu ne malum gibi bir düşünce, sakat bir düşünce.
Zira bunu hayatta her şey için söyleyebilirsin. Aksi ispat edilene kadar, her şeye doğru gözle bakmalıyız.
Yoksa ortaya atılan bir teori, deney ve gözlemle uyuşuyorsa, anti realistlerin ileride yanlışlanabilir düşüncesinin bilim için önemi yok.
Bilim, yanlışlanana kadar doğru kabul eder. Mutlak doğruyu aramaz bilim.
Anti realistlere şunu sormak lazım. Bilim ile çoğu şeyi açıklıyoruz ve ilerliyoruz. Bilim, varsa hataları, kendi yöntemi ile bulup düzeltiyor.
Peki sizin alternatifiniz nedir? Siz ne öneriyorsunuz?
Hiçbir şeye güvenmeyip, her şeyi çöpe atmak mı?
Zira, anti realistler bir şey önermiyorlar. Gözlemlenemeyen şeyler için doğru ya da yanlış diyemeyiz, diyorlar.
Örneğin, atom modelinin, termodinamik yasalarını anlamamız için iyi bir kurgu olduğunu, söylüyorlar. Ama atom modeli sadece termodinamikte kullanılmıyor ki. Fiziğin her alanında işe yarıyor.
Bu sadece kurgu olsaydı, atom bombasının patlamaması gerekirdi, zira atom içindeki yapı taşlarının özellikleri baz alınarak hazırlandı.
Ayrıca atom modeli ve onun yap taşları temel alınarak yapılan deneyler, CERN de de Harvarda da Oxforda da yani birbirinden farklı ülkelerde birbirinden bağımsız bilim adamlarının yaptıkları deneylerde hep aynı sonuçları veriyor?
Anti realizmin, doğru ya da yanlış diyemeyiz deyip kenara çekilmesinin büyük bir hata olduğu açık. Bir şey önermedikleri gibi, düşüncelerini de ispat edecek durumda da değiller.
Mutlak doğru var mıdır konusu ise çok ayrı bir konu. Hiçbir zaman cevaplanamaz.
Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar
Mahir ÇAYAN
|

01-06-2018, 15:29
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jan 2018
Mesajlar: 806
|
|
Dijwar´isimli üyeden Alıntı
Matematikte bile çelişkinin olmadığı ispatlanamaz ki...
Yani hiçbir matematikçi çıkıp, matematikçe asla çelişki olamaz diyemez. Diyemeyeceği, Gödel tarafından ispatlandı.
Bu bağlamda iş, benim en baştan dediğime geliyor.
O an için doğru olan bir şeye, doğru gözle bakmaktan başka çaremiz yok.
Ya ileride yanlışlanırsa, doğru olduğu ne malum gibi bir düşünce, sakat bir düşünce.
Zira bunu hayatta her şey için söyleyebilirsin. Aksi ispat edilene kadar, her şeye doğru gözle bakmalıyız.
Yoksa ortaya atılan bir teori, deney ve gözlemle uyuşuyorsa, anti realistlerin ileride yanlışlanabilir düşüncesinin bilim için önemi yok.
Bilim, yanlışlanana kadar doğru kabul eder. Mutlak doğruyu aramaz bilim.
Anti realistlere şunu sormak lazım. Bilim ile çoğu şeyi açıklıyoruz ve ilerliyoruz. Bilim, varsa hataları, kendi yöntemi ile bulup düzeltiyor.
Peki sizin alternatifiniz nedir? Siz ne öneriyorsunuz?
Hiçbir şeye güvenmeyip, her şeyi çöpe atmak mı?
Zira, anti realistler bir şey önermiyorlar. Gözlemlenemeyen şeyler için doğru ya da yanlış diyemeyiz, diyorlar.
Örneğin, atom modelinin, termodinamik yasalarını anlamamız için iyi bir kurgu olduğunu, söylüyorlar. Ama atom modeli sadece termodinamikte kullanılmıyor ki. Fiziğin her alanında işe yarıyor.
Bu sadece kurgu olsaydı, atom bombasının patlamaması gerekirdi, zira atom içindeki yapı taşlarının özellikleri baz alınarak hazırlandı.
Ayrıca atom modeli ve onun yap taşları temel alınarak yapılan deneyler, CERN de de Harvarda da Oxforda da yani birbirinden farklı ülkelerde birbirinden bağımsız bilim adamlarının yaptıkları deneylerde hep aynı sonuçları veriyor?
Anti realizmin, doğru ya da yanlış diyemeyiz deyip kenara çekilmesinin büyük bir hata olduğu açık. Bir şey önermedikleri gibi, düşüncelerini de ispat edecek durumda da değiller.
Mutlak doğru var mıdır konusu ise çok ayrı bir konu. Hiçbir zaman cevaplanamaz.
|
Evet matematikte hiç çelişki yok denemez ama mesele hiç ve her şey değil zaten. Bazı şeyler kesinse bu yeter, her ve hiç farklı bağlam.
O an için doğru kabul etmek derken gözden kaçırdığımız şeyler var. O an için doğru kabul etmek yanılgı mı yoksa doğruluk derecesi var mı bu önemli. Yanılıp da o an için doğru kabul edebiliriz, ya da belli doğruluk derecesi vardır ve o an için en iyi açıklama olduğu için kabul de edilebilir.
Ama gelecekte yanlışlanabilir meselesi kesin olmaması ile alakalı. Belli bir doğruluk derecesi varsa o dereceye sadık kalıp böyle gibi deriz ama bu budur demeyiz. Fakat doğru ya da yanlış denemeyeceği ayrı konu. Doğru ya da yanlış denememesi demek doğruluk değeri alamaz demek. Yani o an için öyle gözükmesi yanılgı ya da kurgu gibi bir şey oluyor demek.
Fakat belli bir doğruluk derecesi varsa mutlak olmasa da o derece ölçeğinde doğru denir. Aslında bunu da ele almak lazım, o an için doğru kabul etmek demek o anki paradigmaya göre kabul etmek ama doğruluk derecesi almaması mı?
Atom ile ilgili örnek pratik fayda ile alakalı. Soru şu. Pratik fayda ya da öngörü sağlaması doğruluk değerini arttırır mı teorinin? Yoksa sadece o an için doğru kabul ederiz de doğruluk değeri alamaz mı? O an için doğru kabul etmek ne demek onu netleştirmek lazım yani.
Anti realistlerin bir şey önermeleri gerekmiyor. Önerme iddiasında değiller, ortada olanı ele alıyorlar sadece. Ama kuşkucu durumda olduklarından işleri çok kolay. İspat yükü hep karşı tarafta oluyor ve çok rahat bir şekilde kuşku duyabilirler. Kuşkuculuğu temellendirmek için bazı argümanlar gerekse işleri zorlaşabilir ama kesin değil falan gibi argüman olursa hala kolay.
Ayrıca şunu gözden kaçırıyoruz. Bilimciler mutlak kesinlik demezler ama olgu derler. Yani şu an seninle yazışmam bir olgu, kuşkum yok. Ya da doğrudan algılananlar olgu. Fakat bunun rüya ya da yanılsama olmayacağı ayrı konu. Ama dolaylıların da bu derecede kesin olması lazım, işte o zaman anlamlı olur. Mesela tamam elektron mutlak gerçek olmasa da seninle yazışmam kadar kesin ve gerçek diyebiliyor musun? Yani mutlaktan ziyade doğrudan algının konusu olan şeyler ve kuşku duymadığımız şeyler kadar kesin olabiliyor mu? Yoksa kuru kuru doğru kabul etmek tabi anlamsız olur ve gelecekte yanlışlanabilir demek anlamlı olur.
|

01-06-2018, 17:52
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Nov 2017
Bulunduğu yer: İzmir-California hattı
Mesajlar: 266
|
|
Velhebele;
Anti realistler, bilimin işleyişinden ve tanımından yola çıkarak(kendilerince) açık buldukları delikten girmeye çalışıyorlar.
Bilim, kendini sürekli teste tabi tutar. Yani, yeri gelir onlarca yıl kabul gören kuram, çöpe atılır yeni gözlem ve deneylerle. Bilimin dogmatik olmayışı ve sürekli kendini sınava tabi tutması, bilimin amentüsüdür zaten.
Anti realistler bu açıklıktan girip, gözlemlenemeyen kuramların doğru ya da yanlış olamayacağını söylerler.
Ama gözlemlenemeyen kuramların işe yarayanları çoğunlukla doğrulanmıştır.
Örneğin DNA nın görüntüsü ortaya çıkarılmadan önce de DNA sın sarmal olduğu teorik olarak ortaya çıkarılmıştı. Anti realistlere göre bu sadece günü kurtarmak için kabul edilen bir teori idi. Ama bugün gelişen teknoloji ile DNA sarmalının, resmide çekildi ve anti realistler o safhadan geri çekildi. Teorik yaklaşımın doğru olduğu ortaya çıktı. Çoğu konuda olduğu gibi...
Ama elbette şu da var ki; anti realizmi tamamen yenmek kolay değil, hatta pek mümkün değil , çünkü bilimin kanıtlanamayan ama bilim yapmak için şart olan ön kabulleri hep olacaktır dolayısı ile anti realizm oralarda hep dolaşıp rahatsızlık verecektir.
Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar
Mahir ÇAYAN
|

01-06-2018, 18:33
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jan 2018
Mesajlar: 806
|
|
Dijwar
Çözüme yaklaştık gibi görünüyor. Adım adım yazacağım ki yaklaşmışken uzaklaşmayalım.
Anti realizmi tamamen yenmek için bütün teori ve hipotezlerin, ön kabullerin kesin olduğunu göstermeye gerek yok. Bazılarını göstersek bile yeter, çünkü kategorik bir şey söz konusu.
Bilim elbette kendini yeniler, hatalardan ders çıkarır. Dediklerinizden şunu anlıyorum. Bilim bazı noktalarda hata yapar ve sonra bunu düzeltir, düzelte düzelte de doğruluk değeri artar.
Doğrudan görülmeyen teoriler günü kurtarmak için kabul edilmiş şeyler değillerdir anlıyorum dediğinizden. Tam kanıtlamadan önce tahmin olabilir ama belli bir doğruluk payı vardır, yani doğruluk değeri alır ve sonra da kesinleşebilir ya da çürüyebilir.
Böyle çürüyen ve kesinleşen şeyler vardır DNA gibi demek istiyorsunuz. Dolayısıyla demek ki doğrudan görülmese ve kesin olmasa bile doğruluk değeri vardır diyorsunuz.
Yani doğruluk değerinin olduğunu, teori kesinleştikten sonra anladık gibi bir sonuca varıyorsunuz.
Peki şunu sorayım. DNA kesinleşmeden de DNA diyorduk ama o an acaba doğruluk değeri almadan diğer olasılıklar ile aynı derecede idi ama kesinleşince mi hangisinin doğru olduğunu tam anladık? Yoksa kademe kademe doğruluk değeri artıp mı kesinleşti? Bu önemli bir ayrım.
Bir diğer nokta ise DNA örneği dolaylı bir örnek değil gibi. Araçlarla görsek bile başka şeyi gözlemleyip ordan DNA'ya varmıyoruz, direk DNA'yı araçla görebiliyoruz, bakteriler gibi yani. Bu doğru örnek olmayabilir dolaylı olmadığı için. O yüzden yine doğruluk değeri alma ve kesinleşmede çözüme varılamayabilir gibi.
Ha diyebilirsiniz araçlar olmadan bizim için dolaylı idi. Ama araçla doğrudan oldu. Araçla da dolaylı olarak kalması lazımdı. Çünkü araç olmasına rağmen hala dolaylı olan teoriler var. Yani araçla doğrudan olan biraz alakasız olmaz mı o yüzden? Mesela DNA araçla bile doğrudan görülmeyip dolaylı olarak kesinleşse güzel örnek olurdu.
Bilimin elbette ön kabulleri var. Dış dünyayı sorgulamaz bilim, orayı varsayar ve öyle araştırır. Ama anti realizm dış dünya gibi konulara girmiyor. Daha doğrusu biz anti realizmden ziyade bilimsel anti realizm ve bilimsel realizmi tartışıyoruz. Anti realizm ve realizm derken bilimsel tabandakinden bahsediyoruz, bilim felsefesi konusu yani, ontoloji olan değil.
Dolayısıyla bilimsel anti realizm dış dünyayı sorgulamıyor. Dolaylı olanların dış dünya kadar kesin olup olmadığını sorguluyor. Dış dünyayı sorgulamak ayrı bir tartışma olurdu. Bize dış dünya kadar kesin olan dolaylı teoriler yeter ve bilimsel anti realizmi çürütür gibi.
|

07-08-2024, 20:45
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
Dogrudan Realizm, Dolayli Realizm ve Idealizm
Ben biraz daha farkli bir sey olarak, dunyayi algilayisimiz sorunuyla ilgili yazacagim. Bu yuzden deneyimlerden (a posteriori) bilgi edinmemizi aciklayan uc algi teorisinden bahsedecegim. Dogrudan Realizm, Dolayli Realizm ve Idealizm gibi teoriler, dis dunyanin varligi (realizm vs. anti-realizm) ve onu nasil algiladigimiz (dogrudan vs. dolayli) konusundaki metafiziksel ve epistemolojik sorular uzerinde farklilik gosterir. Simdi kavramlar uzerinden biraz daha derine inelim.
Dogrudan realizm, dis dunyanin zihinden bagimsiz olarak var oldugunu ve dunyayi dogrudan algiladigimizi savunan bir gorustur. Yani, gordugunuz sey gercekte var olan bir nesnedir. Ornegin, bir agaca baktiginizda, disarida var olan bir agac gordugunuzu dusunursunuz. Bu durumda, algiladiginiz seyin ozelliklerini (boyut, sekil, koku vb.) dogrudan algiliyorsunuz; birine ne gordugunuzu sordugunuzda, dis nesneyi tanimlarsiniz, alginizi degil.
Dogrudan realizm, dis dunyayi oldugu gibi algiladigimizi savunur. Bu gorusu destekleyen ornekler, gunluk yasamimizdaki algi deneyimlerinden kaynaklanir. Ornegin, bir bahcede yuruyus yaparken, gordugunuz bir cicegi dogrudan algiladiginizda, o cicegin gercek bir varlik oldugunu dusunursunuz. Cicegin rengi, kokusu ve sekli gibi ozellikleri, zihninizde herhangi bir araci olmadan dogrudan deneyimlediginiz nesnenin ozellikleridir. Bir baska ornek, bir masanin uzerine konulan bir kitabi gozlemlediginizde, masanin varligini ve kitabin uzerindeki yazilari dogrudan algiladiginizda, bu nesnelerin gercekligine dair bir inanc gelistirmis olursunuz. Ancak bu dogruysa, bazen algi problemlerimiz olur, onu ne yapacagiz? Ornegin, bilindik bir sey, bir kalem su dolu bir bardaga konuldugunda, kalemin bukulmus gibi gorunmesi dogrudan realizmi sorgular. Eger dogrudan realizm dogruysa, dis dunya algiladigimiz gibi olmalidir. Bunun gibi illuzyon durumlarinda, algimiz ile gerceklik arasinda belirgin bir fark vardir. Dogrudan realizm savunuculari, kalem orneginde bukulmus gorunmenin iliskisel ozelligine sahip oldugunu soylerler. Ancak bu yanit, halusinasyon argumanini aciklamakta yetersiz kalir cunku halusinasyonlar, bireylerin dis dunyayi algilamadiklari durumlari icerir ve bu durumlar, dogrudan realizmin temel iddialarini daha da sorgular. Bu elestirilere Bertrand Russell da katilir. Russel, dogrudan realizmin karsilastigi sorunlardan birini algisal varyasyonlar uzerinden aciklar. Bir nesnenin gorunumu, hangi acidan baktiginiza bagli olarak farklilik gosterebilir. Ornegin, bir odanin bir kosesinden bakildiginda, parlak bir ahsap masa isik altinda beyaz bir leke gosterebilirken, odanin diger kosesindeki bir kisi bu beyaz lekeyi gormeyebilir. Beyaz leke ya vardir ya da yoktur; her iki durumda da biri masayi dogrudan algilamiyor demektir. Russell ayrica, bir masanin sekli ile ilgili baska bir ornek verir. Masaya yukaridan baktiginizda dikdortgen gorunebilirken, birkac metre uzaktan bakildiginda mesela bir ucurtma seklinde gorunebilir. Ancak bu iki sekil ayni anda dogru olamaz. Bu ornekler, masanin algisi ile gercekligi arasindaki farklari vurgular.
Yukarida iliskisel ozellik dedik. Iliskisel bir ozellik, baska bir seye gore degisen bir ozelliktir. Ornegin, bir nesnenin kuzeyde veya guneyde olmasi gibi. Ne demek istiyorum? Ornegin bir masayi algiladigimizi dusunelim. Algida, masa bize gore farkli sekillerde gorunebilirken, nesne kendisi degismez. Bu baglamda, masa belirli algilayicilara gore farkli sekillerde algilanabilirken, nesnenin kendisi zihin bagimsiz olarak varligini surdurur.
Dolayli realizm ise dis dunyanin zihinden bagimsiz oldugunu kabul eder, ancak alginin bu dunyaya dolayli olarak, duyusal veriler araciligiyla gerceklestigini savunur. Yani, dis dunyayi dogrudan degil, duyularimiz araciligiyla algilariz. Bir kac ornek verelim. Bir film izlerken ekranda gordugunuz goruntuler, gercek dunyada var olan nesnelerin yansimalaridir. Ekrandaki goruntu, gercek nesnelerin dolayli bir temsilidir; bu nedenle, filmde gordugunuz sahneler, gercek hayatta var olan olaylarin algilayicilara--bize-- ulasan duyusal verileri uzerinden deneyimlenir. Baska bir ornek, bir resme bakarken yasadiginiz deneyimdir. Resimdeki renkler ve sekiller, gercek nesnelerin zihninizde olusturdugu bir temsildir. Bu durumda, resim, gercek dunyadaki nesnelerin dolayli bir yansimasidir ve bu yansima araciligiyla dis dunyayi algilarsiniz.Bir diger ornek, bir muzik parcasini dinlerken yasadiginiz deneyimdir. Muzik, ses dalgalari araciligiyla kulaklariniza ulasir ve bu sesler, muzigi olusturan enstrumanlarin gercek varliklariyla dolayli bir iliski kurar. Dolayli realizm, bu tur durumlarda alginin, dis dunyanin dogrudan bir yansimasi degil, duyusal verilerin yorumlanmasi ile olustugunu vurgular. Bu yaklasim, alginin guvenilirligini sorgularken, duyusal verilerin nasil yorumlandigina dikkat ceker. Burada, alginin guvenilirligini sorgulama derken su: Deniyor ki, dis dunyayi dogrudan degil, duyularimiz yoluyla algilariz. Ancak burada bazi guclukler ortaya cikiyor. Ornegin, George Berkeley, zihine bagimli olan duyusal verilerin, zihinden bagimsiz nesnelerle nasil bir benzerlik tasiyabilecegini sorgular. Duyusal veriler surekli degisirken, zihinden bagimsiz nesneler sabit kalir; bu da ikisi arasinda nasil bir iliski olabilecegini sorgular.
Bu sekilde, dolayli realizm, dis dunyanin dogasi hakkinda supheciligi de artirir. Eger yalnizca duyusal verileri algiliyorsak, dis dunya hakkinda nasil bir bilgiye sahip olabiliriz? Duyusal verilerin dis dunyayi dogru bir sekilde temsil edip etmedigini bilemeyiz. Bu durumda, dolayli realizmin, dis dunyanin varligina dair kesin bir bilgi sunma yetenegi sorgulanir.
Idealizm ise dis dunyanin zihin bagimli oldugunu savunur. Bu teoriye gore, dis dunya yalnizca zihinde var olur ve gerceklik, algilarimizdan bagimsiz bir varlik olarak dusunulemez. Yani, dis dunya bizim algilarimizla sekillenir ve bu nedenle gerceklik, bireylerin zihinsel deneyimlerine baglidir. Ornegin, bir kirazin varligindan soz etmek, aslinda zihnimizdeki algilarin toplamini ifade etmek demektir. Yani, bir nesneye dair sahip oldugumuz tum bilgiler, o nesneyi algilayisimizdan kaynaklanir. Idealizm, alginin dogasi ve gercekligin varligi konusunda radikal bir yaklasim sunar ve dis dunyanin varligini zihinle iliskilendirir.
Ozetleyecek olursak, dogrudan realizm, alginin dogrudan nesnelere erisim sagladigini savunurken, algisal varyasyonlar ve illuzyonlar gibi problemlerle karsi karsiya kalir. Dolayli realizm, alginin dis dunyaya dolayli olarak ulasmasini one cikarirken, idealizm dis dunyanin zihin bagimli oldugunu savunur. Hepsi de, yer yer bazi gucluklerle karsilasir. Simdilik bu kadar.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

07-08-2024, 23:22
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
Bugüne kadar en azından kendimi örnek alırsam, hayatım boyunca ne doğrudan ne de dolaylı realizm diye ifade edebileceğim biçimde bir anlayışın gereğini görmedim. Gerçekçiliğin ne esasında ne de usülünde renkler, zevkler gibi meseleler esas alınmaz. Bu tür söylemler aslında idealist bulandırmalarla -kısaca dezenformasyon, deformasyon- dile gelmektedir, ki aldatıcı olmakta. İdealizm parçalayıp, yok etmeyi de sever, idealizm gelişimi de sevmez, ret eder, o sebeple süreğen katagorize eder. örneğin ortaçağ realizmi ile 21. yüzyıl realizmi aynı olabilir, kalabilir mi? Ama bir idealist -ki dar görüşlüdür, sığdır- şöyle yaklaşır, ortaçağıdan referans verir, sonra güncele -çelişiyorlar diye- illa bir isim takar, yani köklerini yok eder -darbe indirir, böylece yenisinin içine bir dolu idealist saçmalığı da boca eder, nede olsa ortaçağda şu ya da bu konuda realistler yanlış şeyler söylemiştir, şimdi gedik açmıştır ve idealist için atış, dezenformasyon serbesttir-, oysa ortada gayet doğal bir gelişin, evrim vardır... Kısaca piyasada idealist tanımlara, bilgi kirine aldanmamalı, onlar sayıca çok, içerik olarak boşturlar, ilkesiz-omurgasızdırlar ve ilkeye de gereksinim duymazlar, zira zihni bir buz pisti gibi kullanırlar.
Gerçekçi olmak, dış dünya'yı algılamamzıda duyu organlarının işlevini yadsımaz, beyni de yadsımaz, mesele dış dünyaya zihnen nasıl bir şekil verdiğimiz değil, dış dünyanın bizim duyularımız ve zihinsel edinimlerimizden bağımsız varlığı esasıyla ilgilidir. Duyu organlarımız prensip olarak dışa dönüktür, içe-zihne dönük çalışmaz, değil mi? Yani gözlerimiz dışa bakar, dışarıdan gelecek etkilere, tepki verdiğinde işlev kazanır, kafamızın içine veya idealizmin metafizik bir yere yerleştirdiği metafizik zihin-üfürüğe doğru bakmaz öyle değil mi?...
Sadece varlık düzeyi mi? hayır ilişki düzeyi de nesneldir, bu bağlamda, şeylerin iradelerimizden bağımsız varlığı, etki-tepki ve ilişkileri ve buradan anlam kazanan bir çok olgu, olay vb. de gerçekliktir ve bizim irademizden olduğu kadar duyularımızdan da bağımsızdır. Dolayısıyla gerçeliği veya gerçekçiliği, realiteyi eleştirmek için, duyuları öne sürmek anlam taşımaz, zira bu anlayış(realizm), gerçekliği duyulardan da bağımsız ifade etmektedir. duyularımız ise gerçeğin yerine ikame(yerine koymak) edilemez, demek ki duyularımızdan da bağımsız gerçekliği veya anlyışını, duyular+zihinsel soyutlamalar, türetimler, yansımalar eliyle eleştirmek eşyanın doğasına, mantığa aykırı olur...
Kısaca realizmde amaç, zihne dayalı türetimleri gerçekliğin yerine koymak olamaz, bu eşyanın da doğasına aykırı olur. "Gerçek iradelerimizden bağımsız olandır" diyorsa, demek ki zihinden de bağımsız olana dairdir. peki duyularımız nedir? Aracıdırlar. Neyin? Etki-tepkinin, burada gerçek olan ne? Etki tepki, duyu organlarımız, vücudumuz... Duyularımıza etki eden, etki de yine zihnimizden bağımsızdır.örneğin biz düşünerek kulak zarımıza değişen ortam basıncına göre değil de, ışığa göre hareket et, gözlerimizin yerine geç diyemeyiz veya böyle düşünemeyiz, bu da bir realite değil mi? Peki duyularımız aracılığıyla aldığımız etkileri, beynimizde yorumluyor oluşumuz da realite değil mi? Demek ki burada gerçeklik kıstası zihni soyutlamalarımız, türetimlerimizle ilgli ele alınmamaktadır, ama sanki öyleymiş gibi gören-göstermeye çalışan çok sayıda idealist dezenformasyoncu gelip geçmiştir ve bu da ister, istemez realizmin ne olduğu değil, daha çok ne olmadığı üzerinden yanlış önyargılara sebep olmuştur. Bu ideolojik savaşın yansımalarından birisidir de denebilir -ki aslında idealizm, bir dolu çamur, çarpıtma, bulanıkaştırma, kavramları eğip, bükme, laf, akıl oyunları, lafazanlık, türlü kritersizliği, ilkesizliğiyle dahi bu savaşını(Güneş'i balçıkla sıvama, fizik, nesnel ve gerçeklik karşıtlığı) çoktan kaybetmiştir
Şeylerin varlığı, olgu, olayların ortadalığı ve tespit edilmişliği vb. gerçekliği ile, şeylerin neye benzediği, biçimleri vb. ayrı bir tartışma konusudur. Realite, şeylerin irademizden bağımsız ortadalığı-varlığı, olay ve olguların ortadalığı başka,,,,, şey'lerin neye benzediği, biçimleri, renkleri, zevkleri, nasıl oluştukları, neye yol açtıkları gibi bilgi eksenli konular ise daha üst ve karmaşık, spesifik detaylar içeren, daha özel bir zemin olarak başkadır. Yağmur yağıyorsa, görüyorsak, ıslanıyorsak, sesini duyuyorsak toprakta değişimi, akan suları,biriken damlaları görüyorsak, burada -o an yağmur açısından- bir yağış olayına tanık olduğumuzdur, ancak yağmur nasıl yağar, neden yağar, muhtevası nedir, rengi, kokusu var mıdır, bize ne hissettirir, hangi duyguları yaşarız, bunlar farklı ve üst zeminlerde çeşitli spesifik detayların bilgisini gerektiren konulardır. O an için gerçek yağmur yağıyor mu? Yağmıyor mu? Ya kişi halisünayson görüyorsa -istisnadır, ama olabilir-, yanılıyorsa? olabilir, sonuç olarak o kişiyi bağlar, ancak yeryüzünde yağmur olgusu olduğu gerçeğini belirlemez.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

08-08-2024, 01:23
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
Aristotales'te duyum
Aristoteles'den bahsedecegim. Dogrudan gercekcilik dedigimiz sey aslinda, Aristoteles'e kadar uzanir.
Tabii bizim kavramlarimizla dogrudan konusmasa da, icerigi itibariyle ilginctir. Modern renk teorilerini duymus muydun? Aristoteles'in temel varsayimi bu konuda soyle: duyu organlari dunyayla birey arasindaki dogrudan bir kopru saglar. Duyu organlarimiz, dunyayi algilamamizdaki ilk adim. Bu iliski basit bir neden-sonuc iliskisiyle aciklaniyor.
Aristoteles'e gore, bes duyu organinin her biri, belirli nesnelere yada mekanizmalara sahiptir ve bu seyler, duyusal verileri iletir. Gorme duyusunun ozgul nesnesi renklerdir; nesneler, renkleri gozlerimize ileterek gorsel veriyi saglar. Gorsel deneyimlerimizin temeli renklerin dagilimidir. Dunya gozumuze renkli ve iki boyutlu goruntu olarak gelir. Eger renkleri goremezsek, sekil veya konum gibi diger gorsel ozellikleri de goremeyiz. Yani gordugumuz her sey, renkleri gormek yoluyla algilanir. Aristoteles, renklerin seffaf ortam araciligiyla gozlere aktigini ve gozlerin renkleri dogrudan algiladigini soyler. Renkler, nesnelerin dogrudan gorsel deneyimimizin nedeni olarak kabul edilir. Bu, algisal neden-sonuc iliskisi acisindan oldukca basit bir gorustur; yani bir ozelligin bir nesneden digerine aktarilmasi.
Aristoteles'in teorisinde dikkat ceken nokta, renklerin temsil edilmesi yerine, dogrudan duyu organlari araciligiyla iletilmesidir. Bu iletim sonucu olusan duyumlari sense olarak adlandiralim. --Aristotales'in dilinden gidelim--Sense dedigimiz seyi soyle dusunmek lazim: dogrudan dunyaya acilan pencere—tabii ki iletimde bir sorun cikmazsa. Eger onumuzde bir kirmizi nesne varsa, o zaman kirmizi bir sense'e sahibiz.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

08-08-2024, 05:04
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
Rica etsem biri bana idealizmi aciklayabilir mi?
Tesekkurler
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

08-08-2024, 11:36
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677
|
|
Alvin´isimli üyeden Alıntı
Rica etsem biri bana idealizmi aciklayabilir mi?
Tesekkurler
|
Basit olarak;
Dış dünyanın(fizik) gerçek olmadığı, var olmadığı, gerçekliğin, nesnelliğin, fiziğin, nesnelerin ne dersek, zihinlerimizin bir tezahürü (metafizik, zihne dayalı bir görünüş biçimi, zihinde, düşüncede türetilen imge-simgeler, idealar) olduğu iddiası-temeline dayalı olan felsefe. Bu temelini temsil eder, ancak her daim bu tekrar edilmez, her seviye, konu, zeminde öne sürülmez, ancak, diğer konu, zeminlerde öne sürülen iddiların temeli, özü, dayanağı açısından -son tahlilde- yine o temele dayanırlar. Temel ilkesi gereği, zihinde, kurguda, hayalde, metafizik(fizik dışı) üretilen, türetilen ne varsa, felsefenin konusu yapabilir, böylece idealizm, bir materyalizm gibi yerçekimine bağlı, ayakları yere, fiziğe ve bilgiye basan-, evrimsel -evrimin hızına bağlı- bir süreç de izlemez. Fizikle sınırlanamadığı, akıl, zihin, düşünce, kurgu veya sınırlanamaz insan hayal gücü, dünyası(iç dünya) temeli-dayanağında olduğu için, her dönem yüzlerce görüş-kurgu, filozof türetir ve süreğen lafazanlık, -mecburen edebiyat- halini alır. Bir çok insanın da -bunlara bilim insanları da dahil- farkında olmadan savrulmasına, etki altına girmesine yol açar.
İdealizm özneldir, ancak bunun da dereceleri var. İdealizmin temeli, doğasında bulunan-mecburen- öznelcilik ile, öznelciliğin aşırı abartılmasıyla öne çıkan öznelci idealizmden de söz edebiliriz. Örneğin bu konuda Berkeley örnek verilebilir, güncel olarak ise, sözde bir çok guru diye geçinen, hayli sayıda müritler oluşturan, günümüz narsist-leştirici- öznelci idealistlerini örnek verebiliriz. "Sen odanın içinde değilsin, oda senin içinde, sen mahallede değilsin, mahalle senin içinde, sen dünyada değilsin, dünya senin içinde..." şeklinde duyu organlarını da saf dışı tutan, gerisinden sallayanlar gibi.
Materyalizm ise fiziğe, bilime, bilgiye dayalı olduğu için değişimleri veya şu ya da bu konuda çok sayıda idealist fizlozofun -kendine göresiyle- üfürdüğü-konuştuğu, sürekli yeni filozoflar üreten bir temele,imkana sahip değildir. Yani evrimin motoru doğal devri, seyrindedir. Materyalizm söylemden ziyade temeli, bilgiyi, bilginin nasıl edinildiği esasına dayanır, o sebeple de envai türden farklı kurgular öne süren ve her gün onlarcası ortaya çıkan filozofları olmaz. Söylemleri eleştirilebilir olduğu için de doğruları kadar, hataları da açığa çıkar ve irdelenebilir. İdealizm ise dogmatik, öznelci, zihin, kurgu, hayal gücüne değin geniş bir kurgu alanını kapsadığı için, eleştiriler(yapılabiliyorsa tabi!) anlam taşımaz, safsatalarını tartışmak sonsuza kadar sürebilir. Çünkü keyfidir, psikolojiktir, ideolojik-ideacıdır, tutarsızdır, ilkesizdir.
İdealizmde bir de kategorileştirme vardır, örneğin 100 yıl önce diyelim ki bir görüş -o dönemin bilimini esas aldığı için- bir söz söylemiş, ancak bilimsel ilerleme, evrimler yaşanmış ve o konuda daha farklı bilgi, görüşe erişilmiş ise, idealizm 100 yıl önceki görüşü A bilmem nesi, 100 yıl sonraki görüşü de B bilmem nesi diye kategorize etmeyi, ayrıştırıp, çatıştırmayı, kısaca çorba, ortamı bulandırmayı sever, zira bu,,, doğasında vardır. Nasılsa masabaşıdır, insan hayal gücü, zihni, öznelliğine dayalı bir felsefe zemininde olduğu için keyfi biçimde davranışlar sergileyebilir ve Onu da kimse tutamaz. Materyalistler ise antik çağ materyalizmi, ortaçağ materyalizmi(buharlı makineler dönemi, etkileriyle mekanik materyalizm) gibi ifadeler kullanır, envai türde yeni bir tür türetmez. Bilim de öyle değil mi? Örneğin biz bu gün envai türde bilim adı türetmiyoruz.
Bana sorulsa, bu tür -realizm!- tanımlara da, tartışmalara da gereksinim duymam, materyalizm ve bilim yeterlidir ve gerçekliğin ne olduğu( zihnimizden - bağımsızlık -zihince türetmemize dayalı-bağlı olmayan- kriteri yeterlidir) materyalizm açısından zaten ifade edilmiştir. Kişilerin davranışında aranan gerçekçi, objektif yaklaşmalar açısından değil, bir akım olarak realist, pozitif realist, negatif realist, pasif realist, aktif realist, dolaylı realist gibi tanımlara gereksinim olmadığı ortadadır. Bu tür sapmalar, çalkantılar, sözde alanlarının A'cı, B'cisi vb. olanların, gerkesizce, ideolojik-politik, hezeyan, idealist savrulmalarıyla ilgilidir.
---------------------------------------------------------------------
Örneğin Aristotelese göre dediğin kısım ve öncesi, duyu organlarını güdükleştirici yaklaşımlar da sergiliyor, oysa duyu organlarının temelinde ETKİ-TEPKİ yatar. Duyu organlarının işlevi vahiy yoluyla veya benzer-kerameti kendinden menkul- gelen verileri iletmek gibi düşünülemez. Duyu organları renkler, sesler, tadlar, koku vb. türde işlenmiş tanımlanmış paket veriler almazlar, frekanslar(etki aralıkları), periyotlar, şiddet(etki şiddeti), gen-işlik(alan etkisi, dalga boyları, geliş açılarının etkisiyle vb.) vb. biçiminde etki alır. Paragraf açısından veri,, duyu organlarının etki-tepkisine dayalı aktı, ilk-el yorum- tetiklenme ve iletinin, alıcı tarafına oluşturduğu etki ve tepkisi sürecinde anlam kazanır. Veri olabilmesi için geçmesi gereken zorunlu fiziki, kimyasal, nesnel süreçler vardır. Öncelikle iradelerimizden, zihni yorum, türetimlerimizden bağımsız verici(etki)-alıcı(tepki) süreçleri işler. Veri bu ifadede genel bir kavramdır, özelde ise, ney e göreliği önem arzeder. Renk, tad, koku vb. ise duyu organlarının gösterdiği tepki -etkileşim, tepkileşimler- üzerinden beyin tarafından yorumlanır ve buradan tepkinin şiddeti, ferekansı vb. ölçüsünde kodlanarak hafıza edilir ve kodların tanısı-yorumuyla da bilgiye dönüşür. Doğada hali hazır bir biçim, hazır paketler halinde ve zihnen yorumlu bir halde tanımlanmış veri, bilgi paketleri bulunmaz. Bu paragraflarda amacım kısa-kabaca değinidir, detaylara girmek değildir.
|
Aristoteles'e gore, bes duyu organinin her biri, belirli nesnelere yada mekanizmalara sahiptir ve bu seyler, duyusal verileri iletir. Gorme duyusunun ozgul nesnesi renklerdir; nesneler, renkleri gozlerimize ileterek gorsel veriyi saglar.
|
Gözlerimiz renkleri, görüntüleri vb. iletmez, renk ise, -şeylere muhtaçtır ancak- bir nesne değildir, görme duyusunun nesnesi ışık etkisi+göz+beyin, temelde yatan ise fiziksel dalga-parça etki-tepkileridir( fiziksel etki ve tepki var, henüz -yorum öncesi- işlenmiş, tanımlı hali hazır paket görüntü diye bir şey de, görüntü de mevcut değildir, yani gözlerimiz görüntü ileten bir organ değildir, ışık da ise görüntü bulunmaz. İnsan, ışık etkisinin, göz üzerinden görece farklı tepki-dağılımları arasındaki farkları kıyaslayarak görmeyi başarır, görüntü şimdi açığa çıkmış, oluşmuştur. Elbette görünen ile görüntü arasındaki gerçekliği de anlamak gerekir, gerçek olan görünendir(kendisidir), görüntü ise olabildiğince ışık aracılığıyla elde edilen bir yansı-ma-dır. Yarasa olsaydık ses dalgalarından söz ediyor olurduk.) . Renk ise, şeylerin ışığa verdiği tepkiler ve ışığın değişen dalga boyları vb., haliyle, duyu organlarımıza olan görece değişken etkisi ve yorumuyla vb. ile ilgilidir.
Renkler şeylerin nevi şahıslarına münhasır -daim üzerine ve ona has kondurabileceğimiz özellik, nitelikleri değildir- ve onların göründüğü gibi olup olmadıklarına dair baz alıp, zaman israfı yapmamızı gerektiren bir konu bile değilken, idealistler neden sürekli öznel kriterlerle, renkler, tad, koku gibi kavramları da çarpıtıp, asli unsurlarmış gibi öne sürerler? Çünkü ideolojik-politik yaklaşmak zorundadırar, iki yüzlüdürler, aldatmak isterler. Oysa renk, tad, koku, tümü de; fiziki etki-tepkilerin yorumuyla anlam kazanırlar. Böylece gerçeklik, etki edenin, tepki verenin, etki-tepkinin, yorumcunun(özne) zihnimizden bağımsız etkisi-varlığı, böylece nesnelliği, haliyle bunlara da bağlı olarak renk, tad, koku şu ya da bu kavramın öznece soyutlanması anlam kazanır.
Materyalistler açısından renkler, zevkler(tad, koku vb.) vb. öznel, kişiye göre değişen ölçüleri, felsefi tartışmalarda dayanak olarak öne sürmek safsatadan ibarettir. Bir şeyin gerçekliği-varlığı, renklerden, tad, koku, kişilere görelikten de bağımsızdır. İdealistler bu sebeple -yani zihne bağlı kılabilmek namına- gerçeği çarpıtırken süreğen renkler, zevkler, tad, kokuya girer ve materyalizmin veya realizmin vb. gerçeklik algısı, tanımlarını sanki bunlara bağlıymış gibi gösterirken-çarpıtırken okuyucuyu da aldatır. Şeylerin neye benzediği, rengi, kokusu, tadı vb. onların gerçekliğini belirlemez, şeylerin gerçekliği neye benzediklerinden ziyade, şey'in gerçekliğinin ifadesi etkileşime(etki-tepki) girmemizle ilgilidir.
Şeyler gözlemlenebiliyor, şu ya da bu duyu organlarımızca algılanabiliyorsa nazarımızda gerçektir, şeyler ise ortada veya değillerdir ve bu halde ortadalıkları namına bir gözlemcinin zihni, varlığına da, gerçeklik iddiası, algısına da gereksinimleri yoktur-bu da şeyler nazarında ulaştığımız bir başka gerçektir. İyi de algılayamadığımız şeyler yok mudur? Olabilir, ancak algılayamadığımız her ne ise, haklarında da konuşamayız. Örneğin metafizik, zihnen, önce adına tanrı, cin vb. deyip, üfürükten tanımlayıp(nasıl mümkün oluyorsa?!), sonrada algılayamıyoruz demek saçma, resmen gerçek değil demek olur. Kaldı ki şeylerin gerçekliği bizim algımıza bağlı değildir, ancak biz gerçekliğini ifade edeceksek, aglılanabilirliği ve algılamaya mecburuz -ikisi farklı şeyler. Bu halde algısı, tanımı olmayan bir şeyin gerçekliğine dair bir yorumda bulunma şansımız da bulunmaz.
Bir şey'in zihinlerimizden bağımsız ortadalığından söz edemiyorsak, üfürükten ibarettir ve ne varlığı-yokluğu ne fiziği-metafiziği anlam taşımaz. Dolayısıyla biz algılanabilirliği;; metafizik veya sırf zihne, öznenin keyfine dayalı, hayali bir türetim olarak değil, nesnel varlık-farkındalık-işaret edilebilir, nesnel ve bozulan tanımlarla çarpıtılmamış "duyular", etkileşim, nesnel ilişki, olgulara vb. bağlı bir temelde kriter olarak sunuyoruz. İdealistler bunu da çarpıtmaktadır, belirteyim ki, o hataya düşmeyelim. Kısaca soyut gerçek yoktur, gerçek somuttur.
İdealistler o sebeple "şeyler göründüğü gibi midir?" diye sormayı sever, çünkü kabullenemediği fiziği, gerçekliği, bir şekilde deformasyona uğratma, iki yüzlüce bulandırma-sulandırma, eğip-bükme telaşı içindedir(*), oysa bu soru gerçeklikle zerre ilgili olmayan, öznel bir sorudur ve hiç bir şey saf, salt göründüğü gibi olamaz-indirgenemez. Gerçeklik de şeyin göründüğü gibi mi olup, olmadığı gibi bir kritere indirgenemez. Bir şey'in göründüğü gibi olup, olmadığı noktasını tartışıyorsan zaten o şey'in gerçekliği sorunu çoktan aşılmıştır.
(*) O sebeple idealistlere göre ya da idealistlerin şu ya da bu kavramı-görüşü kategorize etme, tanımlama, tanımalarını esas almaya kalkarsak bu bizi aldatır, yanıltır. Bu sebeple sürekli yeri geldikçe ifade ediyorum, "bu biçimde tanımlar idealist, bu biçimde safsatalaştırılmış kavramlar, yaklaşımlar idealist(metafizik, bilim dışı), idealistçe çarpıtılmış" vb. diye, çünkü buna mecburum. Çünkü nasıl ki bir teistin, bir atesite yaklaşımı, tanımı, ateisti bağlamaz ise, bu konularda da öyledir. Bu açıda, elimizde 1 anlayış, buna bağlı 1 felsefe ve 1 inanç vardır, idealizm ve teizm, ikisi de dürüst olmadığı gibi, ikisi de metafiziği esas alır, lakait, iki yüzlü, metafiziktir. Doğaları, temelleri gereği öznelci, subjektif ve kurgucudurlar. Objektif olamazlar ve sürekli haklı, doğru(!) çıkmak, tribünleri etkilemek(!) namına ciddi saplantıları vardır ve ötekileştirdikleri namına da sınırsız bir lakaitlik, sorumsuzluk, sahtekarlık, aldatıcı trol yollara, keyfiliğe, kavramlara değin çarpıtmaya başvururlar. Sabun gibidirler ve akıl oyunları yaptıkları için de sonsuza kadar tartışsanız, kişi safsatalarını, akıl-mantık dışılığını görmedikçe yakalayamazsınız. Bilimsel düşünmek, objektif olmak bunlara hem menfaatsiz hem de gizemler, hayali sırlar, mitolojiler, metafizik içermediği için de zor gelir, süreğen bilimsel, objektif kriterlerde gedik açmaya, çapsızlaştırmaya çalışırlar. O sebeple de piyasada binlerce sözde uzman-filozof idealist, kurban avındadır, bir nevi maddi-manevi çıkar sektörüne dönüşmüştür...
Kısaca materyalizm ile idealizmin hem kavramları hem tanımları hem de yaklaşımları ilke ve kriterler gereği farklıdır. Materyalistler çarpıtma, eğip, bükme derdinde de değillerdir ve zaten ilke ve kriterleri, bağlı oldukları zemin, bilginin yolu, gözlem, deney-sınama ve buradan gereksindiği bilimi(materyalist bilim) buna el vermez, ancak piyasa dahilinde insanlar farkında olmadan, cazibeli idealizme savrulabilirler.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (08-08-2024 Saat 23:12 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:54 .
|