
06-09-2023, 15:35
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674
|
|
Khaos´isimli üyeden Alıntı
Spartalı
Sana neyi anlamadığını izninle anlatayım.
Konudan bağımsız, tek derdi muhatap alınmak olan
Muhatap alınmakk isteyen bi erkek ******suna birşeyler yazıyosun.
Yazma.
Ya da bana de ki,
Burası forum, ben anlayana yazıyorum.
Dmn denen orosbuya yazılmaz.
*****
Tanı bu primatları.
Ruhunu satmış erkek orosbularını.
|
Bir yeri ben sansürledim.
Ona anlatmıyorum, zira o anlama kapasitesine sahip değil, ama biliyorum piyasa bunları bu biçimde aldatarak sömürenlere inanmış-aldanmışlarla dolu, dmn önemli bir ayrıntı değil, vesile oluyor sadece
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

07-09-2023, 11:59
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
Güneş "enerjisi"! Alta yazdıklarim tamamen benim çikarim ve fikirlerim.
Güneşin kendi icerisinde meydana gelen kimyasal ve fiziksel reaksonlarin işlevinden( fonksiyon) ortaya maddenin başka formu olan IŞIK ile ISI dedigimiz ve bilindik olarak parcacik degil ama dalga biçimi ( formu) olarak radyoaktif diger bir isimle manyetik dalga olarak ortaya çıkan şeye biz ENERJİ diyoruz.
Enerji formu dendigini duymuşuzdur. ( gelicem oradan yapilan sacma soyutlamaya )
Enerji derken bir başkasina ( topluma) açıklama yapmak için kullandığımiz bir isimden başka bir şey demiyoruz.
Enerji tam bir soyutlamadir. Soyutlamaya da en iyi orneklerden bir tanesidir. Maddenin kimyasal yada fiziksel tepkimesinden Ortaya çıkan başka madde formuna yada formlarina ENERJİ derken başka bir varlik ortaya koyuyormuşcasina konuşmak idealist bir yaklaşımdır. ( bunu anlamak birilerine güc geliyor )
Guneş deki bu tepkime reaksiyonlar diyalektik olarak konuşulabilir. Diyalektiğe ornek olarak verilebilir ben böyle düşünüyorum çünkü Guneş deki tepkimeler GERÇEK olan üzerinden SONUÇ ortaya koyuyor.
Alman hanzomuz diline diyalektigi dolamış ama diyalektik ne uzerinden konuşulabilir bunu bir turlü anlamıyor yada anlamak istemiyor. Diyalektigin zıtliklardan ortaya çıkan sonucun oldugunu anliyor ama SADECE GERÇEK olanlar uzerinden diyalektik olacaginı kavrayamiyor. Idealist diyalektik gerçekleri temel almaz , gerçek olmayan hayali şeylerin zıtlıklarının sonucunu ele alıp konuşur.
Materyalist diyalektik öyle mi ? Hayır sadece GERÇEKLER uzerine zıtlikların sonucunu ele alır.
Tam olarak bilmiyorum ancak hegel in diyalektik düşüncesini " başaşşağı" iken aldım duzelttim diyen marx belkide bunu söyluyordu. Hayaller uzerinden degil gerçekler üzerinden diyalektik demek istedi.
Soyutlar üzerinden diyalektik olur mu ? Evet olur düşünce ifade şeklinde olsa da , düşunce bir materyalden hemde organize olmuş materyalden ortaya çıktıgı gibi yine sonuç olarak materyal bir sonuç ortaya koyar yani temelde yine madde olmak zorunda.
Gerçek temel alinmadıkca diyalektik uzerine ahkam kesmek gevezelik olur.
Alman hanzosu da gevezelik yapiyor.
Tekrar guneşe ve " enerjisi" dedigimize gelirsek güneşten orta çıkan formları ele alıp oradan soyutlama yapıp cin peri melek tanrı gibi yukarıda belirttigim "enerji formudur" üfürme ve safsataları ancak gülünecek inançlar olmaktan öte gidemez.
Elbetteki sadece guneşden ortaya çikandan degil evrende ortaya çıkan her benzeri formu cin peri tanrı yapmaktan geri durmuyorlar. Öyle abartiyorlar ki ; evren enerjiden maddeye dönüştü diyecek kadar abuklayıp yanına inanćlarıda koyup toplumu kandırip peşlerine sürüklüyorlar.
Evrene " enerji" donu biçmek madde nin ne olduğunu anlamamaktan dolayıdir. Insanlar madde yi sadece bir parçacik gibi düşünuyorlar. Eline alıp gözlemleyecegi bir şey gibi tassavur ediyorlar. Bu düşünce yanlış.
Bizim alman hanzosu ne diyalektiģi ne de materyali kavrayamadı bu kafayla gidersede kavrayamayacak ,
Neden böyle söyluyorum ?
Çünkü ben de soyutlanan her şey in VAR (gercek) oldugu takıntısı inadı ile bu konulara yaklaşıyordum. İnadımdan vaz geçince okumam düşünmem ve degerlendirmem degişdi.
Bu iki konuyu anlamak için cok derin akademik bigiye gerek yok. Biraz düşünüp değerlendiren her insan bunu kavrar.
İlk kavrama SOYUTLAMA uzerine olmalı , şayet bu konu atlanıp diger mevzulara girilirse alman hanzosu gibi saçmalar durursunuz.
|

07-09-2023, 16:32
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
ENERJİ, bir cismin, form-yapı, sistemin İŞ KAPASİTESİNE DENİR. KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL BİR FORMA SAHİP DEĞİLDİR 
|
Etki ve tepki, zıtlık gibi algılansa da iyi ve kötü gibi zıtlıkları ifade etmezler. İkisinin ortak temeli harekettir, tıpkı kinetik enerji gibi. Etki ve tepki, hareketin yüzüdür. Etki, hareketi başlatan değişikliktir. Tepki ise hareketin neden olduğu değişikliktir. Bu bağlamda kinetik enerji, etki ve tepkinin yarattığı hareketin bir ölçüsüdür.
Hareket olmadan etki ve tepki mümkün değildir. E = fd formülünde, hareket ortak bir unsurdur. Etki ve tepki, her ikisi de harekettir. Bu nedenle, onları ayıramayız.
Kinetik enerjininde sadece bir hareket şekli olduğunu unutmamak önemlidir. Isı enerjisi, elektrik enerjisi, kimyasal enerji gibi birçok farklı enerji şekli vardır.
Ancak, Einstein'ın enerjisi, tüm enerji türlerini kapsadığı için genel bir enerjidir. Durağan kütle bir enerji biçimidir ve hız bir hareket biçimidir. Bu nedenle, Einstein'ın enerji formülü, durağan enerji ile hareket enerjisinin birleşimi olarak diyalektik bir doğaya sahiptir. E = fd formülünde ise dialektik, nesnel ilişkidedir, ama forma dair değildir.
|

07-09-2023, 17:46
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
E = fd formülünde ise dialektik, nesnel ilişkidedir, ama forma dair değildir
|
Bu E neye DAİR miş ? Değildir! Deyip açiklamamakla bitmiyor.
Soyle rahatla ...
Biliyorum " tanrım" diyeceksin. Geçmişte bir yazinda , frekansları titreşimleri TANRIN olarak belirtmişdin.
Enerji dedigin şeyi " tanrı" dediginle ozdeşleştiren bir mal ancak bu kadar sacmalayabilir.
Protonların fuzyonda ki tepkimesinden senin tanrin mı ortaya çıkiyor.
Olum laf salatası yapmayı bırak , enerji dedigin maddenin form degişikligidir. Baskada izahı yok . Tabiki bilimsel anlamda.
Her radyoaktiviteyi , manyetik dalgayı tanrın yada onun icinde saklanan biri saniyorsan , degis bu akli derim.
Potansiyel yada kinetik ile alakalı durumları hareket ettiriciyi ariyorsan , boşuna ararsin , bak sana bir yol , 4 kuvveti ve işleyişini ogrenmeni tavsiye ederim.
Hidro elektirik santralinden üretilen "enerji " dedigimiz potansiyelin harekete cevrilmesinde ki TANRIN degil o 4 büyük kuvveten birisi
Guneşin fuzyon tepkimesi v.s tamami böyle
Kömurün odunun yanmasınin neticesi ..v.s
Neticede sadece maddenin başka bir formu ortaya çıkıyor. Ve o madde yok olmaz denilende bu oluyor. FORM değiştirir.
İdealizm insani koreltir.
|

07-09-2023, 21:09
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Etki ve tepki, zıtlık gibi algılansa da iyi ve kötü gibi zıtlıkları ifade etmezler. İkisinin ortak temeli harekettir, tıpkı kinetik enerji gibi. Etki ve tepki, hareketin yüzüdür. Etki, hareketi başlatan değişikliktir. Tepki ise hareketin neden olduğu değişikliktir. Bu bağlamda kinetik enerji, etki ve tepkinin yarattığı hareketin bir ölçüsüdür.
|
Mesele şu oldu, bu oldu meselesi değil, sandığınızın veya iddia ettiğinizin aksine, enerji ne bir RUHANİ NE DE kermaeti kendinden menkul fiziki bir varlık-FORM-YAPI biçimi değildir, benim üzerinde durduğum bu, bu durumu değiştimeyecek türde kafa şişirmeye gerek yok 
Sen öznel idealizminle diyalektikten söz etme. ETKİ-TEPKİ = TEPKİ-ETKİ'dir de ve bu konuyu salt fiziksel kuvvet olarak düşünmek de hata -örneğin reaksiyonlar-... Bunu sana nasıl anlatmalı, anlayamazsın
O sebeple sürekli ne diyorum; HAREKET-İLİŞKİ-ETKİ-TEPKİ
Anlık olarak hangisinin önce geldiğini, siz iradi olarak belirleyemezsiniz, bu konuyu SARMAL biçimde düşünmek zorundyız, anlayabildin mi?
Yani sonuç itibarıyla bunlar TEMEL ZEMİNDEKİ KAVRAMLARDIR, EĞİP-BÜKMENİN GEREĞİ, ANLAMI YOK.
Sizlerin en önemli hatası, bu tür konularda, neyin, neye yol açtığı konusunda, basamakları tersinden işletmektir, anlayasın diye söylüyorum, yanardağlar nasıl olur sorusuna, yanardağ patladığı için, yeryüzünde mağma oluşur tarzındadır, her bir şeyi böyle tersten-size görünür veya dağarcığınıza uyan biçimlerle kavramaya çalışıyorsunuz(hasılı avare dingil demeyim de ne diyeyim?).
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Hareket olmadan etki ve tepki mümkün değildir. E = fd formülünde, hareket ortak bir unsurdur. Etki ve tepki, her ikisi de harekettir. Bu nedenle, onları ayıramayız.
|
Etki-tepki=hareket değildir, bunlar ne aynı şeydirler ne de birbirine indirgenebilirler, ilişkilidirler, ama bu konuya girmeyeceğim.
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Bunların hepsi kabule dayalı formüllerdir, hepsi de ENERJİ, YANİ BİR CİSMİN(FORM-YAPI), BİR SİSTEMİN İŞ YAPMA KAPASİTESİDİR. EN NİHAYTETİNDE YİNE TEMELDE ETKİ-TEPKİ-HAREKET YATAR.
|
Ben bu konuları zemim esaslı ele alırım, daima şunu söylerim;
HAREKET-İLİŞKİ-ETKİ-TEPKİ, bu bir zemindir ve bu zemini birlikte, SARMAL düşünmek gerekir
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Kinetik enerjininde sadece bir hareket şekli olduğunu unutmamak önemlidir. Isı enerjisi, elektrik enerjisi, kimyasal enerji gibi birçok farklı enerji şekli vardır.
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Maddi zeminde, etki-tepkiler, ilişkiler, tepkimeler, hareket gerçekleşir ve bunlar çeşitli oluşum, dağılım, kuvvet, değişimlere yol açar, şu ya da bu şey'in, şu ya da bu nitelği, özelliği, o şeyden ayrı-bağımsız olmayacağı gibi, o şey şu ya da bu özelliği, niteliğine indirgenemez!
Sürekli söylüyorum, -E-GÖRE, -E-DAİR!
|
Bu bağlamda bu tür konulara bu zeminden hareketle yaklaşırım -geçerli kavrama ve anlama bu zeminde mümkün olur-, bu RUHANİ BİR ZEMİN DE DEĞİLDİR, dingiller genelde benim hangi zeminde olduğumu anlayamaz, tekrar döner bak ben bundan söz ediyorum derim, ama o dingiller bu seferde işi adiliğe vurur, amaçları üzüm yemek, bir şeyler almak-vermek değildir.
Sonuç olarak ENERJİ DEDİĞİMİZ, KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL BİR VARLIK BİÇİMİ değil, var olanın-varlığın çeşitli aksiyon, yansımaları, potansiyellerden, bir ya da bir kaçı esas alınarak, ne kadar(kapasitesi bakımından) sorusuna dayalı olarak soyutladığımız, bir kavram, ölçü, anlama-kavrama ve kullanma birimi, biçimidir.
Biz bir kavramı bir kez tanımladıktan sonra, o kavramı kullanıyoruz  Bunun için kavramlaştırdık, anlamlandırdık, İLİŞKİLENDİRDİK.
TABİ Kİ BİR KEZ SOYUTLADIKTAN SONRA, her türlü ifademiz de, etkileşimlerin de, ilişiğin de vb. bu kavramı kullanacağız, o kavramı kullanmamız, o kavramı tanımlayan koşulun, o kavramı kullandığımız cümleye bağlı olduğu sanrısı, ahmakların, cahillerin okuduğunu anlayamaması(üstte yanardağ örneğim var) ve kavramları deforme eden sonuçlar üfürerek üzerlerine mitoloji yazması, bizim referans alabileceğimiz veri-bilgi, davranışlar değildir. Bizler(maddi süreçleri, ruhani üfürüklere bağlı hale getirmeye çalışmayanlar) yine de elimizden geldiğince işin aslına değinmeye çalışıyoruz.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

14-09-2024, 04:50
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Atom altı parçacıklar da form-yapıdırlar, MADDE bütün form yapıların temeli, muhtevası, materyali...
Uzay da atom-altı parçacıklar dünyası da boş değil, madde, yüküyle dolu. Eğer gözlem aracımız elektron etkisine dayalı ise, elektron altı form-yapıların, alıcıda bıraktığı etki,alıcının tepkilenemeyeceği düzeyde ise, alıcı tetiklenmeyeceği için ne ölçülebilir, ne de gözlemlenebilir, ancak dolaylı yollarla ve bir çok deneyle üzerne yorum yapabilir düzeye geliriz.
Son kez; uzay da, atom dünyası da, boşluk sandığımız bir çok makro, mikro boşluklar da boş değildir, temel zeminde vakumlanamaz(süreğen akış, aktı oluşutrarak boşluklar yine dolar). Soluduğumuz havanın boş olmaması gibi, her bir ŞEY'in, şey olabilenin, form-yapıalrın, ilişki, etkileşimlerinin temeli, özü, muhtevası madde...
|
Klasik özellikler olmadan maddeyi nasıl tanımlıyorsun? Eğer kütle ve hacim gibi özellikler "indirgenemez" diyorsan, o zaman maddeyi neye göre "madde" olarak adlandırıyorsun?
Senin "Uzay ve atom-altı parçacıklar dünyası boş değil, madde ve yükle dolu" ifaden bazı açılardan çelişkili ve tam olarak neyi kastettiğinde net değil.
Öncelikle kuantum mekaniği, vakumun tamamen boş olmadığını ve enerji dalgalanmaları ile sanal parçacıklarla dolu olduğunu öne sürer. Bu sanal parçacıklar sürekli ortaya çıkar ve yok olur, ancak gerçek anlamda "maddi" varlıklar değillerdir. Ölçülemez ve kalıcı değillerdir; dolayısıyla klasik anlamda "madde" olarak nitelendirilemezler. Proton, nötron, elektron gibi atom-altı parçacıklar ise elektriksel yük taşırlar, ancak bu parçacıkların varlığı uzayın tamamen maddi bir şeyle dolu olduğu anlamına gelmez. Atom-altı parçacıklar, klasik anlamda düşünülmeyecek kadar küçük ölçeklerde ve yüksek enerji seviyelerinde bulunurlar.
Farklı fiziksel kavramları bir araya getirmeye çalışırken çelişkiler yaratıyorsun. Eğer maddeyi klasik fiziksel özelliklerle (kütle, hacim, yoğunluk) tanımlamayı reddediyorsan, o zaman maddeyi uzayda nasıl tanımlıyorsun ??? Maddesel bir şeyin kütlesi hacmi ve gözlemi de yoksa, ona neden "madde" diyorsun ????? Uzayın "maddeyle" dolu olduğunu nasıl savunuyorsun?
Enerji ve maddeyi ayıralım:
Enerji, fiziksel bir nesne değildir. Kütlesi, hacmi ya da yoğunluğu yoktur. Enerji iş yapma kapasitesidir ve farklı formlarda olabilir.
Madde, belirli bir kütle ve hacme sahip olan fiziksel varlıkları ifade eder. Enerji madde gibi fiziksel bir varlık değildir, ancak madde ve enerji arasındaki ilişki, Einstein'ın E=mc² formülüyle açıklanabilir. Enerji ve madde birbirine dönüşebilir, ancak aynı şey değildirler.
Eğer uzayın maddeyle değil enerjiyle dolu olduğunu savunuyorsan, o zaman enerji ve maddeyi nasıl ayırdığını açıkça belirtmelisin. Enerji, klasik anlamda maddi bir varlık değildir; iş yapma kapasitesidir. Kuantum vakumu enerji dalgalanmaları içerebilir, ancak bu dalgalanmalar klasik madde gibi kütle veya hacim içermezler, geçici fenomenlerdir. Bu nedenle, uzayın enerjiyle dolu olması klasik anlamda bir madde doluluğu anlamına gelmez.
Madde yüküyle dolu ifadesine gelince: Atom-altı parçacıkların elektriksel yük taşıma özelliğinden bahsediyorsun. Ancak yük ve madde kavramları birbirinden farklıdır. Elektriksel yük, bir parçacığın elektriksel alanla etkileşime girme kapasitesini ifade eder. Bu, bir parçacığın enerjik bir özelliğidir, madde değildir. Yük, parçacıkların enerjik özelliklerini tanımlar, maddi varlıklar değildir.
Belki de yük kavramını enerji alanı ile karıştırıyorda olabilirsin. Kuantum mekaniği ve parçacık fiziğinde yük, maddi bir varlık değil, enerjisel bir özellik olarak değerlendirilir. Elektriksel yük, parçacığın elektrik ve manyetik alanlarla etkileşimini tanımlar. Yani, bir yük taşıyan parçacık çevresinde bir enerji alanı oluşturur, ancak bu enerji alanı maddi bir şey değildir; boşlukta oluşan bir etki ya da kuvvet alanıdır.
Sonuç olarak, "madde yüküyle dolu" derken uzayın enerji alanları ve elektriksel yüklerle dolu olduğunu kastediyor olabilirsin. Ancak bu, klasik anlamda uzayın "maddeyle dolu" olduğu anlamına gelmez. Yükler enerji alanları yaratır, fakat bu alanlar "maddi" varlıklar değildir.
|

14-09-2024, 05:09
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Klasik özellikler olmadan maddeyi nasıl tanımlıyorsun? Eğer kütle ve hacim gibi özellikler "indirgenemez" diyorsan, o zaman maddeyi neye göre "madde" olarak adlandırıyorsun?
Senin "Uzay ve atom-altı parçacıklar dünyası boş değil, madde ve yükle dolu" ifaden bazı açılardan çelişkili ve tam olarak neyi kastettiğinde net değil.
|
Amacın konuları trollemek, bu sorularına onlarca kez yanıt aldın ve yaptığın şarlatanlık, şaklabanlıklar da defalarca somut olarak ortaya kondu, ısrarcısın. 10 kere açıkladık, kütle vb. esaslı tanımlar yanlıştır diye, ispatladık da(neden yanlış olduğunu).
5 sayfayla ancak anlatılacak konu ve datayları,şurada 1 sayfaya indirme çabasıyla, en kaba haliyle dahi rahatlıkla anlaşılabilir bir düzeyde ifade etmeye çalışıyorum, çok yoruyor, sıkıyor ve geriyor artık.
Uzay elbette boş değildir, bunu da defalarca izah ettim, süreğen tekrar ettirmen senin art niyetin... Ama siz, illa büyük ölçekli form-yapılar ararsanız nafile... Uzayı hamur gibi de düşünebilirsiniz, eğilip, büzüşebilen bir yapı, hamurun malzemesi, muhtevası ise madde. Kütle çekimine, çeşitli dalgalara değin tümünün temelinde, boş olmaması. İster büyük form-yapılarca hissedilir, isterse bu yapılarca hissedilmez dalgalanmalara sahne olur ve uzay tamamen vakumlanamaz. Ancak lokal olarak ranstlantı olarak çeşitli noktalarda madde yoğunlaşması, birikimi, sağladığı madde uzayında aktı vb. kütle çekimi, enflasyon vb. oluşur... Ton balığı ağıyla nasıl ki hamsileri yakalayamazsanız, madde uzayını da, bir birim alanda -uzayı tümüyle asla-, kapalı bir alana(kapalı bir kaba) hapsedip, vakumlayamazsınız(vakumla ilgili ifademe dair). Her parçacık, madde ortamı, uzayında yer işgal eder, bu sebeple de, madde yükü aktısına yol açar-yani ortam, etrafı boş değil, madde yüküdür-, bu halde bu ister hissedilir, ister hissedilmez çekim, itimlere yol açar. Kısaca uzayı deniz, form yapıları da balıklar gibi de düşünebiliriz, gibi dedim umarım çarpıtılmaz ve konu madde olduğunda 1 atom dahi aslında küçük değil, küçüklerden daha büyük bir form-yapıdır(madde uzayında yüzen başka görece daha küçük form-yapılar, parçalardan oluşur-dağılır -madde uzayında etki oluşturur, etki boş olmayan madde uzayında yayılır->dalga ve madde uzayında yüzer).Neyse, üzerinde yeterince, ancak sağlıklı bir felsefe, bilim temeli olan herkes, bunu kavrayabilir -ki sitede açıkladım ve hiç Einstein okumasa dahi -ki ben bu sonuçlara ulaştığımda henüz Görelilik Teorisini okumamıştım, gereği de yok, yeterince veri, sağlıklı bir felsefe ve bilimsel yaklaşım temeli yeterli oluyor- aynı sonuca varabilir.
"Genel görelilik teorisini tek cümlede özetlemek zorunda kaldığımızda: Zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur." Einstein.
Maddeye dair spesifik bir tanım getirilemez, AKIL, MANTIĞIN DIŞINDADIR. Çünkü tüm spesifik detayları ve spesifik işaretleri, kavramları, kelimeleri anlamlı kılan maddi FORM-YAPILARIN görece açığa çıkarttığı farklardır, bu farklar etki-tepki bazlı olabileceği gibi biçime de dayalı olabilir ve biz bu etki-tepkilere, biçimlere de bir isim veririz(öyle değil mi?!*).
Örneğin KATI, SIVI vb. dediğin maddenin değil, muhtevası madde ve maddeden oluşan form-yapılar arası ilişki, bağdan anlam kazanan MOLEKÜLER YAPIYA DAİRDİR! KÜTLE İSE tanım ve ölçü birimi olarak NİCELİKTİR, DOLAYISIYLA bir şeyi tanımlarken o şeyin miktarını öne sürmek safsatanın daniskasıdır. Elma nedir? Efendim elma elmalardan oluşan şeydir,böyle bir saçmalıktır. konu miktar, kütle, nicelik olacaksa, orada tanımlanan madde değil, cisimdir..
Enerji: Bir cismin, sistemin İŞ YÜKÜ KAPASİTESİDİR. Boyut: uzay veya herhangi bir nesne üzerinde, herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minumum koordinat sayısı, ölçü amaçlı tanımladığımız ve gayr-ı resmi, afaki kullandığımız bir niceliktir.
Aslında,, İŞTE O ENERJİDİR diye sayıkladıkların = İŞTE O MADDE, MADDİ'DİR, buradan, kavramların anlamlarını da çarpıtarak ruh üfürme şansın yok. Sen ruhu, yine maddi imkan ve olanaklarda ara, dışlama! Ama öyle metafizik üfürüklerle olmaz, öyle bir masalımız yok, en fazla 1 insanın tüm hafızasını kopyalarsın, DNA vb. kopayalarsın, ister embriyonik düzeyde oluşurduğun yapıya, ister bir makineye aktararsın(aslını yansıtmaz, aynısı da olmaz, ancak eski hafızaya tekrar hayat verilebilir, başka,farklı bir yorumcu tarafından yorumlanmış olur), senin yürüyeceğin yol yine madde ve fizik dünyası olur, başka malzemen yok. Madde ne mi? paragrafta dile getirdim, MUHTEVADIR, şu ya da bu form-yapının şekline indirgeyemeyiz, çünkü madde, form-yapının şekli, biçimi değil muhtevasıdır
* Peki senin taktiğin neydi?
ÇÖMLEKÇİ TOPRAĞI ALDI, İŞLEDİ VE BİR TOPRAK ÇANAK YAPTI. Sonra sen şunu iddia ediyorsun: "ÇANAK TOPRAKTAN ve en nihayetinde toprak ise [çanak demen BİÇİMİYLE İLGİLİ DEĞİL Mİ?!] o halde her çanak topraktır, her çanak olmayan da toprak ve topraktan değildir, bir şeyin toprak-tan olması için çanak olması gerekir" demiş oluyorsun(görece biçime bakarak). Çüş mü demeliyim?! Zaman da, enerji de, aklına ister form yapıların biçimleri, ister yapıları, ister ilişkileri, algılanan etki-tepkileri namına tanımladığın ne varsa, tümü de madde+maddir.
Bu safsata anlayışla bize de aynı biçimde davranmamızı dayatıyorsun... Bu tarz yaklaşımlar, akıl, mantık dışı safsatalardır. Tanım istedin verdim: Madde varlığın ve bağıl tüm oluşumlar, ilişkiler, yansımalar, etkileşimlerin(tüm kuvvetler de dahil) temeli, muhtevası,bünyesidir o kadar.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (14-09-2024 Saat 06:17 ) değiştirilmiştir.
|

14-09-2024, 17:46
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Maddeye dair spesifik bir tanım getirilemez, AKIL, MANTIĞIN DIŞINDADIR. Çünkü tüm spesifik detayları ve spesifik işaretleri, kavramları, kelimeleri anlamlı kılan maddi FORM-YAPILARIN görece açığa çıkarttığı farklardır, bu farklar etki-tepki bazlı olabileceği gibi biçime de dayalı olabilir ve biz bu etki-tepkilere, biçimlere de bir isim veririz(öyle değil mi?!*).
Örneğin KATI, SIVI vb. dediğin maddenin değil, muhtevası madde ve maddeden oluşan form-yapılar arası ilişki, bağdan anlam kazanan MOLEKÜLER YAPIYA DAİRDİR! KÜTLE İSE tanım ve ölçü birimi olarak NİCELİKTİR, DOLAYISIYLA bir şeyi tanımlarken o şeyin miktarını öne sürmek safsatanın daniskasıdır. Elma nedir? Efendim elma elmalardan oluşan şeydir,böyle bir saçmalıktır. konu miktar, kütle, nicelik olacaksa, orada tanımlanan madde değil, cisimdir..
Enerji: Bir cismin, sistemin İŞ YÜKÜ KAPASİTESİDİR. Boyut: uzay veya herhangi bir nesne üzerinde, herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minumum koordinat sayısı, ölçü amaçlı tanımladığımız ve gayr-ı resmi, afaki kullandığımız bir niceliktir.
Aslında,, İŞTE O ENERJİDİR diye sayıkladıkların = İŞTE O MADDE, MADDİ'DİR, buradan, kavramların anlamlarını da çarpıtarak ruh üfürme şansın yok. Sen ruhu, yine maddi imkan ve olanaklarda ara, dışlama! Ama öyle metafizik üfürüklerle olmaz, öyle bir masalımız yok,
|
Maddenin muhteva veja"içerik" olarak tanımlanması, aslında onun ne olduğuna dair tam bir resim sunmaz. Bu tanım, maddenin temel bileşenlerine veya yapısına odaklanırken, onun fiziksel dünyadaki varlığını ve etkileşimlerini tam olarak yansıtmaz.
Maddeyi anlamak için hem içeriğini hem de fiziksel özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekir: Mesela icerik olarak Maddeyi oluşturan temel parçacıklar (atomlar, moleküller) ve bunların düzenlenişidir. Bu, maddenin kimyasal özelliklerini ve nasıl tepkime verdiğini belirler. Öte yandan Maddenin kütlesi, hacmi, yoğunluğu, erime noktası, kaynama noktası gibi ölçülebilir ve gözlemlenebilir özellikleri.
Bu fiziksel özelliklerde, maddenin nasıl davrandığını ve diğer maddelerle nasıl etkileşime girdiğini açıklar. İçerik, maddenin diğer maddelerle nasıl bir araya geldiğini veya onlara nasıl tepki verdiğini açıklamak için yeterli değildir. "Su" kelimesini ele alalım. Suyun içeriği, iki hidrojen atomu ve bir oksijen atomundan oluştuğu şeklinde tanımlanabilir.
Ancak bu tanım, suyun sıvı, katı veya gaz halinde olabileceğini, şeffaf olduğunu, donduğunda buzu oluşturduğunu veya diğer maddeleri çözdüğünü açıklamaz.
Suyun fiziksel özellikleri, onun günlük hayattaki kullanım alanlarını ve önemini belirler.
Yani, maddenin sadece "içerik" olarak tanımlanması, onun karmaşık yapısını ve fiziksel dünyadaki rolünü tam olarak anlamayı engeller. Maddeyi anlamak için hem içeriğini hem de fiziksel özelliklerini bir arada düşünmek gerekir. Bir şeyi "muhteva" diye adlandırmakla, onun ne olduğunu gerçekten anlamamıza yardımcı oldun mu?
Maddeyi sadece bir öz ya da içerik olarak görebilmen icin, fiziksel özelliklerini göz ardı etmemiz anlamına gelebilirmi?
kütleyi tanımlamanın gereksiz olduğunu söylesen de, kütle fiziksel dünyada maddenin en önemli özelliklerinden biridir. açıklamalarında maddeyi çok geniş bir perspektiften ele aliyorsun.
Zaman ve Madde İlişkisinide konusmustuk. zamanın maddeden bağımsız bir varlık olmadığını savunuyorsun. Einstein'a göre, zaman ve uzay, maddenin etkisiyle eğilen ve değişen bir yapıdır.
Bu yüzden, zamanın da maddi bir temele dayandığını iddia edebilirsin. Ancak burada sorun şu: Zaman, fiziksel dünyada bir ölçüm veya boyut olarak kabul edilir, doğrudan bir madde değildir, iliskilidir, cünkü maddenin hareketi değişimi hizi ve kütlesiyle ortaya çıkan bir kavramdır.
Enerji ve madde arasındaki sınırlarıda bulanıklaştırıyor ve enerjiyi de maddi bir fenomen olarak tanımlıyorsun. Bu, biraz Einstein'ın enerji ve madde arasındaki dönüşüm formülüne (E=mc²) dayansada. enerji, madde gibi somut bir varlık değildir. Yani madde ve enerji birbirine dönüşebilir, ama aynı şey olduklarını söylemek yanlıştir.
Enerji, maddeden bağımsız bir formda da var olabilir (örneğin, elektromanyetik radyasyon gibi). Bu nedenle, enerjiyi doğrudan maddeyle eşdeğer tutmak, fiziksel gerçeklikle tam uyumlu bir açıklama değildir. "tüm ilişkiler, etkileşimler ve kuvvetler maddedir" demen, oldukça geniş bir kavram.
Etkileşimler ve kuvvetler (örneğin, kütle çekimi, elektromanyetik kuvvet) maddeler arasındaki ilişkileri tanımlar.
Bu kuvvetler, maddeden türeyebilir, ancak kendileri doğrudan madde olarak tanımlanamazlar. Kuvvetler, maddenin özelliklerinden kaynaklanan fenomenlerdir, ancak madde değillerdir. Maddeyi geniş bir kavram olarak ele aldığını görüyoruz. Bu perspektifte, maddi olmayan hiçbir şey yok; her şey maddeyle ilişkilendirilmiş durumda. Oysa, fiziksel bilimler bu noktada daha net tanımlar kullanır. Madde; kütlesi olan ve uzayda yer kaplayan şeydir der. Enerji, zaman, kuvvetler ve etkileşimler ise maddenin davranışlarını ve etkilerini tanımlar, ancak doğrudan madde olarak kabul edilmezler. bilimsel anlamda, madde ile enerji, zaman ve kuvvetler arasında net bir ayrım vardır. Kuvvet ve etkileşimler maddi olduğu, yahu bunlar maddeden çok maddenin davranışını açıklayan şeyler değil midir?
madde, enerji ve zaman kavramlarını bu kadar geniş bir çerçevede ele almakla, Einstein'ın görelilik teorisinide yanlış yorumluyorsun.
Görelilik teorisi, zamanın ve uzayın mutlak değil, göreceli kavramlar olduğunu belirtir. Yani, zaman ve uzay sabit değildir; bunlar, maddenin kütlesi, enerjisi ve hareket hızına bağlı olarak değişebilir. Einstein'ın teorisine göre, büyük kütleli cisimler veya yüksek hızlar zamanın akışını yavaşlatabilir ve uzayı eğip bükebilir. Ancak bu, zamanın doğrudan "maddi" bir şey olduğu anlamına gelmez. Zaman, maddenin etkisi altında değişebilen bir boyuttur, ama madde gibi somut bir varlık değildir.
Senin ise zamanın maddeyle aynı şey olduğunu varsayman, önemli bir kavramsal hata yapmana neden oluyor. Einstein'ın anlatmak istediği, zamanın maddenin etkisiyle değişebileceği, esneyip bükülebileceği, hatta yavaş akabileceğidir. Ancak bu, zamanın fiziksel bir nesne olduğu anlamına gelmez. Zaman, maddenin varlığı ve hareketiyle ilişkilendirilen bir boyuttur sadece; yani kütle gibi somut ve ölçülebilir bir şey değildir.
Eğer zamanı maddeyle aynı şey olarak görürsen, görelilik teorisinin temelinde yatan bu önemli ayrımı gözden kaçırırsın. Bu yaklaşım, bilimsel gerçekliği yanlış yorumlamak anlamına gelir. Zamanı maddileştirerek onu fiziksel bir varlık gibi ele alman, sanki zaman yoksa bir komplo varmış gibi düşünmene yol açıyor. O halde ne yapmalı? Zamanı maddileştirip bir varlık haline getirmeli ki onu 'yok edebilelim' diye düşünüyorsun. Bu oyunu oynamayada hala devam ediyorsun, Vallahi bravo sana!
Keyfi amaç peşinde koşan monist felsefe, ortaya çıkmakta olan somut, soyut, diyalektik gerçekliği söküp atamaz. Dolayısıyla kelime oyunlarına gerek yok, gerçeği olduğu gibi kabul etmeliyiz, öyleymiş gibi davranmak hiçbir anlam ifade etmeyen kendini kandırmadan öteye gecemez.
"Madde, form yapının şekli, biçimi değil, muhtevasıdır" şeklindeki ifadende, yanlış. Özellikle "muhteva" (içerik) kavramını bu şekilde ele alman, bilişsel ve zihinsel süreçleri (rüya görmek gibi) açıklamada yetersiz. Zihinsel süreçler ve rüyalar gibi olgular, beyinle sınırlı olmayan, daha geniş bir bilinç ve algı boyutuna sahiptir.
rüyalar gerçekten de kütleye dayanmayan bir dialektik gerçekliğin var olabileceğini gösterir. Rüyalar, beynimizde maddi olmayan bir dünyada yaşadığımız deneyimlerdir ve bu süreçler, fiziksel gerçekliğe ya da kütleye doğrudan bağlı değildir. Rüyada gördüğümüz nesneler, hissettiğimiz duygular ya da yaşadığımız olaylar, fiziksel dünyada var olan şeylerin bir yansıması, ancak rüyalar esnasında bunlar kütlesel ya da fiziksel bir temele dayanmaz. beynimizde meydana gelen sinirsel aktivitelerin bir ürünüdür, ancak bu deneyimler somut, kütlesel varlıklar gerektirmez. Rüyada bir yerden bir yere gitmek, uçmak ya da bir nesneye dokunmak, fiziksel dünyada olduğu gibi gerçek bir mekan veya kütle gerektirmediği halde gerçekmiş gibi algılanır. Bu masal deyil.
Eğer bu gerçeklik bir "peri masalı" olarak nitelendiriliyorsa, aynı argüman maddi dünya için de ileri sürülebilir. Zira günümüzde bazı bilim insanları maddenin içsel bir varlık olmadığını ve "madde" dediğimiz şeyin aslında enerji, kuvvet alanları veya olasılık dalgaları gibi soyut olguların bir tezahürü olduğunu savunmaktadır. Belki de bu yüzden onu belirli bir şeye indirgemeye çalışmıyorsun, çünkü aslında özünde peri masalından başka bir şeyden bahsetmiyoruz.
|

14-09-2024, 21:28
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.674
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Maddenin muhteva veja"içerik" olarak tanımlanması, aslında onun ne olduğuna dair tam bir resim sunmaz. Bu tanım, maddenin temel bileşenlerine veya yapısına odaklanırken, onun fiziksel dünyadaki varlığını ve etkileşimlerini tam olarak yansıtmaz.
|
Konuyu dağıttın gerisini okumadım, okuma gereği duymadım, çünkü yine çarpıtmışsın, bravo! Uzay nasıl ki tanımlanırken şu ya da buna indirgenemez, şu ya da bunun özellik, biçimiyle anlamlandırılamaz ise, fiziğin, maddenin de tanımı herhangi bir şey(forma), cisime, o şey'in GÖRECE(!) şahsına münhasır özelliklerine indirgenemez, bu bir tercih meselesi değil, ZEMİNİ-DOĞASI gereğidir.
Biber acı o hade madde acıdır, ama elma tatlı o halde madde tatlıdır gibi bir tanım aramak, hele ki aynı çarpıtmayı envai konularda yapıp, konuları trollediğini bildiğimiz halde, 50. kez aynı cevapları vermemiz de artık sıktı! İnsan 3 paragrafı önce bir anlar, lafazanlık edecekse dahi sonra lafazanlık eder. Sen düpedüz çarpıtıyorsun, teolojik saplantıları aşmak zor farkındayım, ama her konuyu da saplantınızla trollemeyin. Bu tür konuları defalarca aynı şekilde çarpıttın, aynı soruları sordun ve hepsinde de OBJEKTİF olarak açıklandı ve şimdi geldin bu konuyu trolledin -ki bu konudaki yazıların ve benim cevaplarım taşınacak!... [Not: bu mesaj ve öncesi 3 mesaj, ilgili konu trollendiği için şu başlıktan, bu başlığa taşındı - Spartacus]
Bir kez daha
Çömlekçi, toprağı aldı, işledi, çanak yaptı, çömlekçinin işlediği malzemenin(!) biçimine bakıp ona çanak dedin, o biçim senin için kullanışlı olduğu için zaten o biçimde işlendi ve ihtiyaç haline geldi. Şimdi biçimi çık, elinde kalan ne? => toprak! Peki burada toprak nedir?
Bir duvar ustası da toprağı aldı, işledi, tuğlalar yaptı ve bu tuğlalarla bir ev inşa etti. Nedir bu ev? ney e göre ev dedin, tanımı ney e göre yaptın? Form-yapıya nazaran biçimine dayalı! Çık veya yık biçimi, elde kalan ne? Toprak => malzeme. O halde toprak nedir, hadi tanımla?
Sen toprağı çanaktır, evdir, tuğladır, envai tür form-yapıların biçimine indirgeyip tanımlayamazsın değil mi? Toprak, o form-yapılar oluştuğu veya toprağın insan tarafından işlenerek şekil verildiği biçimlerden dolayı var değil, aksine toprak var olduğu için o çanak, tuğla şu veya bu yapılar oluşuyor öyle değil mi? yani?Zemin, ufuk ve açını genişlet.
İnsan gibi evirip, devirmeden, yalana, dolana sapmadan yukarıda izah edileni anladın mı? Önce anla, sonrasına sonra geliriz, örneğin sözünü ettiğin, e=mc2 formüldür ve buradaki m, madde değil kütledir, ikisi de niceliktir, miktar, kapasite bazlı niceliktir özünde, haliyle ne kadar miktar(!) madde(kütle!), o kadar enerji, demek ki formül çerçevesi-açısından bunlar birine dönüştürülebilir nicelikler, ancak gerçekte aynı şeyler değillerdir, bunlara, örneğin şu ya da bu enerji, şu ya da bu kuvvet dediğimiz ne varsa temelde olanın madde ve maddi etki-tepkiler üzerinden yaptığımız tanımlar olduğuna da sonra geleceğiz, önce insan gibi anladığını görmeliyim....
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

14-09-2024, 22:24
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Bir kez daha
Çömlekçi, toprağı aldı, işledi, çanak yaptı, çömlekçinin işlediği malzemenin(!) biçimine bakıp ona çanak dedin, o biçim senin için kullanışlı olduğu için zaten o biçimde işlendi ve ihtiyaç haline geldi. Şimdi biçimi çık, elinde kalan ne? => toprak! Peki burada toprak nedir?
Bir duvar ustası da toprağı aldı, işledi, tuğlalar yaptı ve bu tuğlalarla bir ev inşa etti. Nedir bu ev? neye göre ev dedin, tanımı neye göre yaptın? Form-yapıya nazaran biçimine dayalı! Çık veya yık biçimi, elde kalan ne? Toprak => malzeme. O halde toprak nedir, hadi tanımla?
Sen toprağı çanaktır, evdir, tuğladır, envai tür form-yapıların biçimine indirgeyip tanımlayamazsın değil mi? Toprak, o form-yapılar oluştuğu veya toprağın insan tarafından işlenerek şekil verildiği biçimlerden dolayı var değil, aksine toprak var olduğu için o çanak, tuğla şu veya bu yapılar oluşuyor öyle değil mi? yani?Zemin, ufuk ve açını genişlet.
|
Çömlekçinin topraktan çanak yapması, sadece topraktan ibaret değildir; biçim ve işlev de maddeyle iç içedir. Evin de bir formu var ve o form, kullanışlılık ve anlam kazandırıyor. Biçimi çıkarırsak geriye sadece malzeme kalmaz, anlam ve işlev de kaybolur. Yani maddeyi sadece muhtevaya indirgemek eksik bir yaklaşım olur. Önemli olan, maddenin hem malzeme hem de biçim olarak birlikte nasıl bir anlam ve değer taşıdığıdır.
Maddenin hem malzeme hem de form olarak nasıl anlam kazandığını göz ardı ediyorsun. Toprak, kendi başına bir potansiyele sahip olsa da, çanak, tuğla veya ev haline geldiğinde, formuyla birlikte bir anlam ve işlev kazanır.
Yani sadece maddenin var olması değil, o maddeye biçim ve işlev kazandıran süreçler de önemlidir. Bir çanağı, sadece toprağa indirgemek, onun anlamını eksik bırakmak olur. Zemin genişletilmeli, ama biçimin de maddeyle birlikte ele alınması gerekiyor."
"toprak var olduğu için çanak ve tuğla gibi yapılar oluşuyor" iddiası bir bakıma doğru olsa da, bunu mutlak bir gerçeklik gibi sunmak gerçekten eksik bir yaklaşım. Çünkü sadece " toprak" olduğu için bu yapılar oluşmuyor; aynı zamanda o toprağın işlenmesi, şekillendirilmesi ve bir amaca hizmet edecek biçime sokulması gerekiyor. Bu nedenle, yalnızca madde var diye bir şeyler oluyor demek, süreci basitleştirmek olur.
Asıl komik olan, maddeyi mutlak bir temel olarak görüp, onu işleyen insan aklını, emeğini ve yaratıcı süreci göz ardı etmek. Madde var, ama onu şekillendiren, ona anlam katan biziz. Yani, "toprak var diye çanak oluşur" demek, gerçek yaratıcılık sürecini yok saymak olur.
Madde tek başına yeterli değil, maddeyi bir şeye dönüştüren akıl, emek ve form da en az madde kadar önemli.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:52 .
|