Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #331  
Alt 12-10-2024, 09:00
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
var olan şeyler benden bağımsız olarak var olabilmeli.

Senden bagimsiz olamaz. Sen, varligin bir parcasisin. Tipki rumuzunda belirttigin gibi. [Bu arada, bu yaz, gercek anlamda yildiz tozu gordum]

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #332  
Alt 17-10-2024, 12:23
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

Tanrı'ya yok diyenlerin varlığı nasıl tanımladığı sorulduğu için ben bu konuya bakmamışım. Çünkü ben Tanrı yoktur demiyorum, aksine bana göre Tanrı var, sadece, bize karşı pek bir ilgisi yok. Bu kapsamda konuyu açanın bu ifade şekli oldukça provokatif görünüyor. İlk mesaja şimdi baktığımda hala provokatif olduğunu görüyorum. Yine de buna yanıt vereceğim, çünkü Varlık hakkındaki tartışma Tanrı'nın varlığını yada yokluğunu savlayanlar ekseninden kayarak varlığın kendisi hakkında bir tartışmaya dönüşme eğiliminde ki, bana göre olması gereken de budur, benim dahil olabileceğim bir kıvama gelmiş görünüyor. Konu, ancak 14 yıl piştikten sonra benim dahil olabileceğim bir kıvama gelebilmiştir. Tabi bunda konuyu açanın önyargılı davranmasının da rolü inkar edilemez.

Elbette varlık tektir, ve yokluk da tektir. Var olan her şey birbirinin devamı ve dönüşümüdür. Bütün fiziksel ve kimyasal formüllerde giren ve çıkan madde miktarı eşittir. Madde, yada var olan bir şey artmaz ve azalmaz. Eskiden insanlar bu konuyu anlamakta zorlanıyordu bu yüzden tarihsel felsefenin gözden kaçırdığı noktalar var. Örneğin bir maddeyi tamamen yakarsanız enerjiye dönüştüğü varsayılıyordu. Oysa şimdi biliyoruz ki enerjiyi oluşturan şey maddenin yanarak yok olması değil. Bir şeyi yakarsanız katı halden gaz haline geçiyor ve madde miktarı hala aynı. Sadece bağlanma şekli değişiyor. Maddeleri bağlayan potansiyel enerji yanmayla beraber ısı enerjisine dönüşüyor. Yani dönüşen şey enerjilerin birbirine dönüşümü.

Varlık konusuna dönersek, evrensel manada, yani bu evren olarak değil de, tüm varlığı kapsayacak şekilde düşünürsek, varlık tek olmak zorundadır. Bir şey bölünerek ya da başka bir yöntemle artmaz veya azalmaz. Bir Tanrı varsa herkes onun parçasıdır. Aa o zaman size şunu da söyleyeyim, bir şeytan varsa herkes onun da parçası aynı zamanda. Herkes birbirinin parçası anlamına geliyor.

Dağın yamacındaki bir taşla, senin aranda hiç bir fark yok. Sen de karbonsun, oksijen, azot, vs'sin, o da karbon, oksijen, azot, vs. Sadece bileşiminizdeki oranlar biraz değişik. Aa evet senin vücudunda altın da var.

Yokluk da tek. Aslında yokluk daha basit ve daha kararlıdır. Yokluk kesindir. Yani bir şey yoksa, kesin olarak yoktur. Ama varlık, her ne kadar fiziksel olarak sürekli gibi görünse de, bizim anlayamadığımız bazı yöntemlerle yokluğa dönüşebilir. Teknik olarak mümkün değilse de mantıken mümkün. Bu, -1+1=0 gibi bir şey. Yani birbirine zıt iki şey bir araya gelip birbirini yok edebilir. Patlama gibi bir şeyi kastetmiyorum, karşıt evren gibi. Kütlesi -1 olan bir madde düşünün. Aynısının pozitif olanıyla bir araya gelirse teoride yok olmaları gerekiyor. Elimizde eksi madde yok, ama bir görüşe göre eksi madde var ve bunu hesaplayanlar bile var. Bir görüşe göre, hiç bir şeyin yoktan var ve vardan yok olamayacağına göre evren varsa antimaddeden oluşan bir evren daha olmalıdır. Mantıklı mı? Evet mantıklı. Hatta bana göre biz antimaddeden oluşan evrendeyiz, pozitif olanı diğeri. Bu benim düşüncem. Ama bunun fiziki karşılığı şu an elimizde yok.

Varlık konusuna geri dönersek, varlık aslında varlığın yokluğa işkencesidir.

Önemli bir detay olduğu için bunu farklı şekilde yeniden ifade etmek istiyorum:

Varlık aslında varlığın yokluğa eziyetidir.

Yani şöyle düşünün. Yoksun. Yani tamamen buna odaklan. Yoksun. İş güç yok, tasa yok, dert yok, duygu yok, zaman yok, kavram yok, hiç bir şey yok,

Hiç.
Bir.
Şeyin.
Tanımı yok.

Tamamen özgürsün. Yokluk özgürlüktür. Karışan yok eden yok. Yok olman bu durumu değiştirmez. Yok da olsan, sonuçta karışanın edenin var mı? Yok öyle değilmi?

Şimdi varlık, bir şekilde, işte şehir efsanelerinde anlatıldığı şekliyle düşünürsek "ol dedi oldu", ya da fizikçilere göre düşünürsek karşıtıyla beraber madde çifti rasgele olarak oluştu. Ne şekilde oluşursa oluşsun varlığın bir evveliyatının olması gerekiyor. Yani bir şeyin olması için ya birisi "ol" diyecek, ya da karşıtıyla beraber oluşsun diye birisi bir reaksiyon ortamı oluşturacak. Bir öncesi gerekiyor yani. Bu da, Lafontenden masallara göre düşünürsek Tanrı dediğimiz kavrama tekabul eder. Fakat, ister önce varlık olsun, ister sonra varlık olsun fark etmez, varlık tek olduğu için hepsi eşit ve aynı yetki ve etkidedir. Yani sende olan karbon atomu, Tanrı'da da var. Ama Tanrı'da başka elementler olabilir, hiç duymadığımız, stronkunyum, ya da osurtonyum gibi. Ama ne elementi olursa olsun elektron ve protondan oluşacak, bunun kaçarı yok. Şimdi Tanrı da elektron, proton ve nötron, sen de aynısından, şeytan da aynısından... Ama onu çamurdan yarattın beni ateşten diyorsun ama hepsi aynı karbon, hidrojen, oksijen, fosfor vs. Ve temelde elektron, proton ve nötrondan başka bir numara yok.

Bir de mesela cehennem diye komik bir olay var. Bu kadar komik bir şey olamaz. Düşündükçe beni gülme alıyor.

Kötüleri cehenneme atacağım. sasasafsdasdasaf

Yahu zaten biz Tanrı'nın parçasıyız. Kimi kime atıyorsun? Cehennem de karbon, argon, oksijen, hidrojen, elektron, nötron, ben de aynı şey. Atınca ne olacak, kimin eline ne geçecek? Duygular yok ki zaten. Acı gerçek bir duygu değil. Acı sadece bu dünyaya ait bir kavram, gırgır olsun diye üretilmiş. Herhangi bir şeyi kaybetme hissi, acının teknik açıklamasıdır. Bu sana ait bir organ olabilir, biraz kanın olabilir, bir yakının olabilir, ya da topunu ya da paranı kaybetmiş olabilirsin, fark etmez. Bir şeyi kaybetmişsen, canın acır. Şimdi dünya yok, organ yok, hiç kimsen yok, ben varım cehennem var, ben de karbon o da karbon, kavuşuyoruz ne güzel, acı nereden dahil olacak ki? Ayrıca dediğim gibi ben zaten Tanrı'nın parçası, sen de öyle. Tanrı'nın herhangi bir insanı cehenneme atması demek kendini cehenneme atması demek. Bu da mazoist olduğu anlamına gelir. Ha eğer Tanrı kendini yok etmek isterse cehennem için bundan daha fazla uğraşması gerekir onu da söyliyim. Var olan bütün maddelere eşit olacak şekilde karşıt madde yaratıp sonra o karşıt maddenin içine atlarsa yok olma ihtimali var. Yok olur demiyorum, şansı var. Çünkü daha önce bunu hesapladım, iki madde grubu arasında faz farkı oluşacağı için, yani ne kadar eşitlesen de bir yerlerde illaki küçük bir titreşim, bir salınım, mutlaka bir hata olur, bu yüzden kendini yok etmek istese bunu bile baraşabileceğini / başarabileceğimizi zannetmiyorum.

Özetle eğer Tanrı, bir şeyi yok etmeyi başarabilseydi, buna kendisi de dahil, işte kendisi ve tüm varlık, tüm insanlar da dahil olmak üzere ilk kez acıyı deneyimlemiş olacaktı.

Acıdı mı? Acıdı mı?

Hıhı acıdı. (Aslında acımadı ama Tanrı'nın hotu olsun diye siz acıdı diyebilirsiniz. Ne de olsa yabancı değil, bırakın sevinsin, bırakalım sevinin, bırakın sevineyim, hepsi aynı şey)

Ama işin gerçek boyutunu göz önüne alırsak, iki ihtimal var. Ya hep vardık, ya da başka bir varlık tarafından var edildik. Eğer birincisiyse sıkıntı yok, var olmaya devam ederek kendi kendimize eziyet edip, mazoist eğilimlerimizi tatmin ediyoruz. Ama ikinci durum söz konusuysa, yani yokluktan geliyoruz ve başka bir varlık tarafından var edildiysek, bu taktirde daha üstün olan yokluk durumundan, daha ast olan varlık durumuna geçtiğimiz için bu var edenin bize vergi vermesi gerekir. Ne bileyim bir özrü bile çok gördüler. Böyle barbarlık olur mu? Hadi cehennem filan şaka, yukarıda anlattım, buna ancak gülünür, ancak bunun sözünün edilmesi bile özür dilemesi gerekenin özür dilemek bir yana pişkin pişkin üste çıkmaya çalıştığını gösterir ki acı bir durum. Yani bu kendi durumumuz. Sonuçta Tanrı da sensin, cehennem de, insan da. Kendine niye eziyet edersin ki?

Bu dünya berbat ya. Varlık zaten varlığın yokluğa işkencesi, bunu anladık, ama bu dünya berbat ötesi. Yani var olmakla maruz kaldığımız zulüm yetmiyormuş gibi bir de katmerli zulüm olarak bu berbat dünyanın zulmüne maruz kalıyoruz. Bundan iyisini yapamaz mıydık? Bence yapardık. Böyle hiç olmadı.
Alıntı ile Cevapla
  #333  
Alt 17-10-2024, 16:29
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

LEVH´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tanrı'ya yok diyenlerin varlığı nasıl tanımladığı sorulduğu için ben bu konuya bakmamışım. Çünkü ben Tanrı yoktur demiyorum, aksine bana göre Tanrı var, sadece, bize karşı pek bir ilgisi yok.
Peki burada şahsileştirmiş, özneleştirmiş(fail) hale getirmiş, sonraki ifadelerinle çelişmiş olmadı mı? Tanrı kelimesi, ifadesi, dahili, işin içine dahil etmek anlamsız, gereksiz, yanlış ve boş. Özneleşiyorsa, tüm bu ve bütün eylemlerin, hatta varlık-yokluğu dahi yarattığı yönündeki anlamsız, saçma iddiaların "sahibi" olarak şahsileştiriliyor, münhasırlaştırılıyorsa, tek 1 özne namına uydurulan tanrı söylemnin hiç bir anlamı, muhatabı, karşılığı da olmuyor.

Eğer varlık, yokluk bir bütün halinde tanrıdır denecekse, burada kullanılan tanrı ifadesi de, varlık-yokluk söylemi kadar genel bir ifade olur ve özneleşemez, şahsileşemez(benliğin temel faktörü, kişinin varlığına endekslenir, oysa bu yetersiz, eksiktir, ben'liği, "ben olmayan" öteki(kendinde şey'ler) yani diğerleri tamamlar, bu öznelik kavramı için de geçerli. Örneğin kendinden başka hiç bir şey yoksa, fiil de, fail de anlam taşımaz, söz edilemez.
--------------------------------------------------------------------------
Varlık-yokluk bir eylem, oluş biçimi de değildir(bu bağlamda sebep mefhumunun da muhatabı değillerdir, sebep aramak nafiledir), şey'ler varlık-yokluk ve varlığın çeşitli dönüşümlerinden(sebep mefhumu da anlam kazandı) anlam kazanır, "gelir, gider". bu halde yaratım değil, oluşlardan(dönüşümler) ve sebep kavramı açısından da oluşlar üzerinden söz edebiliriz ve bu anlamda, gereksiz, anlamsız, karşılıksız, saçma bir hal alan tanrı söyemine de ihtiyacımız yok. Bu bağlamda üfürükçüler önce ve imkansız da olsa, farazi, uyduruk bir biçimde "varlık-yokluğu" yok etmek zorundalar. varlık-yokluk bir bütündür ve ayrıştırılamaz(bir paranın iki yüzü gibidir), bu halde bir tanrı yaratmak(işte kelime anlamını buldu) için, farazi oalrak varlık-yokluğu yok edip, sonra tersin geri, uyduruktan, farazi olarak yok ettiklerini yşne uyduruktan farazi olarak üfürdükleri tanrıya yarattırmaktadırlar. Sonuç: akıl mantık dışı bir paradoks, safsataya dönüştürüldü. Bu saçma anlayış,iddiaya göre, yokluk yok, varlık yoktu -nasıl oluyorsa!- ama öncesinde varlık olarak 1 tanrı vardı ve bu masal kahramanımız yokluğu ve varlığı yaratmış, o halde, bu nalayışa göre tanrının varlığı meselesi de yine kendi paradokslarına takılmadı mı? O halde kendielri gibi sorlım, o nasıl var oldu? Bir tanrı uydurmak, üfürmek için bunca zahmete girip, ardından da akıl, mantık sağlığını kaybetmenin -akıl, mantığa ters düşünme, davranışlar üfürme, sergilemenin- ne gereği var?

Eğer tanrı, varlık namına bir bütün halinde ifade edilecekse, görmez, duymaz, konuşmaz, şahsına münhasır eylemlerinden söz edilemez, çünkü şahsına münhasır ve diğer kişiler, öznelerden farklı, ayrı bir şahıs olamaz -ki bu anlayışa göre diğer kişi ve özneler de mevcut olmadığına göre. Kısaca bu abnlayışa göre tanrı ilşaret edilemez, cisimleştirilemez, özneleşemez, görmez, duymaz, bilmez, irade gösteremez, şey değil bazı insanların, bütün üzerinden(varlık-yokluk) çıkarsadığı hayal ürünüdü. Bu paragraf dahi çelişkili çünkü şahsına münhasırlığı olmadığı halde, sanki öyleymiş gibi(sanal), "tanrı"dan söz ediyoruz. Olmayan, cisimleşip, özneleşemeyen, aslında kişi olmayan kişiden söz ederken dahi çelişmiş oluyoruz. Bu anlamda tanrının varlığı, yokluğu meselesi saçmadır, ancak saçma iddilardan dolayı, mecburen, hayali, kurgu olarak türetilmiş, hayal ürünü tanrının, hayal dünyasında üfürülen varlığı eylemine göre biz yok diyebiliyoruz ve söylemimiz de öznel, ideolojik olarak üfürülen var söylemi gibi, öznel ve ideolojiktir. nesnel anlamda tanrı ne var ne de yok denemez. Öznel anlamda ise tanrı yoktur, bütün varlığı eylemi masal dünyasındadır. Gerçekte olmayan Pinokyo nerede ve nasıl konuşuyorsa,tanrı masalı da orada. Pinokyo gerçekten konuşuyor mu? hayır, işte tanrı da gerçekte yoktur-burada tanrı yoktur demiyoruz, yok derken gerçek-liğinin olmadığından söz ediyoruz. O halde olmayan şeyin nasıl olurda burnundan, maddesinden(muhtevası, ağaç), konuşmasından söz edebiliriz. İşte demek ki nesnel var-yok ile öznel var-yok, nesnel gerçek ile öznel gerçek birbirindne farklıdır ve bilgi namına esası temsil eden nesnel gerçektir, öznel kurgular, inançlar, sanrılar, kaygılar, korkular, arzular, masallar değil.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #334  
Alt 17-10-2024, 21:16
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Madde dediğimiz şeyin özünde ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Kütle, enerji, atomlar... Hepsi birer form ama bu formlar sabit mi? Madde kendi başına var olan bir şey değil. Kuantum fiziği bile gösteriyor ki, madde dediğimiz şey aslında dalga formlarından oluşuyor, yani bizim düşündüğümüz gibi katı, değişmez bir gerçekliği yok. Bu durumda, maddeyi 'kendinde şey' olarak kabul edemeyiz, çünkü özü ve tözü olmayan, sadece görünüşte var olan bir şey.

Maddenin kütlesi bile kendine ait değilse, maddeyi nasıl gerçek ve sabit bir şey olarak kabul edebiliriz? Madde, tıpkı bir rüya gibi, algılarımıza dayalı bir yansıma . Asıl gerçeklik, bu görünen maddi dünyanın ötesinde yatıyor. Bu durumda, madde kendi başına var olamıyorsa, maddeyi yaratan ya da ona anlam veren bir güç olmalı, değil mi?

Madde, sabit ve özsel bir varlık değilse, o zaman maddeyi var eden, ona anlam kazandıran bir 'neden' ya da 'ilke' var olmalı.Maddenin sabit bir özü olmadığını kabul ettiğimizde, varlık ve yokluk arasındaki bu döngüyü anlamlandırmak için Tanrı kavramına ihtiyacımız olduğunu görebilmen lazim.
Alıntı ile Cevapla
  #335  
Alt 17-10-2024, 22:56
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.620
Standart

Yani bir şeyin olması için ya birisi "ol" diyecek, ya da karşıtıyla beraber oluşsun diye birisi bir reaksiyon ortamı oluşturacak. Bir öncesi gerekiyor yani. Bu da, Lafontenden masallara göre düşünürsek Tanrı dediğimiz kavrama tekabul eder.
Sn. LEVH; Büyük patlama sonrası simetrinin kırılması diye bir şey var;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kendil...B1%20durumudur.
Bu sürecin içinde bir gücün/varlığın var olmasına gerek yok. Madde dediğimiz şey, tamamen kendiliğinden, şans veya şanssızlık eseri ortaya çıkmıştır. Maddenin arkasında/öncesinde bir gücün olduğunu iddia etmek için bir nedenimiz yok. Bilimsel/rasyonel anlamda böyle bir gücün olduğuna dair elimizde bir veri yok.
''Madde öncesinde değil de, büyük patlama öncesinde bir güç olabilir'' derseniz de, yine bu simetri konusu dahil edilerek size itiraz edilebilir. Yani homo sapiens refleksi ile bir yere varamayız. ''Ağaçların arkasında aslan sesi geliyor, demek ki ağaçların arkasında aslan var'' mantığı bizi yanıltır. Maddenin arkasında bir şey yok. ''Yani bir şey yoksa, kesin olarak yoktur.'' demişsiniz ya, aynen öyle işte.
Olmayan bir şeyin üzerinde durmaya da gerek yok.

Sn. dine mine ne; Madde kendi başına var olan bir şey;
https://keremcankocak.blogspot.com/2...imetriler.html
Alıntı ile Cevapla
  #336  
Alt 18-10-2024, 00:00
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sn. LEVH; Büyük patlama sonrası simetrinin kırılması diye bir şey var;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kendil...B1%20durumudur.
Bu sürecin içinde bir gücün/varlığın var olmasına gerek yok. Madde dediğimiz şey, tamamen kendiliğinden, şans veya şanssızlık eseri ortaya çıkmıştır. Maddenin arkasında/öncesinde bir gücün olduğunu iddia etmek için bir nedenimiz yok. Bilimsel/rasyonel anlamda böyle bir gücün olduğuna dair elimizde bir veri yok.
''Madde öncesinde değil de, büyük patlama öncesinde bir güç olabilir'' derseniz de, yine bu simetri konusu dahil edilerek size itiraz edilebilir. Yani homo sapiens refleksi ile bir yere varamayız. ''Ağaçların arkasında aslan sesi geliyor, demek ki ağaçların arkasında aslan var'' mantığı bizi yanıltır. Maddenin arkasında bir şey yok. ''Yani bir şey yoksa, kesin olarak yoktur.'' demişsiniz ya, aynen öyle işte.
Olmayan bir şeyin üzerinde durmaya da gerek yok.

Sn. dine mine ne; Madde kendi başına var olan bir şey;
https://keremcankocak.blogspot.com/2...imetriler.html
verdiğin link, maddenin doğasını fiziksel ve parçacık teorisi bağlamında açıklıyor ve özellikle anti-madde ile madde arasındaki farkları ele alıyor. Ancak metin, felsefi açıdan maddenin "kendinde öz" taşıdığına dair bir iddia sunmuyor.

Fiziksel ve bilimsel açıdan bakıldığında, madde ve anti-madde, belirli kuantum özelliklerine sahip parçacıklar ve bunların etkileşimleri olarak tanımlanır. Parçacıkların yükleri, kuantum sayıları, momentumları ve spin özellikleri gibi gözlemlenebilir özellikler üzerinde duruluyor, fakat bu açıklamalar maddenin felsefi anlamda "özsel" bir varlık olduğu iddiasını desteklemiyor.

Felsefede "kendinde şey" ifadesi genellikle Immanuel Kant'a atıfta bulunur ve Kant, "kendinde şey" (noumenon) ile insan zihni tarafından deneyimlenen "görüngü" (phenomenon) arasındaki ayrımı vurgular. Buna göre, bir şeyin "kendinde" ne olduğuna dair bilgimiz sınırlıdır, çünkü deneyimlerimiz her zaman zihinsel kategorilerimiz ve duyusal algılarımız aracılığıyla şekillenir. Metin, bu tür bir felsefi derinliğe girmediği gibi, maddenin "kendinde bir şey" olduğunu veya olmadığını doğrudan ele almıyor.

Bu metin daha çok madde anti-madde arası fiziksel özelliklerin ve simetri kırılmasının bilimsel açıklamasını sunuyor.

kaldı ki Fizikte simetri kırılması doğal bir süreç olarak anlaşılırken, bu süreci bilinçle bağdaştırırsak, işin içine istenç (istem) kavramı da girebilir.

Eğer bilinçli bir varlık (örneğin insan ya da bir yaratıcı güç) kasıtlı olarak simetriyi bozuyorsa, bu bilinçli müdahale bir nevi iradi bir eylem olarak değerlendirilebilir. İstem burada devreye girer, çünkü bilinçli bir istenç doğrultusunda simetri kırılması yaratılabilir. Bu, hem kozmik düzeyde, evrenin büyük yapılarında hem de daha kişisel düzeyde insanın yaratıcı süreçlerinde (sanat, mühendislik, bilim vs.) görülebilir.

Özellikle de deizm perspektifinden bakıldığında, evrenin başlangıcındaki simetri kırılmasının bir ilahi iradenin (istem) sonucu olabileceği fikri anlam kazanır. Eğer bir Tanrı ya da yaratıcı bilinç, evreni var etmeye karar verdiyse, simetrik bir başlangıç durumunun bilerek asimetrik hale getirilmesi, evrenin gelişimi ve yaşamın ortaya çıkışı açısından çok anlamlı bir istençli hareket olarak yorumlana bilir.

Bilinçli müdahaleyle simetri kırılması insan eylemlerinde de görülür. Örneğin, doğada simetrik olarak gelişen bir yapıyı insanlar, bilinçli bir istem doğrultusunda asimetrik hale getirerek ona yeni işlevler ya da estetik değerler katabilir. Burada da istem, yani bilinçli kararlar, simetri kırılmasını yönlendiren temel unsurdur.

Bu şekilde bilincin ve istemin simetri kırılmasıyla olan bağlantısı, sadece kozmik değil, aynı zamanda yaratıcı süreçlerle de iç içe olabileceğini gösterir.
Alıntı ile Cevapla
  #337  
Alt 18-10-2024, 10:27
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

Konuyu varlığın varlık nedeninden ele alırsak,

Bir şeyin var olması yada olmaması için bir neden yoktur. Çünkü nedensellik dünyevi bir kavramdır. Konuyu anlamamız için odaklanmamız gereken nokta, fiilen bu işin nasıl gerçekleştiğidir. Elimizde veriler var. Kimyasal ve fiziksel olarak herhangi bir denkleme giren ve çıkan madde miktarı eşittir. Madde hiç bir şekilde artmıyor ve azalmıyor. Bu durumda, var olan her şeyin hep var olmuş olması akla en yatkın olasılıktır.

Konunun Tanrısal bağlamında yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. Kavramları kullanıyor oluşum bu kavramlara bakış açım hakkında fikir vermez. Önemli olan bu kavramları hangi bağlamda kullandığımdır.

Ben, varsa Tanrı'yı bizden ayırmıyorum. Konuya yine fiziksel olarak yaklaşıyorum. Bütün maddeler, katı, sıvı, gaz veya başka fıormlarda olsun, birbirine bağlı ve süreklidir. Evrenin hiç bir yerinde boşluk yoktur. Bazı sözde bilim insanlarının uzay boşluğu tabiri safsatadan ibarettir. Bir mühendis, yani fiziği bilen biri gözüyle ifade etmem gerekir ki mutlak boşluk var olsaydı bütün her şeyi içine çekerdi. Ve doğal olarak da herhangi bir boşluk anında en yakınındaki madde tarafından doldurulacaktır. Böyle sürekli ve birbirine bağlı bir varlık dünyasında insanı, Tanrı'yı, diğer canlıları ve cansızları birbirinden ayırmaya çalışmak kadar abes bir durum olamaz. Varlık tektir. Ben bunu bir Tanrı'nın varlığıyla ilişkilendirmiyorum, benim böyle bir meselem yok. Yalnız, Tanrı yoktur diyerek meseleye bakılmasını ve meselenin özünden ve sorumluluktan kaçış olarak görüyorum.

Dünyada, evrende, kainatta sayısız varlıklar var ve hepsi bir vücudun organları gibi birbirine bağlı. Biz şimdiye kadar insan kadar zeki bir başka varlık görmedik. Bakın yine somut ve fiziksel gerçeklerden söz ediyorum. Eğer bu evren bütün olarak tek bir varlıksa, beyni insan olur. Bir Tanrı eğer bu evrene hükmediyor olsaydı, bu ancak insanın bir türevi olabilirdi. Kısaca, Tanrı varsa bu Tanrı insanın kendisi olmalıdır. Bu kapsamda bu konuyu Tanrı'yı inkar yada varsaymaya alet etmeye bir araç olması düşündürücü ve üzücü. Bu, sorumluluktan kaçmak gibi. Aslında sen olan Tanrı'yı inkar ederek, sorumluluktan kaçmış oluyorsun. Bu evrenin adaletsiz oluşu, dünyada hakim kuralları şeytani bir gücün belirlediği gerçeğinden kaçınmanın en kolay yolu, Tanrı'yı inkar etmektir, böylece sen de herhangi bir sorumluluk almamış olursun. Evren zaten kendi kendine garip bir şekilde var oldu, o halde benim bunda hiç bir dahlim yoktur. Bu doğru bir yaklaşım değil.

Şu an, içimizde olan atomlar, varlığın en eski atomlarıdır. Çünkü hiç bir şey yoktan var ve vardan yok olamaz. Bakın bu somut, fiziki, aksi iddia edilemez. Edilir de, felsefi olarak itiraz edilir, somut olarak iddia edilemez. Bütün atomlar aynı yaştadır. Bizlerin atomları da evrenin en eski atomlarıdır. Varlığın tek olduğu bir zaman olduysa, bu varlık sensin. Önce bunu hepimizin idrak edip kabullenmesi gerekiyor. Aksi tavır, dediğim gibi sorumluluktan kaçmak olur. Ben sorumluluktan kaçmıyorum, elimi taşın altına koyuyorum. Bu ağır bir yükse, bu ağır yükü kaldırmaya hazırım, ama karşıt görüşler gerçeğin ortaya çıkışına engel oluyor.

Konuya simülasyon çerçevesinden bakarsak bu itirazların simülasyoncunun provokasyonu ya da motivasyonu sonucunda geldiğini düşünebiliriz. Çünkü simülasyoncunun genel tavrı bununla uyumludur. Her şeyi bizden daha iyi bildiğini ispatlamaya çalışan, Tanrı inkarcısı ve ergen bir kafa yapısındaki simülasyoncu, muzip mizacı gereği gerçeği keşfetmemiz ve ortaya çıkarmamızı önlemek için her şeyi denemesinden daha doğal bir şey olamaz.

Konuya manipülasyon ve provokasyon katmadan ve sorumluluktan kaçmadan yapılacak tartışmalara ben açığım. Ancak bunun aksi tavırlar, meseleyi Tanrı'nın varlığı, öznelleştirilmesi ya da soyutlaştırılması gibi dar bir bakış açısından ele alınması, yada fiziki gerçeklere itiraz eden sözde bilim insanlarının hiç bir şey vaad etmeyen hayali fantazilerine bağlayarak devam edeceksek gerek yok. Gerçeklerden konuşacaksak devam edelim. Şu kişi bu kişi demiyorum, herkes için, hepimiz için geçerli.
Alıntı ile Cevapla
  #338  
Alt 18-10-2024, 19:31
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.620
Standart

Sn. dine mine ne; o metin, felsefi bir metin olmadığı için, mesela maddenin felsefi anlamda "özsel" bir varlık olduğu iddiasını desteklemez tabi ki. Maddenin oluşum aşamasındaki aşamalar ele alınıyor. Buradan yola çıkarak, insanların iddia ettikleri yaratıcı bir gücün, maddenin arkasında yer alamayacağını söyleyebiliriz. Bunda anormal bir durum yok. Madde kendiliğinden oluştuysa, demek ki maddeyi bir yaratan yoktur.

Bu sürece bilinci katıp, sonrasında istenç/istem/irade üzerinden yorum yaparak bir yere varamazsınız. Bu çok basit bir şey. Deniyor ki simetri KENDİLİĞİNDEN kırılmıştır. Kendiliğinden kelimesi, bildiğimiz tesadüfe denktir. Yani madde tesadüfen ortaya çıkmıştır. Bu kendiliğinden/tesadüfen oluşum aşaması, biyolojideki mutasyon olgusunda da karşımıza çıkıyor. Mutasyon da kendiliğinden oluşuyor. Yani insanın evrim aşamalarında da, tıpkı maddenin oluşum aşamasında olduğu gibi bir tesadüf söz konusudur.

Sn. Levh; insan, yüceltilecek bir canlı değil. Hepimiz sıradan kuyruksuz primatlarız. Bir hayvanız ve hayvanların olağanüstü yaratıcıları yoktur. Bir ayının veya bir papağanın tanrısı/şeytanı yoktur. Bizim de yoktur, yok olmak zorundadır. Sizin perspektifinizden baktığımızda bunu söylemek zorundayız. Madem tümel düşüneceğiz, bütün canlıların arasında bir bağ olduğunu veya her şeyin bir olduğunu söyleyeceğiz, o zaman sayısını hesap edemeyeceğimiz Dünya'daki bütün hayvanların tanrısı/şeytanı yoksa, biz nasıl olacakta bir tanrıdan ya da simülasyoncudan bahsedebiliriz?!
Ya da uçsuz bucaksız Evren'de bizden başka canlı yoksa, biz nasıl olacakta kendimizi aklımızın alamayacağı Evren'e monte edeceğiz?
Dünya'da bizden başka bilinçli hayvan türleri olsaydı veya Evren'de bizim gibi canlılar olsaydı, yaratıcı/simülasyoncu gibi şeyleri belki düşünebilirdik ama içinde bulunduğumuz durumda, yapabileceğimiz tek şey, gerçeği kabul etmek ve bu gerçekte dediğim gibi sıradan bir primat olduğumuz ve Dünya'da/Evren'de bir önemimizin olmadığıdır.

Sorumluluk, kendimizi önemli sanmaktan vazgeçmektir.
Alıntı ile Cevapla
  #339  
Alt 18-10-2024, 21:07
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Madde dediğimiz şeyin özünde ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Kütle, enerji, atomlar... Hepsi birer form ama bu formlar sabit mi? Madde kendi başına var olan bir şey değil. Kuantum fiziği bile gösteriyor ki, madde dediğimiz şey aslında dalga formlarından oluşuyor, yani bizim düşündüğümüz gibi katı, değişmez bir gerçekliği yok.
Madde katı değildir, öyle de düşünmüyoruz, hiç öyle düşünmedik, düşünemeyiz, böyle düşünmenin de yanlış olduğunu ve neden böyle düşünemdiğimizi başka bir başlıkta, üstelik sana cevap verirken dile getirdim, defalarca detaylı, örneklerle açıkladım ve çarpıtmamanı söylemiştim. ki maddenin katı olduğunu da iddia eden sendin, çünkü pinokyo tanrı üfürüğün için, çarpıtmak, çarpıtarak cehaleti sömürenlerden feyz almak işine geliyor. Aha bakın katı olmayan bir şey daha bulundu demek için. Bu ahmakça bir taktik, ama ne yapalım ki bir çok insan bu tür taktiklerle aldatılıyor

Kuantum kelimesi istismarının da ilgisi yok! Nasılsa insanın ve gözlem imkanlarının sınırını aşan detaylar üzerinden masallar, yalanlar uydurup, aha kuantum denebilmektedir-nasılsa itiraz için elde yeterli veri olmayacaktır!, bu yapılanlar adilik, satılmışlık. Bu bir piyasadır -cehalet piyasası- ve milyonlarca cahil, bu adiler tarafından sömürülmekte, hatta yönetilmektedir, ülkle dahi cehalet sömürüsü üzerinden yönetilmekte, tarihte eşi, benzeri görülmemiş biçimde talan edilip, soyulmaktadır. Yani cehalet sömürüsü piyasası böyle geniş bir bataklık. Bunlar türlü menfaatleri, sapkınlıkları uğruna, bütün kavramların anlamını deforme eden, çarpıtan türlerdir de.
---------------------------------------------------
Form-yapılara(örneğin moleküler yapı) nazaran soyutladığımız kavramlar, form-yapılara nazaran daha alt bir zemini, kaynağı, maddeyi temsil etmez, bağlamaz. Madde dediğimizi herhangi bir form-yapı şahsında tanımlama çabası -yani çarpıtırsanız- nafiledir. Yani gaz, sıvı, katı vb. gibi kriterler anlam taşımaz, bu tür kriterlere vurulamaz. Üstelik gaz, sıvı, plazma değil de, neden özlellikle KATI DEMEYİ SEÇTİNİZ?. Biz maddeye dair form-yapısal tanım denemelerinin, usülen de esasen de yanlış olduğunu söylüyoruz. Varlık-yokluk nasıl ki genel biçimde tanımlanırsa, madde dediğimiz de varlığın ÇEŞİTLİ BİÇİMLERİNİN kaynağı, muhtevası çerçevesinde genel ifade, anlamıyladır herhangi bir cismin-yapının kendine özel şahsına işndirgenemez, bu saçmalık, akılsızlık olur.

Dalga dediğimiz şahsına münhasırlık, cisimleştirilebilir, uzaysallaştıılabilir nevi şahsına münhasır bir yapı değil, maddi etki-tepki dağılımı, yayılımıdır, bunun kuantum alanı, zuantum alanı diye bir ayrımı yok. Kaynağı madde, maddi bağlar, ilişkiler, dokular, yapılar vb.

Bir örümcek ağı gibi, bir noktadan çekersek ne olur? Gözlem ufkumuzda salt boşluk diye bir yer, alan mevcut değil, maddeyle, haliyle naddi ilişkiler, etkileşimler(dalga oluşumları da burada) dolu. Madde oluşmaz, var olmaz, yok olmaz, çünkü tüm bu zaman, mesafe vb. kavramlarımızdan önce gelir, çeşitli biçimelre olduğpu gibi bu kavramlara kaynaktır, bunun lamı, cimi, aması, maması yok.

Tanrı üfürükleri konusunda çeşitli kavramları çarpıtmanın, maddenin yapısı vb. tartıştırıp konuyu bulandırmanınanlamı, yeri yok. Mesele varlık-yokluk meselesidir ve bu hikayede yeri, gözlemi, oluru, şahsileştirilmesi ve anlamı olmayan, insan tarafından uydurulmuş, fizik, akıl, mantık dışı masallar ve bu masalların üfürük tanrılarıdır. Konu, özünde bu kadar basittir.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #340  
Alt 19-10-2024, 03:33
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Bak, neyin plazması, özü, kökü... Kendinden bir şeyi yok ortada! Modern fizikte bildiğimiz şey, temel parçacıkların kendi başlarına bağımsız bir kütleye sahip olmadıklarıdır. Ancak bir araya geldiklerinde maddeyi oluştururlar ve o zaman 'gerçek' hale gelirler. Yani bu parçacıkların kendileri bir araya gelmedikçe kütleleri yok, adeta bir rüya ya da hayalet gibiler. Son tartışmamızda senin "saf madde" dediğin şeyi duyunca, kendimi pencereden atmamak için zor tuttum! Sakin ol, lütfen bir daha saf madde falan deme, ciddiyim bak, kendimi pencereden atarım. 😊

Bir de, Tanrı konusuna gelirsek... İnandığım Tanrı'dan felsefi olarak kurtulamazsın. Sonsuz devinim halinde bir plazman olsa ne yazar? Sonuçta, bu sonsuz devinim içinde evrenin sonsuz noktalarında, Spartacus ve dinozorların aynı anda bir şeyler tartışıyor olması bile mümkün olur! Farklı evrenler ve teoriler ne kadar uçuk gelse de, bunları çürütebilecek sağlam bir zemin yok. Devinim sonsuz, sınır yok... Böyle bir durumda, yukarıda söylediğim şeylerin gerçek olma ihtimali de kaçınılmaz. Yani, Tanrı yok desen ne olur? Yine de mantığa sığmayan olasılıklardan kaçamazsın.

Bak, bu tartışmada bile tuşlara basarken, sonsuzluğun sonsuzluklarında sonsuz sayıda aynı tuşa basıyor olabilirim, hem de aynı tartışma konusu üzerinde! Yani aynı anda, evrenin bir köşesinde başka bir 'ben' de bu tuşlara basıyor olabilir. Matematiksel açıdan bu, absürt değil; aksine, sonsuz devinim halindeki maddede aynı durumların sonsuz sayıda ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Eğer sonsuz bir evrende her şey tekrar tekrar gerçekleşebiliyorsa, bu tuşlara basma durumu da sonsuz sayıda kez gerçekleşiyor olabilir. Sonsuzlukta her şeyin tekrarlanması dahi mantıksız değil, aksine bu durum neredeyse kaçınılmaz bir sonuç. Sonuçta, madde sonsuz devinim içinde aynı ve farkli durumları tekrar tekrar yarata bilme potansiyeline sahip olurdu.

Maddenin ezeli olması ya da yok olmaması neyi değiştirir ki? Sonuçta bu gücün ya da potansiyelin varlığı, yine de mantığa sığmıyor. Tanrı demişim, üfürmüşüm; ama asıl üfürük olan, bu ortamdaki maddenin kendisi! Sürekli var olduğunu söylemek, bu durumu daha anlaşılır kılmıyor. Ortamın kendisi zaten başlı başına bir muamma!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
futbol klübü nedir?,din nedir?,inanç nedir? İslam 3 22-05-2007 14:35
Cinlerin tanımı ama biraz farklı nietzsche İslam 11 16-06-2006 20:34
Ateizmin tanımı ve çeşitleri İslam 12 27-04-2006 08:38

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:30 .