Enerji dediğimiz, kapasiteyle ilgili bir kavram da ondan. Tersi, düzü farketmiyor, tanım değişmiyor.
maddeyi enerjiye çevirmediniz, siz çeşitli maddeleri, yine birbirilerine kuvvet uygulayabilecekleri biçimde çatıştırdınız, yapılarda alışverişler meydana geldi, alış ve verişler...
Anlamak için ısı elektrik gibi kavramları kullanmak ilk elden doğru değil. örneğin bez bir çadır çökerse, 1 oranında iş açığa çıkartır, bir demir bina çökerse 10 gibi, örneğin bu binanın çökerken etrafına uyguladığı kuvvet, etkinin meydana getirdiği değişim iş, bakın bina, etrafta oluşturduğu değişime dönüşmüyor

etrafta oluşan değişim de -çok farklı bir kavram!- tersin geri o binaya dönüşmüyor...
Oksidasyon->yanma dediğimiz olay, bir sistemden-atom, moleküler YAPI, elektron ayrılması-bunu tetikleyen bir kuvvet olmalı, ona da ateş dediniz, ama ateş dediğinzide maddenin bir halidir, bir hali, diğer halle, ilişkiye sokarak birbirine dayatarak, çatıştırıyorsunuz(kaba yazıyorum,diğer türlüsü anlaşılırlığı zor).. Elektronlar ayrıldıysa o halde başka yapılara, ayrılan elektronlar vasıtasıyla etkiyecektir, onlarda elektron alınca buna redüksiyon deniyor. Bir göle taş attınız, ne olur, aldınız, verdiniz. Yani bir sistemden ayrılan elektronlar, kimyasal tepki vermenizi sağlıyor, alıyorsunuz, veriyorsunuz, yani madde bir yerden kopuyor, diğerine geçiyor veya etkiyebilir, etkilenebilir ilişki oluşuyor... işte o tepkime de, o an, etki-tepki metabolizmanızı hareketli kılıyor, işte o hareketlilik değişimi sağlıyor, İŞ oluyor. ne kadar(nicelik) hareket edebilirlik, kapasite, o kapasite miktarına da enerji diyoruz... bunlar ilgili örnekte neye bağlı? Oksidasyon ve redüksyona, erimine... meselenin temeli, madde alış-verişine düğümleniyor, hani dile getirmiştim, ne kadar madde miktarı o kadar "iş kapasitesi"(eneji).
hani yukarıda çöken binadan söz ettim, eğer metabolizmanızı hareketli kılacak, form yapınızı da koruyamayacağınız düzeyde bozmayacak olsaydı, o çöken binanın etrafa uyguladığı etki, kuvveti de kullanacaktınız...
Nicelikler, maddeye dönüşmez veya madde niceliğe... madenin kendisi nicelik değildir, ama bir yerdeki maddelerin sayısı-miktarı, veya bir maddenin, madde
miktarı niceliktir(m), ışığın hızı da niceliktir.. enerji de zaten bu niceliklerin, formülüyle bulunuyor.
Sevgili fabula, madde ısıya d.ö.n.ü.ş.m.ü.y.o.r, kabaca yazıyorum ama en anlaşılır olanı, maddi yapılar, sistemler birbirlerinden parça alıp veriyor, kimyasal tepkimeler oluyor, hatta elementler dahi değişiyor(molekül sayısı, elektron sayısı, moleküllerin diziliş FORMU yapısı), bu alıp verme ile açığa çıkan, size yansıyan tarafıyla tepkime, o tepkime de esasında bir iş, iş gerçekleşiyor böylece, siz o iş'e ısı diyorsunuz, ısı kapasitesine ise ısı enerjisi, yani o kapasiteyi kullanmak... İşi sağlayan faktörler azaldığında, tepki veriyorsunuz-çünkü iş düşüyor-, buna üşümek diyorsunuz, aksi durumda etkiye maruz kaldığınızda ise ısınmak diyorsunuz...
form ve yapılar değişiyor, madde başka bir şeye dönüşmüyor, form-yapılar değişiyor, değişerek başka formlara dönüşüyor. madde ve hareket birliktedir, lakn form-yapı farklı bir kavram, maddenin hareketi, hareketliliği, en nihayetinde form-yapıalrıda değiştiriyor, süreğen dinamik bir zemin.. peki iş ne idi?
Diyelim ki elinizde 10 taş var ve bir suya atacaksınız, taşları attığınız süreç boyunca, atmış olduğunuz taşlar, su'da hareketlenmeye, tepkimeye yol açtı. iyi ama neden sona erdi diyeceksiniz, çünkü taşın, suya etkisi, yer çekimi ekseniyledir de, o kuvvetledir, taş suya ilk çarptığında kuvvet uyguladı, aksetti, sonra yüklendiği çekim kuvvetiyle aşağı indi, zemine düştü ve o zemin, taşın çekim doğrultusunda hareket edemez, örnek bağlamında görünür bir iş meydana getirme-diğer maddelere etki, değişim sağlama koşulu tükendi... Taşı attınız, bir ÇARPIŞMA, hareketlenme gerçekleşti, oldu ve bitti, şimdi o haraket bittiği an iş'de bitti, enerji o işin kapasitesiydi, siz bana suda oluşan ve sonrada artık olmayan iş'in, kapasitesinin, ineden tekrar geri taşa dönüşmediğini sormuş oldunuz...
peki ne kadar madde miktarlı taş? O kadar iş, işte bu "o kadar" ifadem, kapasiteyle ilgili...
ya da, bir su değirmeni, su aktığı ve etkidiği sürece dönecek, su ne kadar çok ve ne kadar yer çekimiyle ivmeleniyor(o kadar direk çekim gücüyle yükleniyor), yüklenebiliyor-o kadar kapasite!, haliyle açığa bir iş çıkacak. 10 metre yüksekten 1 damla suyu bıraksak, ama o da değirmeni çevirmeyecek, hızına rağmen, oysa orada asıl ölçüt, bizim yerin çekim kuvvetinden yararlanma çabamızdır, dolayısıyla bu madde miktarı ve yüklenme süresine de bağlı. ne kadar yüksekten düşüyor, yüklenme birikimi-ki bu da süre kavramını soyutluyor- o kadar uzuyor. ivmelenme de, hız yüklenen kuvvetin artmasıyla doğru orantılı artıyor, ama esas işi yapan, maddenin, yüklendiği kütle çekimi kuvveti, böylece ne kadar madde-miktar o kadar yüksek oranlı yüklenme durumu ve yükenebilirlik kapasitesi.. İşte biz buna da, işin mahiyetine göre "su-akışkan sıvı- enerjisi" diyoruz, ısı enerjisi, elektrik enerjisi değimiz de böyle, farklı değil, maddi bir akış, bir kuvvet, kuvvetle yüklenebilirlik, direnç, tepkilenme var esasın temelinde.