
23-10-2024, 00:54
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Hepsini açıklayabiliriz ve zaten açıkladık, defalarca. O mesajımda dahi vardır, KOMBİNASYON, eşleştirme(haliyle ayrıştırma, kaçınma da dahildir) vb. demişimdir, algılayıcılar, duyular vb. etki-tepki prensibiyle çalışır, yorumlanır, bu yorumlar KOMBİNE EDİLEBİLİR, çok çeşitli etki-tepkiler arasından SEÇİM, TERCİH YAPILABİLİR, bak oldu şimdi! Zaten hiç de özele gerek olmaksızın dile getirmiştim, gördün mü 3 gram akıl, mantığın olsa zaten idrak edeceksin. Sen ne yap biliyor musun, bir şemsiye bul, kuş tüyü yastığa oturduğunu düşünerek üzerine otur, düğmeye bas, nasılsa duyacağın hissiyatın etki-tepkiye bağlı olmadığını iddia ediyorsun, sana bir şey olmaz.
Zaten mesajımda yazdım ya,
1.NASIL ELDE EDİLİP, YORUMLANDIĞI BAŞKA,
2.YORUMLANANA VERİLEN-YÜKLENEN ANLAM VE BÖYLECE NE OLDUĞU, OLMADIĞI KONUSUNU tartışmak BAŞKADIR
BU KONUDA ya da ilgili cümlelerimde BİZİ 1.(BİRİNCİSİ) İLGİLENDİRİYOR, ZATEN BELİRTİYORUM nasıl bir özürlüsün ki, hala daha neyin ele alındığını anlamamakta ısrar ediyorsun? Bizi bu konu itibarıyla ilgilendiriyor mu? hayır, git bu konuları, ilgili konularında tartış. Kaç tane örnek verdim, bir depremin nasıl oluştuğu başka, o depremin insan üzerinde oluşturduğu korku, kaygıları vb. tartışmak başkadır.
|
Eğer her şey senin dediğin gibi yalnızca etki-tepki prensibiyle açıklanabilseydi, farkındalık, bilinç ve deneyim gibi öznel durumlar geri planda kalır ve sadece mekanik bir süreç olarak görülürdü. Bu durumda, kişinin bilinçli farkındalığı veya deneyimi önemini yitirirdi; çünkü her şey otomatik ve deterministik bir süreç olurdu.
Senin bakış açına göre, genel gerçeklik, yani etki-tepki ve nedensellik her zaman deneyimden önce gelir. Örneğin, bir kişinin eli yanıyorsa, bu sadece fiziksel bir etki-tepki meselesidir: Deride yanık oluşur ve bu yanık acıyı tetikler. Ancak kişinin bu acıyı fark edip etmediği göz ardı edilir. Bilinç devreye girmeden de 'acı' varmış gibi görünür.
Sen diyorsun ki: "Bilgisayarın ekranında bir görüntü varsa, bu görüntüyü oluşturan devreler nasıl işliyorsa, tüm süreç de aynı mekanik ilkelere dayanır." Yani, beyin de bir makine gibi yalnızca etki-tepki prensibiyle çalışır; bilinçli deneyim, bu mekanik süreçlerin kaçınılmaz bir sonucudur.
Ben ise şöyle diyorum: "Bilgisayar ekranda bir görüntü oluşturabilir, ancak bunu anlamlandıracak bir bilinç olmazsa, o görüntü anlamlı hale gelmez." Beyin mekanik süreçlerle işlese bile, farkındalık olmadan deneyim ya da acı, anlam kazanmaz.
Eğer her şey senin dediğin gibi olsaydı, bir termometre sıcaklığı sadece ölçmekle kalmaz, hissederdi. Çünkü o da bir etki-tepki sürecinin parçası, fakat bilinçsizdir. Aynı şekilde, bilgisayar da bir görüntü oluşturduğunda onu anlamlandırabilirdi, ama o da bilinçsizdir. Farkındalık olmadan, yalnızca mekanik işlemler olurdu.
Benim savunduğum, öznel deneyimlerin mekanik süreçlerden farklı olduğudur. Beyin sinir sinyallerini alıp işleyebilir, ancak bu sinyali 'acı' olarak deneyimlemek farkındalık gerektirir.
Sonuç olarak, sen genel gerçekliği, yani etki-tepki sürecini önceliyorsun. Oysa ben, öznel deneyimin bu mekanik süreçlerin ötesine geçtiğini savunuyorum. Çünkü farkındalık olmadan genel gerçeklik 'anlam' kazanmaz; farkındalık, deneyimi anlamlı kılan unsurdur.
"Genel gerçeklik" dediğimiz etki-tepki süreci, öznel farkındalık olmadan anlam kazanmaz ve dolayısıyla tam olarak "somutlaşmış" bir gerçeklik haline gelmez. Farkındalık, bu mekanik süreçlere anlam katan unsurdur; çünkü deneyim, farkındalık aracılığıyla şekillenir.
Bunu bilgisayar metaforuyla düşündüğümüzde, bilgisayarın ekranda oluşturduğu görüntü tek başına bir soyutlama gibidir. O görüntü, sadece devreler ve sinyallerin etki-tepki sürecine dayanan bir üründür. Ancak bu görüntü, onu algılayan bir bilinç olmadığında "anlamlı" bir gerçeklik haline gelmez. Bu yüzden bilgisayarın oluşturduğu görüntünün soyut olduğunu söyleyebiliriz; çünkü o görüntü, ancak farkındalık tarafından yorumlandığında somut bir gerçeklik haline gelir.
Filmde gördüğümüz görüntüler aslında sadece ışık dalgalarının bir yansımasıdır, yani bir anlamda soyut bir yapıdadır. Ancak bu görüntüler, farkındalık aracılığıyla anlam kazanır ve somut bir deneyime dönüşür. Ağlayan, gülen ya da duygusal olarak etkilenen kişi, bu soyut görüntüleri kendi farkındalığıyla somut bir anlam haline getirir. İşte bu yüzden bir film izlerken duygusal tepkiler veririz; çünkü farkındalık, o soyut görüntülere bir anlam yükler ve onları gerçek bir deneyim haline getirir.
Bir film izlerken aldığımız haz, üzüntü ya da heyecan tamamen bu anlamlandırma süreciyle ilgilidir. Görüntülerin arkasında yatan duygusal deneyim, farkındalığın ürünü olduğu için film bizim için anlamlı hale gelir. Yani, bir film izlememizin sebebi yalnızca mekanik bir süreçteki görüntüleri izlemek değil, bu görüntülerden somut bir anlam çıkarabilmek ve bu anlamla duygusal olarak bağlantı kurabilmektir.
Senin genel etki-tepki bakış açına göre, film izleme süreci mekanik bir etki-tepki zinciriyle açıklanırdı. Ekrandaki ışık dalgaları gözlerimize ulaşır, bu sinyaller beynimize iletilir ve bir dizi sinirsel reaksiyon tetiklenir. Bu süreçte film izlemek, sadece bu sinyallerin beynin belirli bölgelerine iletilmesi ve işlenmesi olurdu. Ancak, farkındalık, deneyim ve duygusal anlam gibi kavramlar arka planda kalır ya da tamamen göz ardı edilirdi.
Genel etki-tepki bakış açına göre, film izlemek yalnızca gözlerden beyne ulaşan bir dizi sinyalle sınırlı kalırdı, yani yalnızca algısal bir süreç olurdu. Filmdeki sahneler ve karakterler gözler aracılığıyla algılanır, beynin elektriksel sinyallerine dönüşür, ancak bu sürecin ötesinde bir anlam ya da duygusal deneyim ortaya çıkmazdı. Çünkü bu bakış açısında, farkındalık ve bilinçli deneyim mekanik süreçlerin ötesine geçemeyen yan ürünler olarak görülüyor.
Eğer bilinç sadece etki-tepki sürecinin bir yan ürünü olarak düşünülürse, bu durumda bilinçli farkındalık ya da deneyimlere temel bir önem atfedilmez; yani, onlar mekanik süreçlerin doğal bir sonucu olarak kabul edilir ve evrenin işleyişinde bağımsız bir rol oynamazlar. Bu, öznel deneyimlerin yalnızca fiziksel süreçlerin bir çıktısı olduğunu, kendi başlarına bir gerçeklik oluşturmadığını savunur. Oysa bu görüş, kuantum mekaniği perspektifinden ele alındığında, ciddi bir çelişki doğurur. Çünkü kuantum mekaniği, bilincin ve gözlemcinin rolünü merkezi bir noktaya yerleştirir.
Sana göre film izlemek, sadece beynin bir görüntüyü algılamasıyla sınırlı kalırdı. Ancak film izleme deneyiminde anlam, duygusal bağ kurma veya karakterlerin yaşadıklarına empatiyle yanıt verme gibi şeyler, öznel farkındalık olmadan mümkün değildir. Senin deterministik yaklaşımın, bu derin anlamlandırmayı göz ardı ettiği için, film izlemek anlamlı bir deneyim olmaktan çıkar ve sadece fiziksel bir tepki sürecine indirgenir.
Yani, senin bakış açına göre, film izlemek bilinçli bir deneyim değil; yalnızca gözlerin ışığı alması ve beynin bu bilgiyi işlemesidir. Oysa film izlemek, yalnızca ışık ve sinirsel tepkilerin ötesinde, farkındalıkla anlam kazanan somut bir deneyimdir. Filmdeki görüntüler, izleyen kişinin farkındalığı olmadan anlam taşımazdı. Duygusal tepkiler (ağlama, gülme) farkındalık ve bilinçli deneyimin ürünüdür; bunlar olmadan film izlemek de anlamsız hale gelir.
Senin bakış açına göre, film izlemenin gerçekliği anlamlı olmazdı, çünkü film yalnızca soyut bir ışık ve ses dizisi olarak kalırdı. Bu yaklaşımda, filmin içindeki hikâye, karakterler ve duygusal anlar gibi unsurlar, mekanik etki-tepki süreçleriyle açıklanamaz. Dolayısıyla izleyici, filmden bir anlam çıkaramaz; yalnızca görsel ve işitsel algılarla sınırlı kalır.
Bu durumda film izlemek, bir tür otomatik tepki haline gelir ve izleyicinin duygusal bir deneyim yaşaması veya filmden bir şey öğrenmesi mümkün olmaz. Yani, filmdeki sahnelerin ardındaki anlam ve duygular, farkındalık ve bilinçten yoksun bir süreçte kaybolur.
Sen "yoruma verilen anlam ve böylece ne olduğu veya olmadığı konusunu tartışmak başka bir şey" desen de, genel gerçekliği öncüllüyorsun. Oysa genel gerçeklik, yani evrenin etki-tepki mekanizmaları, bir bilinç olmadan "anlam" kazanamaz. Evrenin varlığı ve işleyişi, bir gözlemci veya deneyimleyici olmadan kendi başına anlam taşımaz. Eğer beyin acıyı anlamıyorsa, yani o sinyali işleyip deneyimleyecek bir farkındalık yoksa, fiziksel olarak bir yanma gerçekleşse bile kişi bunu deneyimleyemez. Bu, bilincin o acıyı "acı" olarak anlamlandıramadığı anlamına gelir.
Evren bilince öncellenemez, çünkü evren, öznel farkındalıkla anlam kazanır ve bu farkındalık olmadan anlamlı bir deneyim oluşturamaz. Bilinçli algılama olmadan, "vardı" diyemeyiz. Genel bir varsayımda bulunmak mümkün olsa da bu sadece bir varsayımdır; öznel bir ifade kullanırsak bu doğru olmaz. Bu durum, "biz olmadığımızda bir ağacın ses çıkardığını varsaymak" gibidir. Bu tür varsayımlar kesinlik taşımadığından, gerçekliği sorgulamaya açar.
Kuantum fiziği de bu durumu destekler. Farkındalık ve gözlem, bir sistemin durumunu etkileyebilir. Bir parçacığın varlığı, gözlemlenmediğinde belirsizlik içinde kalır; yani, bu parçacığın kesin bir şekilde "var" olduğunu söyleyemeyiz. Bu konuları bilimsel veriler üzerinden bir forumda tartışmak da sahtekarlık değildir.
|

23-10-2024, 18:20
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Eğer her şey senin dediğin gibi yalnızca etki-tepki prensibiyle açıklanabilseydi, farkındalık, bilinç ve deneyim gibi öznel durumlar geri planda kalır ve sadece mekanik bir süreç olarak görülürdü. Bu durumda, kişinin bilinçli farkındalığı veya deneyimi önemini yitirirdi; çünkü her şey otomatik ve deterministik bir süreç olurdu.
|
Temelde, alt-yapı, kaynağında olmaktan, PRENSİPTEN söz ediyorum, "her şey=etki-tepki" demiyorum, bu senin çaprıtman. Zaten her yazımda -senin bıkkınlık getiren kalın kafalılık, çarpıtmandan dolayı!- yorumlayan, anlam veren, kombine edenin ÖZNE olduğunu söylemekteyim, yani ETKİ-TEPKİ ve çeşitli süreçler gibi, yorumlamak, ANLAM vermek, kombinasyonlar namına YORUMLAYICI şart.
Maddi süreçler, etki-tepki dediğimde, determinist, indeterminist gibi bir ayrımdan söz etmedim, gereği de yok. Yine de; determinist süreçleri irdelemek başka, süreçlerden, çok çeşitli ve karmaşık süreçler, sonuçlar edilebilirliği başkadır. Determinist süreçler dendiğinde dahi, tek düze, lineer olduğunu sanıyorsun( 360 derece açıyla düşünmelisin, o da bilinen yetersizliğinle seni, yeti ve kapasiteni aşıyor). 1 Determinist etkiden dahi, çok çeşitli etkileşimler oluşabilir. Bir örnek; A etki, B tepki, C tepkiyi veren|yorumlayan, D sembolik karşılık.
A-----> B->C-> D sembolik karşılık verildi
A+ D -> E-> Kombinasyonla E sembolik karşılık oluşturuldu
D+ E--> F Kombinasyonun kombinasyonuyla F sembolik karşılığı oluşturuldu
A+ F--> G
A+ G--> H
A+ H--> I
....................... Z
1 etkiden, onlarca, yüzlerce sembolik karşılık oluşturulabildi. Burada D determinist bir sürecin sonucu bile olsa, hatta 1 determinist süreç, etki, 10,100+ determinist süreç, etki, tepkileşimler oluşturabilir, hatta 1 etkiye, X az tepki verir, Y çok tepki verir, Z hiç tepki vermez vb. bu X,Y,Z bir yapıda, ilişki halinde ise, bu 3 maddi formun davranışı, ister birleştirme, ayrıştırma, ister kombine vb. üzerinden, XYZ tepkisi-etkisi, bulgusu, vargısı, sonucu elde edilebilir . kısaca mümkün olmazdı yönlü uydurma iddian yine geçersiz..
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Ben ise şöyle diyorum: "Bilgisayar ekranda bir görüntü oluşturabilir, ancak bunu anlamlandıracak bir bilinç olmazsa, o görüntü anlamlı hale gelmez." Beyin mekanik süreçlerle işlese bile, farkındalık olmadan deneyim ya da acı, anlam kazanmaz..
|
Beyin mekanik süreçlerle işlese bile demişsin ya, işte o deneyim ve acı da mekanik süreçlerle, ayrı-gayrı değil  Bu kadar basit, ayırmamalı, burada mekanik süreçler GENEL bir ifade, illa salt şu ya da buna has demiyoruz, lineer süreçler de değiller...
Salt alınan değil, etki-tepki süreçleri organ tarafından da yönlendirilir, üretilir, çeşitli organlaradan alındığı gibi, etki, tepki iletilir de. Eş zamanlı, 1 ve tek, lineer değil, binbir çeşit etkileşimler, tepkimeler, maddi süreçler içerir. Örneğin lokal anastezi yapılan birisi, ilgili bölgede ACI duymayacaktır, çünkü ilgili bölümün etkiye verdiği tepki, iletilemeyecek, ilgili bölümler iletilemeyen tepkiyle->etkilenmediği, tetiklenmediği için de acı hissiyatı olmayacaktır. Olsa ne olurdu? Maddi süreçler sağlıklı işlemiş, hafıza edilmiş, tecrübe halini almış olurdu. Binlerce, milyonlarca yapı, etkileşime-tepkimeye, tetikleşime girmektedir, bu etkileşim olmaksızın, yapının herhangi bir bireyinin(örneğin salt 1 adet hücrenin), kendi başına varlığı, bileşiği dışında bir anlamı olmaz, o etkileşimleri dışladığımızda, artık o,, sıradan bir madde-kimyasaldır, bu halde her bir yapı, çeşitli etkilere verdiği tepkilere göre işlevler, işler yapmaktadır, bu etkileşimler kaçınılmazdır -bu rol oynar. Örneğin kulağımız hangi türden etkilere, tepki vermeye duyarlı ise o yapıdadır, çok daha farklı, detaylı ve etraflı, içerikli tepkiler ise, yine çok daha farklı, detaylı yapı ve birimleri ve elbette bütünde, aralarındaki ilişkiyi şart koşar, algı, anlam, farkındalık vb. şu ya da bu parçacığın şahsına münhasır değil, bütün maddi ilişkiler, süreçler ve AĞ dahilinde, BÜTÜNDE, organik (örgütlü) anlam kazanır...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Eğer her şey senin dediğin gibi olsaydı, bir termometre sıcaklığı sadece ölçmekle kalmaz, hissederdi. Çünkü o da bir etki-tepki sürecinin parçası, fakat bilinçsizdir. Aynı şekilde, bilgisayar da bir görüntü oluşturduğunda onu anlamlandırabilirdi, ama o da bilinçsizdir. Farkındalık olmadan, yalnızca mekanik işlemler olurdu.
|
Saçma ifadeler. Sürekli çarpıtıyorsun, yağmurun nasıl oluştuğunu anlatıyorum, sen tavanının akmasından söz etmediğimden şikayet ediyorsun, taktiğin bu ve aşırı sırıtıyor. Termometre yorumlayıcı bir organ değil, yine [B]ETKİ-TEPKİ PRENSİBİYLE/B] çalışan bir araçtır. ÖRNEĞİN KULAĞIMIZ DA ( ARAÇ!) beyin gibi YORUMLAMAZ, ancak etki-tepki prensibiyle! çalışır. FARKINDALIĞIN, BİLİNCİN TEMELİNDE dışlayamacağımız gerçek ETKİ-TEPKİ süreçleri kaynak olduğu gibi ARAÇTIR DA.
Doğada milyar yıllarda oluşan özellik, yetiler -katrilyonlarca kez katrilyonlarca kez katrilyonlarca kez katrilyon kombinasyonlar, olasılıklar, mutasyonlar vb., taklit edilebilir mi? Evet, ancak bu bir anda ve kolay olmayacaktır.
SONUÇ: FARKINDALIK İÇİN DE YİNE ETKİ-TEPKİ ve bu etki, tepkiler arasındaki FARKLARI KIYAS edebilmek gerekir. İnsanın farkındalık oluşturup, termometrenin oluşturamadığı iddiası bu gerçeği değiştirir mi? Hayır, termometre etki-tepki presibiyle çalışır, ama formu-yapısı gereği, verdiği tepikiyi yorumlama yetisine sahip değildir.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (23-10-2024 Saat 20:08 ) değiştirilmiştir.
|

25-10-2024, 13:40
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
"Mümkün olmaz" ifadem, ölçülmesi ve kanıtlanması mümkün olmayan olgularla ilgili. Bilinç fiziksel dünyada etkili bir olgu olmakla birlikte, doğrudan gözlemlenebilir ya da ölçülebilir bir nesne değildir. Tıpkı "Tanrı" kavramı gibi, bilinç de herhangi bir açıklama çabasına dayanmaktan ziyade varoluşsal ya da deneyimsel bir çerçevede ele alınabilecek bir anlayıştır. Bu bağlamda onu açıklamak mümkün değildir çünkü onu kanıtlayacak bir yöntemimiz yok.
Tanrı kavramı gibi, maddeyi irademizle harekete geçiriyoruz ama nedenin ne olduğunu ortaya koyamıyoruz. Etki, tepki olarak yorumladığımız bir araçtır, benim dediğim ise etkinin nedeninin ne olduğu ve bunun nasıl kanıtlanabileceği, yani mümkün olup olmadığıdır.
Ayrıca, eğer bilinç evrimle oluştuysa, canlı D aşamasına kadar nasıl farkındalıksız evrimleşti? Katrilyonlarca arka arkaya tesadüflerle mi? Hadi tuttu diyelim, tutmayanın hali ne olurdu? Bu durumda sembiyoz nasıl oluştu gibi soruları da akla getiriyor.
|

25-10-2024, 19:42
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
"Mümkün olmaz" ifadem, ölçülmesi ve kanıtlanması mümkün olmayan olgularla ilgili. Bilinç fiziksel dünyada etkili bir olgu olmakla birlikte, doğrudan gözlemlenebilir ya da ölçülebilir bir nesne değildir. Tıpkı "Tanrı" kavramı gibi, bilinç de herhangi bir açıklama çabasına dayanmaktan ziyade varoluşsal ya da deneyimsel bir çerçevede ele alınabilecek bir anlayıştır. Bu bağlamda onu açıklamak mümkün değildir çünkü onu kanıtlayacak bir yöntemimiz yok.
Tanrı kavramı gibi, maddeyi irademizle harekete geçiriyoruz ama nedenin ne olduğunu ortaya koyamıyoruz. Etki, tepki olarak yorumladığımız bir araçtır, benim dediğim ise etkinin nedeninin ne olduğu ve bunun nasıl kanıtlanabileceği, yani mümkün olup olmadığıdır.
Ayrıca, eğer bilinç evrimle oluştuysa, canlı D aşamasına kadar nasıl farkındalıksız evrimleşti? Katrilyonlarca arka arkaya tesadüflerle mi? Hadi tuttu diyelim, tutmayanın hali ne olurdu? Bu durumda sembiyoz nasıl oluştu gibi soruları da akla getiriyor.
|
Öncelikle çarpıtıp, ters çeviriyorsun. Doğrudan gözlemlenememesi -demek ki dolaylı gözlemi varmış, ama bu farazi üfürüklerle olmaz, onlar dolaylı, dolaysız da gözlem sınıfına girmezler-, hiç etkisi, gözlemi olmadığı veya GÖZLEM VEREN şu ya da bu ÖZNE olmadığı anlamına gelmez. Yani doğada kendi başına şey olarak bilinç bulunmaz, sözünü edeceksek burada özneden de söz etmek zorundayız, ettik de. Sen her kavramın olduğu gibi, bilincin de temelini -sanki her şeyden bağımsız kendinde bir şeymiş gibi- çarpıttın, kendi yaptığın yalan, dolanlarla, bir dolu laf üfürdün. Yetmiyor, gerçek olmayan(farazi, yalan tanımların!), masal kahramanı bile olamayan bir üfürüğe varlık, gerçeklik, bir dolu EYLEM atfetmeye çalışıyorsun, kısaca uyduruyor, yalan söylüyor, masal anlatıyorsun. Bu haline bakmadan da, arsızca, başka meselelere gelince çarpıtarak , yalan, yanlış da olsa, kırkı, kırk yarıyor havasındasın.
Örneğin bu ifadelerim bütünde cümleyi, detayda kelimeleri, kelimelerin de detayında sembolik harfleri içerir. Yorumlayabilmemiz için, sembolik karşılıklar veririz, okuyucu tarafından harfler ayırt edilir, şekli alınır, hafızada sembolik karşılıkla eşleştirilir ve ilgili organlarla, merkezi işlem birimince(beyin) yorumlanır. Yani yorumlanana kadar bu süreçler herhangi bir yorum, bilgi halinde değillerdir.
Ñ┐¿▒¦←Ú▒ ■┌J◄¦åµ. Solda ne yazmaktadır? Şeylerin yorumsuz, zihinden bağımsız gerçekliği, ortadalığı, varlığı başka, o şeylere yüklediğimiz sembolik karşılıklar, etkileşimler ve yorumlanması başkadır. Konu masal uyduruğu tanrı olacaksa, o halde nesini, eylemini gördün de yorumladın? Noel Baba uyduruğu, masalı dahi daha mantıklı, en azından atfedilen(atfedilmesi yalan da olsa), eylem(ebeveynler tarafından oyuncak bırakılması, ÖZNE belli!) milyonlarca kez gerçekleşiyor. Uyduran çıkıp diyor ki, e bu çocuk paket, kutu vs. içinde oyuncak bulduysa demek ki Noel Baba gerçek diyor, kısaca bu TAKTİK, yalan, saçmalık bile senin ne idüğü belirsiz saçmalıklarından daha az saçma. Ancak bir ahmak,,, önce atfedip, sonra da atfettiğim gibi oluyor, oldu diyerek kanıtmış gibi gösteren bir yalancıya inanır, bu kadar basit dolandırıcılığı anlayamaz. Neyse...
Örneğin, organik yapıların beyninde milyonlarca bileşen, parça çeşitli birimler olduğu gibi, günümüzde çeşitli işlemcilerde de milyonlarca transistör, çeşitli birimler vb. vardır, yani bu süreçler çeşitli, çok sayıda bileşen, parçalar, etki-tepki süreçleri, tetikleri içerir, böylece mümkün olur.
Yani öyle düşünce, bilinç, farkındalık "kendinde" bağımsız şey'ler, bilinemez değil, milyonlarca yapı, maddi süreçler, organik ilişkilerin ürünüdürler. Demek ki ister fiziki, isterse de zihni olsun -kurgu, senaryo olsa bile-, tüm bu eylemler namına FAİL(ÖZNE) ve varlığı, nesnelliği, nesnel gerçeği, organik ilişkileri ŞARTTIR. Yani birileri TANRI diye bir şey uyduracaksa öncelikle FAİLİ(ÖZNEYİ) ve tabi ki eylemleriini, üfürükle, uydurma, yalanlarla değil, nesnel olarak işaret edebilmeli. Hangi masal kahramanının nesnel, fiziki bir eylemine tanık oldun da atfettin, tanımladın?. BİLİNÇ DEMİŞSİN, açıklanamazmış gibi ÇARPITMIŞSIN, ancak NASIL oluştuğu ve FAİLİ işaret edebildik, sürece değinebildik. Bu işaret edilenin ortadalığı, varlığı, vasıfları UYDURANIN üfürüğünden bağımsız olarak varlık gösterebilmeli, eğer bu durum söz konusu değilse, kişi uyduruyor, yalan söylüyor, üfürüyor demektir -ki sen ıh, mıh diyerek YALAN SÖYLÜYORSUN.
Ortada ne bir tanrı, ne gereği, ne de ihtiyacımız var-yok...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

26-10-2024, 00:11
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Ñ┐¿▒¦←Ú▒ ■┌J◄¦åµ. Solda ne yazmaktadır? Şeylerin yorumsuz, zihinden bağımsız gerçekliği, ortadalığı, varlığı başka, o şeylere yüklediğimiz sembolik karşılıklar, etkileşimler ve yorumlanması başkadır. Konu masal uyduruğu tanrı olacaksa, o halde nesini, eylemini gördün de yorumladın?
|
Verdiğin örnek, uzaktan kumandanın televizyonu açmasıyla da kullanılabilir. Televizyonun açılması, bir fiziksel gerçekliktir ve bu durum "şeylerin yorumsuz, zihinden bağımsız gerçekliği" olarak adlandırılabilir. Yani, televizyon açıldığında bu olay kendi başına bir gerçektir ve bir izleyicinin buna yüklediği anlamdan bağımsızdır.
Öte yandan, izleyici televizyonu açtığında bu olaya anlam yükler; bu anlamlar eğlence, bilgi edinme veya rahatlama gibi çeşitli duygusal ve zihinsel bağlamlarda şekillenir. Bu durum ise "sembolik karşılıklar, etkileşimler ve yorumlama" kısmını ifade eder. İzleyici, televizyon açma eylemini kişisel ve öznel bir şekilde yorumlar ve ona anlam verir.
Sonuç olarak, nesnel gerçeklik (televizyonun açılması) ve öznel yorumlama (izleyicinin bu olayı nasıl algıladığı ve anlamlandırdığı) arasında bir ayrım vardır. Bu, öznel gerçeklik ile fiziksel gerçeklik arasındaki farkı göstermektedir.
Eğer Tanrı veya bilinç gibi kavramları da ele alıyorsak, uzaktan kumanda örneği bu durumları da benzer şekilde yorumlamamıza olanak tanır. Burada sadece fiziksel eylemler ve sonuçlar değil, aynı zamanda bu eylemlerin nasıl anlaşıldığı ve değerlendirildiği de önemlidir. Yani, Tanrı veya bilinç gibi kavramlar, tıpkı uzaktan kumanda ile televizyon arasındaki ilişki gibi, sembolik bir çerçeve içinde değerlendirilmemelidir.
Etki-tepki ilişkisi çerçevesinde, her şeyin duygularımızı ve manevi dünyamızı açıklayabileceği bir teori varsa, bu tezin geçerliliğini destekleyecek bir kanıt sunulması gerekir. Aksi takdirde, bu teori varsayımdan öteye geçemez.
Dolayisiyla, verdiğin örnek, uzaktan kumanda ve televizyon ilişkisi bağlamında da geçerli ama ötesi mümkün değil. Dolayısıyla belirli bir perspektiften bakıldığında, ifadelerin varsayıma dayalı . Bilinç, düşünce ve farkındalığın tamamen maddi süreçlerin ve organik ilişkilerin ürünü olduğuna dair kanıtlanmış kesin bir bilimsel açıklama yok. Bilinç ve farkındalık gibi fenomenlerin tam olarak nasıl oluşabildiğini anlamış değiliz. Nokta.
Noel Babada, anne babamız tarafından uydurulmuş bir figür değil; canlıların deneyimlerinden, içgüdülerinden ve hisslerinden kaynaklanan bir duygudur. Eğer dinler uydurulmasaydı, Tanrı da olmazdı düşüncesi saçmalıktır. Örneğin, Amazonlar'a gittiğinde, orada insanlar ormanın ruhuna duman yakıyor olabilir. Bir kişinin yaşadığı derin manevi ve duygusal acının, basit maddi açıklamalarla anlaşılamayacağı, sevdiklerini kaybetmesinin getirdiği üzüntü ve hayata bakış açısındaki değişiklik, sadece fiziksel veya mekanik açıklamalarla anlamlandırılamaz. Bu tür durumlar, daha derin manevi ve duygusal boyutları içerir. Birinin ateşi nasıl yaktığını veya bir kuşun nasıl uçtuğunu açıklamak, kişinin yaşadığı derin acıyı anlamak için yetersiz.
Neden tanrı? Maddenin belirli bir şekilde organize olup ve yaşam süreçleriyle birleşme sonucu beni duyarlı, hisseden ve içsel değerlere sahip bir varlık haline getirdigi için. Ama Tesadüf ... onu kendine sakla. Ama kendini kandırıyorsun. Eh, sen de öyle. Çünkü tanrı'nın varlığı ve tesadüfler hakkında kanıt bulmak zor ve genellikle kişisel inançlara dayanır. Tanrı inancı, çoğu insan için manevi ve öznel deneyimlerle desteklenir. Tesadüfler ise, olayların rastgele gerçekleşmesi olarak yorumlanabilir, ancak bu da bilimsel olarak tam anlamıyla kanıtlanamaz.
|

26-10-2024, 07:23
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Eğer Tanrı veya bilinç gibi kavramları da ele alıyorsak, uzaktan kumanda örneği bu durumları da benzer şekilde yorumlamamıza olanak tanır. Burada sadece fiziksel eylemler ve sonuçlar değil, aynı zamanda bu eylemlerin nasıl anlaşıldığı ve değerlendirildiği de önemlidir. Yani, Tanrı veya bilinç gibi kavramlar, tıpkı uzaktan kumanda ile televizyon arasındaki ilişki gibi, sembolik bir çerçeve içinde değerlendirilmemelidir.
|
Tanrı mı? O da ne? Sebep? Neden üfürük, uyduruk, saçma ve gereksiz bir kelime namına düşünecekmişim? Sembolik çerçeve mi? Uzaktan kumanda da yine maddi ilişkiler, etkişimlerle çalışır ve televizyonda da tepki veren bir alıcı vardır...vs. vs. bir yığın etki-tepki, maddi süreç işler, sonra dingilin birisi çıkar, bu mümkün olamaz, mutlak tanrı işi ve arada RUH var der çıkar -ki sadece cahildir..
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Etki-tepki ilişkisi çerçevesinde, her şeyin duygularımızı ve manevi dünyamızı açıklayabileceği bir teori varsa, bu tezin geçerliliğini destekleyecek bir kanıt sunulması gerekir. Aksi takdirde, bu teori varsayımdan öteye geçemez.
|
Kimse böyle bir iddiada bulunmadı, daha öncede defalarca uyarmıştım, çarpıtma diye. ETKİ-TEPKİ, duyu organlarımızın çalışma prensibinde yer alır, sonuç olarak yorumlayan, yorumu yapan duyu organları değil, işlem merkezleridir...
Kanıt mı, Kulak, göz(görme, duyma) -> maddi titreşimlere, dalga etkisine dayalı çalışır. Yani hem göz hem de yorumcu birim tepki vermek zorundadır vermezse kör, sağırdır
Dokunma -> Maddi etkilere göre çalışır, yine tepki vermek durumundadır.
Tat -> Maddi etkilere göre çalışır, yine aynı biçimde tepki vermek durumudnadır.
Kısaca maddi etkileşim, tepkime,,, reaksiyonlar...
Koku-> Yine aynı mantık...
Sadece organik değil, insan yapımı organik olmayan, ancak etki-tepki, alıcı, verici cihazların bir ağ düzeneğiyle - sinir sistemi gibi- çeşitli ilişkiler, bağıntılar oluşturulduğunda da, yorumlayabilmek için veri elde edilebilir. Örneğin şu an kullandığınız bilgisayar, telefon her ne ise, işlemcisinde milyonlarca sayıda transistör, kondansatör, hafıza birimleri vb. bulunur. Yani etki-tepki süreçleri, sadece 1 birim ve salt 1 tepki üzerinden işlemediği gibi, çok çeşitli birimlerlerin örgütlü ilişki ağlarıyla, çeşitli biçimler vb. aktarılır, işlenir, işlenerek aktarılır, çeşitlenir, türlenir, filtre olur, sembolik karşılıklar vb. verilir, yorumlanır. İnsan veya hernagi bir hayvan beyninde de, etki-tepkiler veren, reaksiyon gösteren MİLYONLARCA hücre, yapı mevcuttur. İnsanların hafızaları da bilgisayar ortamına aktarılabilir, silinebilir, değiştirilebilir, kısaca doğru maddi ilişkiler, iletişim sağlandıkça bunlarda başarılacak -ki belirli düzeylerde başarılmıştır da zaten... Basit haplar,çikolata vb. derken, en ilkel yöntemler dahi çeşitli etki-tepki, reaksiyon çözümlemeleriyle mümkün olmuştur
2 yazı öncesinde 1 adet etkinin dahi, onlarca, yüzlerce çeşit tepkilere, etkilere dönüşebileceğine, çeşitli yorumlara vesile olabileceğine dair (A, B, C, D, E,...Z harfleriyle) örnek vermiştim. Yani etki-tepkilerin yorumlanması bilgi ve teorilere imkan vermez iddiası KOCA bir yalan olduğu gibi, cehalettir de, daha kaç kez kanıtlanmalı?. Bu durum, bunca basit örnekler ve anlatılara rağmen, prensip ile prensiplerle elde edilen sonucu veya yorumu ve yorumların içeriği, verilen anlamları vb. bir ve aynı şeylermiş gibi gösterip, çarpıtıp, bilinçsizlik, akıl, mantık, idrak ve düşünme kabiliyetinin körelmişliğini, bakış açısı yoksunluğu da ifade eder.
Örneğin ısı, gaz okuyucuları vb. gibi. Sonuç olarak bilgi edinebilmek için, bu cihazların etki-tepki prensibiyle çalışması ve tepkinin -yansıtılan sonuçları-, insan tarafından gözlemlenebilir olması gerekir. Haliyle cihazın tepkiye dayalı davranışları, insan için bir veri olur ve buna dayalı olarak yorumlarda bulunur. Örnbeğin 1 gaz dedektörünün verdiği değerler, insan tarafından yorumlanabilir, buradan bilgi çıkmaz diyen, bunca örnek ve açıklamaya rağmen, ısrarla çarpıtan ya cahildir ya da sahtekar. Yani çok çeşitli etki-tepkiler üzerinden çeşitli kıyas, yorumlarda bulunulması, içeriği, detayı başka, etki-tepki ve kullanımı başkadır.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Dolayisiyla, verdiğin örnek, uzaktan kumanda ve televizyon ilişkisi bağlamında da geçerli ama ötesi mümkün değil. Dolayısıyla belirli bir perspektiften bakıldığında, ifadelerin varsayıma dayalı . Bilinç, düşünce ve farkındalığın tamamen maddi süreçlerin ve organik ilişkilerin ürünü olduğuna dair kanıtlanmış kesin bir bilimsel açıklama yok. Bilinç ve farkındalık gibi fenomenlerin tam olarak nasıl oluşabildiğini anlamış değiliz. Nokta.
|
TANRI dediğin BİR UYDURMA iken dahi varsayımdan söz edebiliyor böyle üfürük, yalan, yanlış lafazanlıklar etmeye de çekinmiyorsun. Hadi diğeri varsayım olsun(ki değil, defalarca açıkladım! sen sadece ifadelerimin kapsamını çarpıtıp, alaksız biçimde çorba, alaksız yerlere çekerek, prensipte olan ifademi, aşırı genelleyerek çarpıttın), hangi sahtekarlıkla üfürük -varsayım bile olamaz- tanrıdan söz ediyorsun o halde? İşte insan sahtekar ve şarlatan olmaya görsün, böyle tuatrsız, ciddiyetsiz, şarlatanlıkları ortaya çılkatır.
NASIL olduğunu bilmemek başka, temelde olanın maddi ilişkiler, süreçler, etkileşimler olduğunu bilmek başkadır. Açıklayamamak, YALANLARININ, saçmalıklarının doğru olduğu anlamına gelmez, esası, usülü değiştirmez. Örneğin yağmurun, depremin, gece, gündüzün nasıl olduğu, gerçekleştiğini bilmemek başka, maddiliği ve maddi süreçlerin sonucu gerçekleşmeleri, gözlemi başka. Bakalım sürekli çarpıtmak ve sahtekarlıktan ne zaman vazgeçeceksin?.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Noel Babada, anne babamız tarafından uydurulmuş bir figür değil; canlıların deneyimlerinden, içgüdülerinden ve hisslerinden kaynaklanan bir duygudur. Eğer dinler uydurulmasaydı, Tanrı da olmazdı düşüncesi saçmalıktır.
|
Şu ya da bu,,, Noel Baba da üfürük tanrı masalı gibi, insan tarafından uydurulmuştur, ne duygusundan söz ediyorsun?. Duyguyu insandan, beyninden, maddi süreçler, tecrübeler, ilişkilerden bağımsız gaipten bir şey mi sanıyorsun? Ki aşırı afyon, alkol alımı sonrası da -ki gramlık afyona bak, duygulara nasıl etki etmiş- duyguları da karışmış biçimde birileri uydurmuş olabilir.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Neden tanrı? Maddenin belirli bir şekilde organize olup ve yaşam süreçleriyle birleşme sonucu beni duyarlı, hisseden ve içsel değerlere sahip bir varlık haline getirdigi için. Ama Tesadüf ... onu kendine sakla. .
|
Madde olunca olmaz diye bir kaide mi var? Yok, yapı-taşı, malzeme olarak madde, maddi yapı, süreç, olgu, olaylardan başka ne var(git bir kan tahlili yaptır)? Milyarlarca yılda, katrilyonlarca kez, katliyonlarca kez... katrilyon maddi ilişikiler bunu sağlayamazdı da, sonsuz sayıda yaratıcı üfürmeni gerektirecek uyduruk, akıl, mantık dışı atfettiğin hayali, masal tanrı sağladı öyle mi? Varlık-yokluk ortadadır, bir başlangıcı olamaz, hasılı ortada olanın katrilyonlarca kez katrilyon ilişkisinden, çeşitli biçimlerin, form-yapıların, ilişkilerin açığa çıkması, olasılıklar, tesadüfler(!) olağanüstü olabilir, ancak NORMALDİR. Ancak masal kahramanı olarak uydurulan sözde tanrı masallarında ise; gerçek, akıl, mantık dışı üzre tesadüfe bile yer yoktur İnançlı bir dinci ve tabu savunucusu olsan anlarım, ama senin yaptığının anlamı => uyduruk saplantıları namına sahtekarlıktır. Tesadüf kavramını da çarpıtıyorsun ve yine nasıl çarpıttığını açıklamıştım...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (26-10-2024 Saat 12:16 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:29 .
|