Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #341  
Alt 19-10-2024, 05:00
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sn. dine mine ne; o metin, felsefi bir metin olmadığı için, mesela maddenin felsefi anlamda "özsel" bir varlık olduğu iddiasını desteklemez tabi ki. Maddenin oluşum aşamasındaki aşamalar ele alınıyor. Buradan yola çıkarak, insanların iddia ettikleri yaratıcı bir gücün, maddenin arkasında yer alamayacağını söyleyebiliriz. Bunda anormal bir durum yok. Madde kendiliğinden oluştuysa, demek ki maddeyi bir yaratan yoktur.

Bu sürece bilinci katıp, sonrasında istenç/istem/irade üzerinden yorum yaparak bir yere varamazsınız. Bu çok basit bir şey. Deniyor ki simetri KENDİLİĞİNDEN kırılmıştır. Kendiliğinden kelimesi, bildiğimiz tesadüfe denktir. Yani madde tesadüfen ortaya çıkmıştır. Bu kendiliğinden/tesadüfen oluşum aşaması, biyolojideki mutasyon olgusunda da karşımıza çıkıyor. Mutasyon da kendiliğinden oluşuyor. Yani insanın evrim aşamalarında da, tıpkı maddenin oluşum aşamasında olduğu gibi bir tesadüf söz konusudur.


Big Bang'in tesadüfen vakumdan çıktığını iddia ediyorsun, fakat elektron sıçramalarına baktığımızda, bu kadar hassas ve düzenli işleyen bir sistemin tesadüfen açıklanamayacağını görüyoruz. Elektronlar enerji seviyeleri arasında anlık sıçramalar yapıyorlar, bu sıçramaların anında gerçekleşmesi maddenin kararlılığını sağlıyor. Eğer bu sıçramalar rastgele ve zaman alıcı olsaydı, atomlar kararsız hale gelirdi ve maddi dünya çökerdi. Yani elektronların bu düzeni tesadüf ile açıklanamaz. Bu süreç, evrende bir düzen ve bilincli işlediğini gösteriyor cünkü elektronun tam olarak hangi yörüngeye yerleşeceğini belirleyen klasik anlamda bir "formül" geliştirmek mümkün değil.

Ayrıca bu tesadüf yorumu evrim teorisi için de geçerli. Evrim mekanizmasının canlıların mikro düzeyde çevreye nasıl adapte olduklarını kanıtladığı söyleniyor ama bu mekanizma gözlemlerle tam anlamıyla kanıtlanmış değil. 'Adapte olmayan ölecek' diye ortaya atılan açıklamalar gözlemden yoksun teoriler. Evrimin mikro düzeyde nasıl işlediğiyle ilgili net bir kanıt elimizde yok.

Mesela, bir deneyde büyük kertenkeleler bir adaya salındı ve küçük kertenkelelerin ayaklarının küçüldüğü gözlemlendi, çünkü ince dallara kaçarak kendilerini korumak zorunda kaldılar. Burada ayakların küçülmesi, koşulların zorlamasıyla bir adaptasyon olarak açıklanıyor. Ancak, kertenkelelerin diğer vücut bölümleri değişime uğramadı. Yani, bu sürecin gerçekten elemine edilmiş bir evrimsel değişim olduğunu gösteren bir kanıt yok. Kertenkelelerin iki nesil sonra tümü ayakları üzerinden adapte oluyor. Eğer adaptasyon süreci tesadüfi olsaydı, vücudun farklı yerlerinde de değişim girişimleri olması gerekirdi.

Ancak, bu tür değişim girişimleri gözlemlenmiyor. Bu da yaratıcının bir gücün varlığına kanıt niteliğindedir. Eğer gerçekten tesadüfen olsaydı, farklı değişim süreçleri gözlemlenmeli ve bu yanlış değişim girişimleri (yani işe yaramayanlar) da doğal seçilimle ayakta kalamamalıydı. O zaman, işe yaramayan değişimlerin elendiğini görebilirdik.

Ancak, siz bu alışılmış çıplak kral teorilerine inanmazsanız geri kalmış olursunuz düşüncesine kapılıyorsunuz. Oysa bilimsel teorilerin varsayımlar yapması doğaldır, fakat asıl garip olan, tesadüfün sanki ispatlanmış gibi kabul görmesi. Benim itirazım da buna. Evrim tabi ki tartışmasız.
Alıntı ile Cevapla
  #342  
Alt 19-10-2024, 19:29
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.673

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Big Bang'in tesadüfen vakumdan çıktığını iddia ediyorsun, fakat elektron sıçramalarına baktığımızda, bu kadar hassas ve düzenli işleyen bir sistemin tesadüfen açıklanamayacağını görüyoruz.... Eğer bu sıçramalar rastgele ve zaman alıcı olsaydı, atomlar kararsız hale gelirdi ve maddi dünya çökerdi.
Hadi oradan, zırva. Evrende hassas işleyen düzen varmış vs. hadi oradan şarlatan, kıçına füze taktır Venüse yollasınlar seni. İnsanlık bu şarlatan kenelerden kurtulmadıkça, huzura eremez, başka türlü iflah olmaz ve sizden de, insanlığın binlerce yıllık birikimini kirletip, çarpıtıp, telef etmeye çalışan, süzme cahil, şebek-e-lerden kurtulamaz. Tesadüfün anlamını bilmeyenden bir halt biliyormuş gibi boş, safsata kıyas ve nameler. Ne alakası var elektron sıçramalarının... Zaten maddi dünyalar oluşuyor, çöküyor da, sana göre çökme, sana göre düzen. Metafizik kafalı, akıl, mantık dışı, akılsız, mantıksız, Pinokyo bir tanrı üfürüğü için bilgiyi, insanlığın birikimlerini kirletip, karartsın da nasıl olursa olsun, yeter ki aldatacak laf salatası olsun.

Big Bang mi? Kapsamı bakımından, eksik, yanlış kurgu üzerine kuruludur, aşılmalıdır, meseleye var olmak değil, dönüşmek çerçevesinden bakmaktan uzaktır.

Güneş bizim açımızdan kararlı görünse bile, plazma gibi kararsız ve pinokyodan tanrısız bir halin dönüşümü, ürünüdür ve hatta tersin geri o hale de dönüşebilir(ve pinokyo tanrı öldü). Şimdi ne oldu avare?!

500 trilyon bakteri, her biri günde 70 kez bölünüp, çoğalıyorsa ->
A mutasyonunun B(sadece bir birey!) bakterisinde gerçekleşme oranı, 0.00000000000000000000000000000000000000000001 ise;

Günde gerçekleşen mutasyon oluşumuna sebep olacak bölünme vakası = 3.500.000.000.000.000'dur.
Ölen bakterileri çıksak bile 2. gün bakteri sayısı, iki katı olacaktır.
O halde 2. gün gerçekleşecek bölünme sayısı;
7.000.000.000.000.000'dur

Peki 1.000 gün sonra-içinde? Kaç kez bölünme vakası olmuş? Katrilyonlarca.

Ortada trilyonlara bakteri var ve olasılık günde 70 kez trilyonlarca bakteri namına, bir bütün halinde düşünülmeli, yani sadece 1 bireye denk gelme şansı 0,000000000000000000000000000000000001 bile olsa, herhangi birilerine denk gelme olasılığı ise bindelik dilimlerle ifade edilebilir, çünkü trilyonlarca da bakteri, katrilyonlarca da bölünme vakası vardır! Birine denk gelmesi de, o biri -şahsı, namına- için t.e.s.a.d.ü.f.t.ü.r. A mutasyonu neden şu nokta, şu bölgede, şu tarihte, şu bakterilerde gerçekleşti -> ONLAR ADINA t.e.s.a.d.ü.f, gerçekleşme namına ise -ortama bağlı- k.a.ç.ı.n.ı.l.m.a.z.

Şarlatanlığa, sahtekarlığa makhum olmamak veya düşmemek için öncelikle yeterli bilgi, birikime sahip olmalı veya olanlardan bilgi edinilmelidir. Bunu yaparken de akıl, mantık yerinde ve işlevini yitirmemiş olmalıdır.
Evrende hassas ayar, denge vs. olduğu söylemi yalandır, hikayedir, uydurmadır, safsatadır, gerçek ise hem mutlak ve istisnasız hassas ayar yoktur hem de kaostur ve düzenli sistem dediğimiz -ki mutlak olmayan, belirli kriterlere, işleyişe bağlı ve değişebilir, görece aldığımız etkilere, bağlı hareket imkan, olanak, ölçütlerimize ve ne kadar etkilenip, etkilenmediğimize, kendimize vb. belirli kıstaslara göredir. varlık-yokluk/doğa açısından ise böyle bir ayrım, kıyas kurma durumu yok, ha ayakta, ha yatıyor, ha oturuyor, ha ölü, ha diri bir ayrım gözetmiyor-arzetmiyor ve bu kaos dahilinde bin bir çeşit olasılık anlam kazanıyor, gerçekleşiyor, nerede, kim namına gerçekleştiği davası ise -> t.e.s.a.d.ü.f.t.ü.r, özel, ayrıcalıklı bir sebebi yok. İşte böylece kaos sayesinde çeşitli olanaklar, olasılıklar hasıl oluyor ve düzen de kaostan doğuyor, kaosla sürebiliyor, yaşıyor, kaosla dönüşüyor, kayboluyor.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #343  
Alt 19-10-2024, 21:29
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Hakaretlere gerek yok. Bilimsel bir tartışma yapıyorsak, konuyu bilimsel çerçevede ele al. Elektron sıçramalarının anlık olması, atomların enerji seviyelerindeki kararlılığı ve bu sayede maddenin istikrarını sağlaması ile ilgili bir durum. Bu, metafizik ya da tesadüf meselesi değil, gözlemlenebilir ve ölçülebilir bir fenomendir. Benim söylediğim, bu anlık sıçramaların atomların kararlı yapısını korumasında kritik bir rol oynadığıdır.

Evet, evrende maddi döngüsel süreçler var, ancak bu süreçlerin altında yatan mekanizmalar ve yasalar oldukça karmaşık ve belirli bir düzen içinde işler. 'Düzen' derken kastettiğim, bu yasaların ve etkileşimlerin gözlemlenebilir bir düzen içinde gerçekleşmesidir.

Big Bang teorisi konusuna gelince, elbette bu teori evrenin oluşumunu açıklamakta eksiklikler barındırabilir, ancak bilimsel teoriler gelişmeye ve değişmeye açıktır. Bilim, bu eksiklikleri gidermek için vardır ve zamanla teoriler evrim geçirir. Örneğin, Einstein'ın ortaya çıkışı, Newton'un teorilerini çürüttügü anlamına gelmedi. Newton'un klasik mekanik yasaları düşük hızlar ve büyük ölçeklerde hala geçerliliğini koruyor. Ancak Einstein'ın genel görelilik teorisi, yüksek hızlar ve büyük kütleçekim alanları gibi daha ekstrem koşullarda Newton'un teorilerini genişleterek daha doğru sonuçlar verdi. Yani Einstein, Newton'u çürütmedi, onu daha geniş bir çerçevede ele aldı ve ileriye taşıdı.

Aynı durum Big Bang teorisi için de geçerli. Big Bang, evrenin genişlemesi hakkında en güçlü ve yaygın kabul gören modeldir. Ancak tıpkı Newton'un teorilerinin Einstein tarafından genişletildiği gibi, Big Bang teorisi de yeni veriler ve bilimsel anlayışlarla zaman içinde genişletilebilir ya da detaylandırılabilir. Şu anki veriler ve gözlemler, Big Bang'in evrenin oluşumu ve genişlemesi için en iyi açıklama olduğunu gösteriyor. Ancak bu, teorinin zamanla yeni bilgiler ışığında güncellenmeyeceği anlamına gelmez.

Newton'un teorilerini tamamen çürütebilir misin? Hayır. Çünkü onlar hala belirli durumlarda geçerli ve kullanışlıdır. Aynı şekilde, Big Bang teorisini de tamamen çürütmek şu an için mümkün değil, çünkü elimizdeki veriler bu teoriyle uyumlu.

Bu söylediklerimin insanlık birikimini kirletmekle ne alakası var?

Ayrıca, verdiğin örnek, kertenkelelerin ayaklarındaki değişimlerin tesadüf olduğunu kanıtlamaz. Eğer gerçekten bir mutasyonun tesadüfi olduğunu söyleyeceksek, kertenkelelerde farklı ve işe yaramaz değişimlerin de gözlemlenmesi gerekirdi. Ancak böyle bir gözlem yoksa, sadece faydalı bir değişimin ortaya çıkıp yayılması 'tesadüf' olarak değerlendirilemez. Tesadüfi mutasyonlardan bahsediyorsak, işe yaramaz uzuv değişikliklerinin de ortaya çıkması gerekir ki verdiğin hesapların bir anlamı olsun.

Eğer sadece işe yarayan mutasyonlar ortaya çıkıyor ve bu değişiklikler organizmanın hayatta kalmasına katkıda bulunuyorsa, o zaman bu sürecin gerçekten 'tesadüfi' olup olmadığını sorgulamalıyız. Bu tür durumlarda, akıllı tasarım düşüncesi devreye girmesinde ne sakınca var?. Tesadüf olarak nitelendirdiğin şey, sonuçta bir amaç doğrultusunda şekillenen bir süreç . Tesadüf, adeta çıplak bir kral gibi; gerçek bir temele dayanmıyor. Sen de, batıl inançlarla insanları iyileştirdiğini ya da sorunları çözdüğünü iddia eden kişiler gibi, farklı bir görüşle karşılaştığında bu duruma tahammül edemiyor gibisin. Bu tutumun, halk arasında 'hoca' ya da 'üfürükçü' diye anılan kişilere benziyor. İnsan biraz daha sakin olur; nedir bu tavır, anlamış değilim doğrusu.
Alıntı ile Cevapla
  #344  
Alt 19-10-2024, 23:27
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Big Bang mi? Kapsamı bakımından, eksik, yanlış kurgu üzerine kuruludur, aşılmalıdır, meseleye var olmak değil, dönüşmek çerçevesinden bakmaktan uzaktır.

Güneş bizim açımızdan kararlı görünse bile, plazma gibi kararsız ve pinokyodan tanrısız bir halin dönüşümü, ürünüdür ve hatta tersin geri o hale de dönüşebilir(ve pinokyo tanrı öldü). Şimdi ne oldu avare?!


Maddi süreçlerin, maddenin kendinde bir şey olmadığı, yalnızca bir hayali varlık olduğundan ve bu süreçlerin dokunma olmadan gerçekleştiği gerçeği üzerinden, kodlamanın maddi temele dayandığı sorgulanabilir. Dokunma yok enerjide, formun bir parçası değil. Zaten dalga ve frekanslar aracılığıyla gerçekleşen kodlama, bilgidir. Elektromanyetik dalgalarda "ışık" olarak algıladığımız ve yorumladığımız da aslında bir enformasyondur. Tüm temel zemin enformasyon, bilgi, güç ve kuvvetlerden oluşur.

"Madde" dediğimiz şeyin kendiside yok, sadece bir formu var. Bu formun gerçekliğini dokunmadan hissettiren şeyin de formu yok. Bu fenomeni "güç", "kuvvet" ya da "enerji" diyerek açıklamaya çalışmış ve kendimizi kandırmışız. Oysa, gördüğümüz formları bir arada tutanın bir formu yok, ama "Tanrı öldü" diyoruz. kendinde şey hayali şeylerden olsan Madde dediğimiz formların dönüşümünü sağlayan şey ne? Yine kuvvet. Peki bu kuvvetin bir formu var mı? Yok.

Ama bir safın tekine göre Tanrı ölmüş! Peki neden? Madde dönüyormuş, ama maddeyi döndüren ne? Etki-tepkiymiş. Peki, bunun özünde ne var? Safın anlayamadığı şu: Kuvvet, etki-tepki ilişkilerinin özüdür. Kuvvet olmadan, bir etki yaratmak ve buna tepki vermek mümkün değildir. Newton'un üçüncü yasasında belirtildiği gibi, her etki için eşit ve zıt bir tepki vardır ve bu, kuvvetlerin etkileşimiyle gerçekleşir. Kuvvetler, nesnelerin hareketlerini, yönlerini ve hızlarını değiştiren temel unsurlardır.

Etki ve tepki, fiziksel dünyada kuvvetlerin etkileşimi sayesinde meydana gelir. Bu yüzden, kuvvet, etki-tepki mekanizmasının temelidir. Bilim, maddenin temel yapı taşları olan atom altı parçacıkların ve kuvvetlerin bir araya gelerek maddeyi oluşturduğunu kabul eder. Eğer madde kendi başına bağımsız bir varlık değilse, asıl temel unsurun kuvvet olduğu açıktır. Firavun'un da tek tanrı fikrine karşı çıkmasının arkasında, kendi tanrısal statüsünü koruma, siyasi gücünü pekiştirme ve toplumsal düzeni sürdürme isteği yatıyordu. Bizim hacı fış fısın derdi de aynı.

Tanrı fikrinin ölmesi, insanları daha kolay kontrol edilebilir hale getirir. Çünkü manevi ve otorite kaynağı Tanrı'dır. İnsanlar, iyiyi ve kötüyü ayırt etme konusunda bu otoriteye karşı bir sorumluluk hissederler. Bu his ortadan kalktığında, insanlar daha fazla koyunlaşır; yani sorgulamayan, sadece dünyevi otoritelere itaat eden bir kitleye dönüşürler. Oysa tanrı fikri mevcut olduğunda, karşılarındaki otoriteyi sorgulama eğiliminde olurlar. Bu yüzden bazıları, nedense, Tanrı'yı "öldürmeye" fazlasıyla hevesli.
Alıntı ile Cevapla
  #345  
Alt 20-10-2024, 00:13
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.673

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Maddi süreçlerin, maddenin kendinde bir şey olmadığı, yalnızca bir hayali varlık olduğundan ve bu süreçlerin dokunma olmadan gerçekleştiği gerçeği üzerinden, kodlamanın maddi temele dayandığı sorgulanabilir. Dokunma yok enerjide, formun bir parçası değil. Zaten dalga ve frekanslar aracılığıyla gerçekleşen kodlama, bilgidir. Elektromanyetik dalgalarda "ışık" olarak algıladığımız ve yorumladığımız da aslında bir enformasyondur. Tüm temel zemin enformasyon, bilgi, güç ve kuvvetlerden oluşur.
Kodlama, kod da bırak maddi temeli, temelde(!) ve özünde madde, maddi, maddi süreçlerin ürünüdür ve hiç bir kodlama, kod parçacığı dahi, maddi süreçler, yorumlama, dokunma -etki-tepki prensibine tabi-, yansıtma olmadan işlev kazanmaz, gerçekleşemez. Kod dediğimizin her bir simgesi, harfinin dahi, maddi bir karşılığı ve ayrıca ilgili maddi izin-sembolün- de etki temsili vardır ve kodlayıcı, okuyucu da bu maddi izler ve sembolik olarak karşılık gelen maddi etki ile işlevlerini, sembolik olarak taşıdıkları, yüklenen iş, eylemleri yerine getirir. Kodlar da dile(language) dairdir ve ancak okunduğunda, okuyucu(maddi) taraflı olarak çeşitli eylemler, maddi süreçler gerçekleştirilir. Bu biçimde hele sapı, samanı birbirne boca etmiş, akıl, mantık dışı ve kavramalrı da çarpıtan bir geri bilinç ile, sorgulamanın anlamı yok, vakit israfı. Zihin veya işlemcide çeşitli hafıza edilmiş veri karşılıklarının eşleştirmeleri vb. üzerinden zihince türetilenlerin namı-na konuşmak başkadır, nasıl türetildikleri başka. Bizi bu konuda türetilenlerin her bir kaleminin şahsen(!) ne olduğu değil , asıl türetildikleri, temel ve kaynak, maddi süreçler ve bu süreçlerin öznesi ilgilendiriyor, diğer konu ise -örneğin Pinokyo gerçek midir, zihinsel türetim midir vb. başka bir konunun konusu olabilir.

Gerisini okumadım bu paragrafın da yine yalan, yanlış, sap, saman hepsi birbirine karıştırılmış, enformasyonmuş... Frekans nedir bilmiyorsun, yine geçmiş yıllarda enerji=ruh tadında yaptığın ısrarlı tanımı bilerek çarpıtma sahtekarlığını, bu seferde frekans diye yapmaya çalışıyorsun.

Oysa frekans da boyut kavramımız gibi ölçüye nazaran, dairdir, yani frekans kendinde bir şey değil, kendinde şey veya şeye bağlı, hareket, eylem, şu ya da bu etkilerinin, birim zamanda tekrarı üzerinden elde edilen veriye dayanır ve salt dalga konusuyla da ilgili değildir.

Kodlama sırf frekansla gerçekleşmiyor, frekans dediğimiz, örneğin duyumla ilgili ise, bir etki->tepkinin-> birim(süresi size kalmış, genelde 1 saniyedir, özelde konuya göre değişir) zamanda ne kadar sayıda olduğu, etkilediği üzerinden anlam kazanıyor, yani ALINAN bu etki tekrarı aralığı da FARK oluşturduğu için, ilgili etkilerin, çok çeşitli yönleri, özellikelri gibi, referanslardan sadece birisi oluyor. Örneğin etki-tepki şiddeti, alanı, etki-tepki sayısı(frekansın anlamı burada), bunlar çeşitli faktörlerdir, bu faktörler etkiyi, tepki vereni de, kodu da oluşturmaz, kod oluşturan beyin, organ, düzenekler veya cihazlarda ilgili referanslar olurlar.

Ne diyeyim ki, frekans nedir, kod nedir, kodlamak nedir bilmiyor, 1 tane üfürük pinokyo tanrısı için çeşitli cehalet, karaktersizik, sahtekarlıklara girişiyor. Sebep? Uyduruk, akıl, mantık, izan, irfan, fizik dışı ve hiç gereği, yeri yokken uydurduğu pinokya tanrı saplantısı...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #346  
Alt 20-10-2024, 16:23
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kodlama, kod da bırak maddi temeli, temelde(!) ve özünde madde, maddi, maddi süreçlerin ürünüdür ve hiç bir kodlama, kod parçacığı dahi, maddi süreçler, yorumlama, dokunma -etki-tepki prensibine tabi-, yansıtma olmadan işlev kazanmaz, gerçekleşemez. Kod dediğimizin her bir simgesi, harfinin dahi, maddi bir karşılığı ve ayrıca ilgili maddi izin-sembolün- de etki temsili vardır ve kodlayıcı, okuyucu da bu maddi izler ve sembolik olarak karşılık gelen maddi etki ile işlevlerini, sembolik olarak taşıdıkları, yüklenen iş, eylemleri yerine getirir. Kodlar da dile(language) dairdir ve ancak okunduğunda, okuyucu(maddi) taraflı olarak çeşitli eylemler, maddi süreçler gerçekleştirilir[B]. ..

Rüyalarımız ve maddi gerçeklik aslında holografik görüntüler gibidir. Tıpkı bir hologram gibi, madde ve gerçeklik, bilgi temelli bir yansıma olarak karşımıza çıkar. Hologramlar, fiziksel bir varlık gibi görünmelerine rağmen, aslında yalnızca ışık ve bilginin belirli bir düzende şekillenmiş halidir. Rüyalarımızda yaşadığımız deneyimler de benzer şekilde kodlanmış bilgilerden oluşur ve bu bilgiler, tıpkı bir hologramda olduğu gibi, algımız sayesinde anlam kazanır.

Rüyalarımız gibi, maddi dünyayı da tıpkı bir holografik yansıma olarak deneyimleriz. Madde, yalnızca belirli bilgilerin ve dalgaların düzenlenmesiyle anlam kazanır. Holografik görüntüde olduğu gibi, madde de kodlanmış bir yapıdır ve bilincimiz bu kodları algılayarak onları deneyime dönüştürür.

Eğer madde katı ve değişmez olsaydı, rüyalarımızda olduğu gibi, bu kodlama ve esneklik de mümkün olmazdı. Gerçeklik, bir anlamda, holografik bir şekilde bize sunulan, bilgi temelli bir yansıma gibidir.

Dolayısıyla maddi süreçlerden bahsetmenin anlamı yok, çünkü madde kendinde bir şey değil. Madde, esnek bir yapıya sahip bilgidir; özü itibarıyla holografik ve soyut bir olgudur. Düşüncelerimiz, hislerimiz ve hatta rüyalarımız gibi soyut dünyamız da bir hologram gibidir. Bunlar, varlık olarak ortada olmayan, sadece formlar aracılığıyla algıladığımız şeylerdir. Fiziksel süreçlerden bahsetmek, bu açıdan bakıldığında anlamını yitirir, çünkü madde dediğimiz şeyin aslında kendinde bir gerçekliği yoktur.

Bu durumu, "lafla peynir gemisi yürütmek" gibi düşünebiliriz. 'Maddi süreçler' demekle iş bitmiyor; çünkü madde, ne ise o diyebileceğimiz sabit ve bağımsız bir varlık değildir. Madde, varlık bulduğu haliyle yalnızca bir form, bir bilgi yansımasıdır; tıpkı rüyalarımızdaki olayların zihnimizde şekillenip anlam kazanması gibi.
Alıntı ile Cevapla
  #347  
Alt 20-10-2024, 18:53
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.673

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Rüyalarımız ve maddi gerçeklik aslında holografik görüntüler gibidir. Tıpkı bir hologram gibi, madde ve gerçeklik, bilgi temelli bir yansıma olarak karşımıza çıkar. Hologramlar, fiziksel bir varlık gibi görünmelerine rağmen, aslında yalnızca ışık ve bilginin belirli bir düzende şekillenmiş halidir. Rüyalarımızda yaşadığımız deneyimler de benzer şekilde kodlanmış bilgilerden oluşur ve bu bilgiler, tıpkı bir hologramda olduğu gibi, algımız sayesinde anlam kazanır.

Rüyalarımız gibi, maddi dünyayı da tıpkı bir holografik yansıma olarak deneyimleriz. Madde, yalnızca belirli bilgilerin ve dalgaların düzenlenmesiyle anlam kazanır. Holografik görüntüde olduğu gibi, madde de kodlanmış bir yapıdır ve bilincimiz bu kodları algılayarak onları deneyime dönüştürür.

Eğer madde katı ve değişmez olsaydı, rüyalarımızda olduğu gibi, bu kodlama ve esneklik de mümkün olmazdı. Gerçeklik, bir anlamda, holografik bir şekilde bize sunulan, bilgi temelli bir yansıma gibidir.
Bak sahtekar haysiyetsiz

MADDE KATI DEĞİLDİR, BU YALANI ÖNE SÜREN SENSİN, BU SANA AYLAR, YILLAR ÖNCE SÖYLENDİ, neden öyle görülemeyeceği de zaten defalarca anlatıldı. bu yazıda bile. Bu yalancı düzenbazlığı, sahtekarlığı neden yapıyorsun, fahişeleşmene değiyor mu? İnsanlığın aydınlanması, ilerlemesine karşı verdiğin bu ilkel savaşlalarla eline ne geçiyor?

Kod dediğin özünde DİL ile ilgili. Konuşan insandır, insanı sözler değil, aksine sözleri insan üretir, anlam verir, gerçek iddia ettiğinin tam tersidir. Maddi ilişkileri -maddi etkiler yoluyla -duyu organları- alıp-yorumlayan, bunları simgeleler haline getirip, maddi olarak iz'leyen ve bu izleri okuyup, yorumlayan da, birbirine karıştırıp, boca edip, çeşitli türetim yetisi oluşturan da organik yapı ve merkezde beyindir(organ). maddi cihazlar, yapılar vb. mantık aynıdır. Yani görüntü=şeyin kendisi değil, alıcının, öznenin, her ne ise, o şeyin kendinden(aslı) yayılan ETKİLERİN alınması yoluyla ona atfedilen temsil, simgesel karşılık vb. dir, bu simgesel karşılık için yine MADDE kullanılır, ancak onun temsiliymiş gibi anlam, kabul yüklenerek ilgili maddi zi(kod, simge, kelime neyse) hafızaya depolanır, okuyucu, o temsili izleri, maddeyi, kimysal bileşen, artık yöntem olarak ne kullanılmasa okurken, öncesinde o temsillere yüklenen anlamdan dolayı bir anlama, kanıya, yoruma, betimlemeye, işaret edebilmeye erişir. Bu sadece yöntemdir, şey'lerin kendisi değil, onlara dair, işaret, tanı vb. amaçlı eşleştirmedir. Eşleştirme farzen yapılır, yani eşek dersem bu kelime=eşek olmaz, ama gerçek eşeği(yani seni, ki senin iddian bu) işaret eder.

Bilgi ve dalgalar, hologram vb, madde ve maddi ilişkiler, etkileşimler üzerinden soyutlanarak anlam kazanır, gözün, kulağın, derin, dilin, burnun, tümü de etki-tepki prensibi üzerinden çalışır, maddi, fiziki etkiler, yine maddi olan beyince yorumlanır, yani önce maddi etkiler, alımı, beynin yorumlaması, bunun üzerinden de bilgi, tepki oluşumları(hissiyatlar), görme, duyma, tad alma, dokunma farkındalığı oluşur. Yani gerçek, sahtekarlığının, düzenbazlık, yalancılık ve ahmaklığının tam tersi. Her cevapta izah edilmez ki, arkadaş sen düpedüz yalan, dolan, talan, sahtekarlık yapıyorsun, derdin ne? amacın ne? neden bu kadar mal olmayı seçiyorsun? Hayır eline ne geçiyor?

Çöp, yazdıkların çöp! defalarca neden, nasıl çöp olduğu ve GERÇEĞİ, DOĞRUSU zaten defalarca izah edildi, senişnkisi görüş değil, fdikir değil, düpedüz sahtekarlık, yalancılık, buna ne cevap verilebilir ki?

Kısaca ısrarla sahtekarlık, yalancılık yapıyorsun ve en az 10 kez anlatıldı, tekrar etmeye gerek var mı?...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #348  
Alt 21-10-2024, 15:19
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

Sn Ahlaksız;

Yüceltilmek veya alçaltılmak bu dünyaya ait kavramlardır. Gerçekte bu kavramlar yoktur. Bunlar bizim uydurmamız. Önce meselenin derinini anlamanız lazım. Biz ya da ben dediğimiz şey, zaten her şey. Sen her şeysin. Bizi insan olarak diğer varlıklardan soyutlayarak değer veya değersizlik atfedilemez. Konuyu bir şekilde Tanrı konusuna getirmek sizin açınızdan ayrı bir başarı öyküsü olsa gerek. Çünkü Tanrı'nın bu denklemde rolü bulunmuyor.

Madem ki her şey tümdür, Bir Tanrı'dan veya simülasyoncudan nasıl bahsedebiliriz sorusu güzel bir soru. Öncelikle şunu ifade etmem lazım ki ben ve biz arasında ne fark vardır ve gözlerle beyin arasında ne fark vardır bunları iyi analiz etmek lazım. Aslında ben ve biz temelde aynı şeyden gelir. Fakat belli yönlerden ayrışırlar. Gözler ve beyin aynı şey değildir. İkisi de ayrı ayrı "ben"dir, ama birisi gözdür ve birisi beyindir. İşleyişleri, işlevleri farklıdır. Bizler bütün olarak bu varlığın parçasıyız. Dolayısıyla "biz" dediğimizde hepimizi ve her şeyi kapsar. Aslında bu, güncel anlamdaki ben olmasa da evrensel manadaki ben'le aynı şeydir. Ancak hepimizin farklı işlevleri ve rolleri var. Konuya bu bağlamda yaklaşırsak kimimizin simülasyoncu, kimimizin Tanrı, kimimizin insan, kimimizin çöp konteyneri, kimimizin de yer altındaki toz zerresi olması normal. Yani hepimizin bir olmamız farklı görev ve fonksiyonlarımız olmasına engel değil. Biz hem biriz, hem farklıyız. Bir olduğumuz kadar biz'iz, ayrı olduğumuz kadar ben'iz. Bunun tersi de garip bir şekilde doğrudur. Yani bir olduğumuz kadar ben'iz, ayrı olduğumuz kadar biz'iz. Bu ben'i ve biz'i hangi açılardan ve hangi anlamlarda anladığınıza göre değişir.

Evren uçsuz bucaksız olmadığı için neden bizden zekisi yok diye çok da şey yapmamak lazım. Sıradan primat olmamız veya insan olmadığımızı iddia etmemiz gibi tuhaf iddialar bu bütün içinde gerçekten bir şey ifade etmiyor. Bu işte o kendinden kaçmak dediğim olay. Bundan vaz geçmemiz ve sorunla yüzleşmemiz gerekiyor.

Bir şeyin önemli olup olmaması göreceli bir kavram. Kişi kimine göre önemlidir, kimine göre önemli değildir. Bazen önemli olabilirsin ve bazen hiç bir önemin olmayabilir.

Eğer konu bağlamında önemin var olduğunu varsayarsak hiç bir şey bu bütün içinde önemli olamaz. Her şey eşit derecede önemli olur ve eşit derecede önemsiz olur. O zaman bu konu hakkında yazmamıza da gerek yoktur. Bu da bizi düşünceden uzaklaştırır. Tam da simülasyoncunun istediği şey. Aa o zaman size söyliyim, ben ona bunu vermem.
Alıntı ile Cevapla
  #349  
Alt 21-10-2024, 18:28
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bak sahtekar haysiyetsiz

MADDE KATI DEĞİLDİR, BU YALANI ÖNE SÜREN SENSİN, BU SANA AYLAR, YILLAR ÖNCE SÖYLENDİ, neden öyle görülemeyeceği de zaten defalarca anlatıldı. bu yazıda bile. Bu yalancı düzenbazlığı, sahtekarlığı neden yapıyorsun, fahişeleşmene değiyor mu? İnsanlığın aydınlanması, ilerlemesine karşı verdiğin bu ilkel savaşlalarla eline ne geçiyor?

Kod dediğin özünde DİL ile ilgili. Konuşan insandır, insanı sözler değil, aksine sözleri insan üretir, anlam verir, gerçek iddia ettiğinin tam tersidir. Maddi ilişkileri -maddi etkiler yoluyla -duyu organları- alıp-yorumlayan, bunları simgeleler haline getirip, maddi olarak iz'leyen ve bu izleri okuyup, yorumlayan da, birbirine karıştırıp, boca edip, çeşitli türetim yetisi oluşturan da organik yapı ve merkezde beyindir(organ). maddi cihazlar, yapılar vb. mantık aynıdır. Yani görüntü=şeyin kendisi değil, alıcının, öznenin, her ne ise, o şeyin kendinden(aslı) yayılan ETKİLERİN alınması yoluyla ona atfedilen temsil, simgesel karşılık vb. dir, bu simgesel karşılık için yine MADDE kullanılır, ancak onun temsiliymiş gibi anlam, kabul yüklenerek ilgili maddi zi(kod, simge, kelime neyse) hafızaya depolanır, okuyucu, o temsili izleri, maddeyi, kimysal bileşen, artık yöntem olarak ne kullanılmasa okurken, öncesinde o temsillere yüklenen anlamdan dolayı bir anlama, kanıya, yoruma, betimlemeye, işaret edebilmeye erişir. Bu sadece yöntemdir, şey'lerin kendisi değil, onlara dair, işaret, tanı vb. amaçlı eşleştirmedir. Eşleştirme farzen yapılır, yani eşek dersem bu kelime=eşek olmaz, ama gerçek eşeği(yani seni, ki senin iddian bu) işaret eder.

Bilgi ve dalgalar, hologram vb, madde ve maddi ilişkiler, etkileşimler üzerinden soyutlanarak anlam kazanır, gözün, kulağın, derin, dilin, burnun, tümü de etki-tepki prensibi üzerinden çalışır, maddi, fiziki etkiler, yine maddi olan beyince yorumlanır, yani önce maddi etkiler, alımı, beynin yorumlaması, bunun üzerinden de bilgi, tepki oluşumları(hissiyatlar), görme, duyma, tad alma, dokunma farkındalığı oluşur. Yani gerçek, sahtekarlığının, düzenbazlık, yalancılık ve ahmaklığının tam tersi. Her cevapta izah edilmez ki, arkadaş sen düpedüz yalan, dolan, talan, sahtekarlık yapıyorsun, derdin ne? amacın ne? neden bu kadar mal olmayı seçiyorsun? Hayır eline ne geçiyor?

Çöp, yazdıkların çöp! defalarca neden, nasıl çöp olduğu ve GERÇEĞİ, DOĞRUSU zaten defalarca izah edildi, senişnkisi görüş değil, fdikir değil, düpedüz sahtekarlık, yalancılık, buna ne cevap verilebilir ki?

Kısaca ısrarla sahtekarlık, yalancılık yapıyorsun ve en az 10 kez anlatıldı, tekrar etmeye gerek var mı?...

Bilgi, yorumlama ve değerlendirme sürecinde maddi bir yapı olmaktan çıkar. Bilinçli deneyim, anlamlandırma ve özgür irade gibi kavramlar maddi etkileşimlere indirgenemez. Beynimiz "etki-tepki" prensibiyle çalışsa da, kollarımızı veya başımızı hareket ettirdiğimiz gibi düşüncelerimizi, hislerimizi ve özgür irademizi aynı şekilde açıklayamayız.

Eğer özgür irade tamamen maddi süreçlerle açıklanabilseydi, her hareketimiz ve kararımız yalnızca fiziksel neden-sonuç zincirine bağlı olurdu. Oysa özgür irade, insanın kendi kararlarını alma kapasitesini ifade eder ve bu, sadece maddi süreçlerle açıklanamaz. Çünkü bu durumda özgürlük ortadan kalkar, sadece fiziksel yasaların sonucu olurduk. Bilim dünyasında özgür iradeyi maddi süreçlerle açıklayan bir teori yoktur, çünkü bu, özgür iradenin doğasına aykırıdır.

Sonuç olarak, bilinç ve özgür irade, maddi süreçlerin ötesine geçen soyut kavramlardır. Maddi süreçler bilinci oluşturabilir; ancak bilinçli deneyimler ve özgür irade yalnızca maddi süreçlerle açıklanamayacak kadar derin kavramlardır.

Eğer madde sabit bir yapı değil, sürekli enerji ve bilgiyle etkileşim halinde olan bir süreçse, kodlamayı yalnızca maddi bir süreç olarak görmek eksik kalır. Kodlama, bilgi ve enerjinin düzenli bir biçimde birleşimidir. Bu yüzden kodlamayı tam olarak anlamak için yalnızca fiziksel yapılarla ilgilenmek yeterli olmaz; bilginin nasıl düzenlendiği ve enerjinin nasıl kullanıldığı da dikkate alınmalıdır.

Bu anlaşıldığında, maddenin de kodlanmış bir bilgi olduğu ve yoğunlaşmış enerjinin bu bilgiyi düzenlediği ortaya çıkar. Örneğin, DNA fiziksel olarak bir molekül olsa da, içinde genetik bilgi barındırır. Bu bilgi, düzenli bir enerjiyle taşınır ve canlıların nasıl gelişeceğini belirler.
Alıntı ile Cevapla
  #350  
Alt 21-10-2024, 21:16
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.673

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bilgi, yorumlama ve değerlendirme sürecinde maddi bir yapı olmaktan çıkar. Bilinçli deneyim, anlamlandırma ve özgür irade gibi kavramlar maddi etkileşimlere indirgenemez. Beynimiz "etki-tepki" prensibiyle çalışsa da, kollarımızı veya başımızı hareket ettirdiğimiz gibi düşüncelerimizi, hislerimizi ve özgür irademizi aynı şekilde açıklayamayız.
Hepsini açıklayabiliriz ve zaten açıkladık, defalarca. O mesajımda dahi vardır, KOMBİNASYON, eşleştirme(haliyle ayrıştırma, kaçınma da dahildir) vb. demişimdir, algılayıcılar, duyular vb. etki-tepki prensibiyle çalışır, yorumlanır, bu yorumlar KOMBİNE EDİLEBİLİR, çok çeşitli etki-tepkiler arasından SEÇİM, TERCİH YAPILABİLİR, bak oldu şimdi! Zaten hiç de özele gerek olmaksızın dile getirmiştim, gördün mü 3 gram akıl, mantığın olsa zaten idrak edeceksin. Sen ne yap biliyor musun, bir şemsiye bul, kuş tüyü yastığa oturduğunu düşünerek üzerine otur, düğmeye bas, nasılsa duyacağın hissiyatın etki-tepkiye bağlı olmadığını iddia ediyorsun, sana bir şey olmaz.

Zaten mesajımda yazdım ya,
1.NASIL ELDE EDİLİP, YORUMLANDIĞI BAŞKA,
2.YORUMLANANA VERİLEN-YÜKLENEN ANLAM VE BÖYLECE NE OLDUĞU, OLMADIĞI KONUSUNU tartışmak BAŞKADIR

BU KONUDA ya da ilgili cümlelerimde BİZİ 1.(BİRİNCİSİ) İLGİLENDİRİYOR, ZATEN BELİRTİYORUM nasıl bir özürlüsün ki, hala daha neyin ele alındığını anlamamakta ısrar ediyorsun? Bizi bu konu itibarıyla ilgilendiriyor mu? hayır, git bu konuları, ilgili konularında tartış. Kaç tane örnek verdim, bir depremin nasıl oluştuğu başka, o depremin insan üzerinde oluşturduğu korku, kaygıları vb. tartışmak başkadır. Türetimlerine farazi olarak ne anlamlar yüklemiş olursan ol, ben o farazileri nedir, ne değildirler tartışmıyorum, burada bu yeti, olanağımızı sağlayan ALT-YAPIDAN söz ediyorum, derdim, amacım üfürdüklerinin her birini, onlara yüklediğin anlamı tek, tek ele alıp irdelemek değil. Bir bilgisayarın ne olduğu, nasıl çalıştığı başka, herhangi bir yapay zeka tarafından oluşturulup(KOMBİNASYONlar!) ekrana yansıtılan manzara görüntüsünün neye benzediğini tartışmak başka. Sonuç olarak o bilgisayar olmasaydı, o yapay zeka da olmayacak, o monitör olmasaydı, o görüntü de ekrana yansıtılamayacaktı(çok sayıdaki ampuller yakılamayacaktı).

Sonuç olarak, bu edebiyat ve lakırtıların, KOD'LAR maddi değildir ve bütün maddi süreçlerden bağımsızdır yönlü ifadenin YALAN OLDUĞUNU DEĞİŞTİRMEDİ, nasıl bir belaysan

Boca etme, çarpıtma, sahtekarlık yapma, bak o kadar net ve basit ifade ediyorum ki.

Yaptığın edebiyatların, lafazanlıkların, yalan, dolan, talan, çarpıtmaların, konu, söylemler, argümanlar, iddialar, itirazlar, dile gtirilmiş görüşlerle, MİNVAL, KAPSAM, MAKSAT bakımından ZERRE İLGİSİ, ALAKASI YOK.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
futbol klübü nedir?,din nedir?,inanç nedir? İslam 3 22-05-2007 14:35
Cinlerin tanımı ama biraz farklı nietzsche İslam 11 16-06-2006 20:34
Ateizmin tanımı ve çeşitleri İslam 12 27-04-2006 08:38

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:03 .